25.03.2018

Çetrefilli Kariyerim

3/25/2018 09:54:00 ÖÖ 0 Comments


İş hayatı;
Genellikle iş hayatına sıkıcı ve monoton derler.
Nedense benim için hiç de öyle olmadı evet kabul ediyorum bazı zamanlar zor olduğu anlar hatta içinden çıkılamaz anlar olmuştur ama asla sıkıcı ve monoton kelimesini kabul etmiyorum.
Belki biraz yorucu ve sinir bozucu  olmuş olabilir.

İş hayatı ve çalışmak  beni her zaman ayakta tutan, motive eden vazgeçilmez bir şeydi.
Bunun en büyük sebeplerinden birisi  ne iş yapıyorsam  yapayım, hangi işte  bulunursam bulunayım  hep severek, hep  isteyerek  özveriyle  çalışmamdır.

Peki  nasıl başladım? nasıl devam ettim? şu an ne düşünüyorum?
 Bu yolculukta kimlerle tanıştım? kimlerden destur aldım, ne öğrendim ne kaybettim ne verdim ne aldım?
Kimleri  sevdim kimlerden  nefret ettim? Kimleri canımın iç yaptım, kimlerden hangi kadın ,erkek çiyanlardan  uzak durdum? Kimlerden sözlü  taciz gördüm, resmen ofis mobinggi yaşadım?kimlerden ölesiye nefret ettim?
Yazdıklarım, çizdiklerim neler? karaladıklarım, dosya halinde sakladıklarım neler?
Bana kattıkları değerler, benden  alıp götürdükleri işte her şey burada şu büyülü satırların arasında duruyor sevgili dostlarım.




Çalıştığım bazı ofisler çok  lüx çok şahaneyken özellikle de tasarımsal anlamda   bazıları içinse malesef  bunu söyleyemeyeceğim. Sadece kötü olduğunu bilmeniz yeterli, cimri patronlar, sorunlu muhasebe elemanları, ne idüğü belirsiz ota boka karışan acemi caycılar, gereksiz gürültüler, gereksiz insan topluluğu.   Bizde ofisler genelde muhasebeci mantığında açılır, soğuk sıradan sevimsiz odalar, gereksiz renkler ve bölmeler, hatta çalışanın bir kendisine bakarsınız birde masasına, hayata dair vizyonuna dair hiç bir şey bulamazsınız orada, illa patron mu olmak gerekir, bazı güzel şeylerin cuk diye gelip masasına  oturmasına..
Pazarlama işinde beni ofislerde en çok rahatsız eden şeylerden biride içerdeki yoğun gürütünün olmasıydı. Arama yapmak, randevu almak, işi bilmeyenin sesinizden tüm ofisle beraber işi yeniden öğrenmesi, bu kadar çalışkan olmanın herkes tarafından garip karşılanması, mesai bitiminde herkes evine koşa koşa giderken senin masan da hala yapacak işlerinin olması, herkesle samimi olmak zorundaymışsınız gibi herkesin sizden bir parça güleryüz beklemesi  bitmek bilmez falanları filanları.
Bazı iş yerlerine tüm sabrımla sebat edip dayanırken bazı iş yerlerine de hiç eyvallahım olmadı diyebilirim. Çaycısına çemkirip, tüm ofis çalışanlarının  kıskanç dolu bakışları altında ezilmekten dik durarak kurtulduğum, en büyük intikamın başarı olduğuna inanarak, yapılan tüm  toplantıların en baş köşesine kurulduğum, hiç kimseyi hiçbir şeyi iplemediğim, kendime has güvenli havamla, liman da değil fırtınaların  ortasında oldum ben hep.

Yaptığım işe, aldığım maaşa, altımdaki arabama  kimi zaman layık görülmedim ben.
İş anlaşmazlıklarında  sesimin biraz çatallı biraz yüksek çıktığında freedinin kabusu gibi  tanıdıkları gibi bir insan olmadığıma kanaat getirince , adımlarını bana karşı daha bir dikkatli atıp adımın geçtiği her yerde yerde iki kere düşünüldüm ben.
Çalışma şartları, patronların egoları, iş yerinde ayağımı kaydırmaya çalışan yelloz aşifteler, kendini pazarlama alanında bir kadının da gövde göstereceğine inanamayıp hor görenler, mümkünse ayak altından çekilip hatta yok olmamı bekleyenler, sesime bile tahammül edemeyenler, diğerleriyle aynı haklara sahip olmamı hazmedemeyen şirket personelleri ve daha niceleri.

Bazı iş yerlerinde özellikle anlaşabileceğim, dertleşebileceğim, aynı frekanstan insanların da bulunduğu ortamlarda kendimi   çok konuşurken bulduğum,   bazılarında  ise  suskundan öte sus pus olduğum,  kendi derdimin kendi acımın kabuğunda , kendi meşgalelerimle  yavan, suspus hep düşünceli ama bir o kadar da neşeli kaldım ben, Tüliş oldum, Tüliniçe oldum, Tülinko oldum, herkesin sırdaşı Neşeli Tülin oldum ben..
Kimi zaman yoğun bir şekilde  , hatta bazen günlerin saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadan, masamdan hiç kalkmadan kahveyi suyu ekmeği unutarak günlerimi çalışarak geçirdim ben.
 Dışarıda olduğu vakitler, eş dost arkadaşların ofislerinde, elimde peynir ekmek bir bardak çayla günü geçirdim ben.
Kimi zaman da günlerimi sokaklarda geçirip , seyahatlere gidip evimin yolunu unuttum ben.
Çalışmadığım  dönemlerde ise hiç bir anın boş geçmediği, home ofis havasında evin bir köşesine kurulup pısır pısır  çalıştım ben.



İlk çalışma hayatıma okul ihtiyaçlarımı karşılamak için başladım.

Ortaokula başladığım dönem her yaz tatilinde  çalıştım hep farklı işlerde , farklı alanlarda , farklı sektörlerde,

Çalışma hayatına ne kadar erken açılırsanız o derece de erken açılıyor gözünüz, kulağınız beyniniz. iyice bir gelişiyor huylu huysuz  kimseye pabuç bırakmama adına derin  kişiliğiniz.

İlk iş deneyimlerimin başında  otomobil, tekstil, matbaa geliyor. Ve  sonrasında Communation Center.. Türkiyenin ilk özel postanesi  Mecidiyeköy de kurumsal anlamda ilk çalışmaya başladığım, fax, bilgisayar tarayıcı nedir öğrendiğim emekleme değil  yürümeye başladığım  zamanlar. Ne güzel insanlarla bir araydık o zamanlar, o insanlar anılarımda, sönmeye yüz tutmuş hatıralarımda, her sabah masama aldığım güzel kokulu mis çiçekler, gazete okumanın keyfi, uzun ve karışık baget sandviçler. Mecidiyeköy den Ferah evlere giden otobüs ve dolmuşlardaki  geç saatlerdeki kadın başına yolculuk güzelliği, yağmurdan ıslanarak tarla başına koşarak gittiğim,  cipil gibi ıslandığım ,şimdi İsveçin bir köyünde yaşayan o güzel insan:))

Hayatınızı etkileyen dönemler vardır ya işte benim için de orası   öyle  bir yerdi.
Daha internetin ülkemize gelmediği bir grup kafadarın Ankara'da başlayan serüven dolu süreçleri,  sevgili patronum Haluk Çeçenin gelişime ve kişisel iletişime önem verdiği yıllar.
 El yazısını hatırlıyorum da , özenli, nizamlı tertipli, şimdi kimbilir nerelerde..
Hayalimde  kalan son anı derlemelerinde  Kerpe'de şirketçe yazlıkta kaldığımız   deliler gibi sarhoş olduğumuz hafta sonu, ve birde teknede düzenlediğimiz geceden bir kaç tane fotoğraf var. Ergen olduğum yıllar bu yıllar , aşık olduğum sevdiğim, şiirler yazdığım elimde devamlı yarım kalan bir romanın sayfaları, yazarlarla oturduğumuz cafeler, komünist dostlar, kasette çalan Nilüfer:)) ve her akşam eğlenmek için gittiğimiz etiler, bebek, taksim , elmadağ diskotekler:))





Sonra ne olduysa oldu, nasıl oldu ne şekilde olduğunu bir türlü hatırlayamadığım, işten ayrılmanın sancılı süreçleri...
Sevdiğim o iş yerinden ayrıldım. Kendini bilmenin ve artılarının farkındalığıyla belki daha iyi bir iş bulurum diye ayrıldığım güzide sevimli şirineler şirinesi iş yerim...

Yıllar  sonra heyecanla merakla görmek için  sabırsızlıkla gidip kapandığını ve  taşındığını görünce, üzüldüğümü hatırlıyorum.  Bomboş bir bina bomboş duvarlar, eşyasız camdan keskin siluetler.  Alt kata inip sallapati cay ocağında bir bak çay içip geçip gittim oradan öylece yıllar öncesinde..

Benim  işte böyle garip bir yönüm var, sevdiğim iş yerlerinden bir türlü kopamadığım gönül bağı kurduğum.  İlla görüşücem, illa aricam, illa çıktıktan sonra mutlaka bir iş yapacağım tutar orayla.




Sanatsal yönlerimin, içselliğimi, özbenliğimi ve hayat tarzımı yakalamama  sebep olan yeni işimse küçük de olsa kendi çapında Creative işler yapan Sunay Akın ve bunun gibi yazarların kitap kapak tasarımlarını yapan  bir reklam ajansıydı. Maslak taraflarını bilenler bilir Nazmi akbacı iş merkezi diye bir yer var, bakın şimdi bile burnumda tütdü, nasıl da gidesim geldi hemencecik oraya,
 Maslak Çarşını yıkılmadığı, Papetlandın ve diğer alışveriş mağazalarının hemen alt sokağındaki iş merkezi, içinde bir çok iş yeri barındıran bu yerde uzun bir süre çalıştım. Resimleri, ressamları keşfettim, yazmayı çizmeyi, güzel kahveyi ve o puronun şahane kokusunu sevdim. Patronlarımız şahane insanlardı. Hala çok severim, hala görüşürüm sosyal medyadan da olsa kendileriyle.
Hayat sanki o zamanlar bize güzelmiş sanki.
Ne dert ne tasa, ne gam ne  keder, her şeyin çok ama çok güzel olduğu yıllar, güneşin yüzümüzü yaktığı, içimizi ısıttığı, bir minibüsle Hacıosmandan Büyükdere ye yüzmeye gittiğimiz, Sarıyer börekçisinden durakladığımız Madoda'dan dondurma yediğimiz yıllar.
Ben en çok Taksim ve Beşiktaşı çok sevdiğimi hatırlıyorum, gök mavi, güneş tepemizde, sıcak günler, sıcak insanlar, her şey kaygısız, sade yalın ve de derin.


Çocukken hep manken olmak isterdim ben.
 Kariyerimde manken olmadım ama hep etrafında ki iş kollarında dolaştım. Tekstil dünyası , tekstil sektörü hep beni çekti galiba, tekstil, halı vs. derken bir bakmışım ki yine yeni yeniden bu kez daha büyük bir reklam ajansındayım.
 İşte burada biraz durmak gerek, soluklanmak gerek, yavaşlamak gerek, bence pazarlamada gelinen noktamda yapı taşlarının  atıldığı yer burasıdır.
Müşteri neydi, inmiydi cinmiydi, kimdi? nasıl emek verilirdi, nasıl dönüş sağlanırdı, nasıl bağlanırdı, nasıl aranırdı, nasıl randevu alınırdı ve müşteri her zaman haklı mıydı:))
Ne güzeldir müşteriyle telefonda konuşmak derdini anlamak, derdini anlatmak, çat kapı ziyaretlere gitmek, randevu almak, bazen alamamak, bazen satmak bazen de satamamak, ağlamak, huysuzluk yapmak ama hep kendine bakmak, fönsüz çıkmamak, rujsuz yapamamak, alışveriş den kopamamak, mini etek topuklu ayakkabılara, ceket pantolonlara asılmak. Benden büyük insanlardan satış tüyoları almak
Creative işlerinden peşinden koşmak, o toplantıdan bu toplantıya deliler gibi koşturup, deliler gibi çalışmak, ha birde üstüne üstlük medya tv işleriyle haşir neşir olmak buda yetmedi hafta içi sürücü eğitimi almak, buda yetmedi bir zamanların modası ahşap eğitimi almak, buda yetmedi ANNE OLMAK!!!!
Evet anne olmak, annelik, annelik neydi sanırsam orayı hep atladım ben, taki yıllar sonra yeniden anne olmak istediğimde geçmişle geleceği birleştirdiğimde ne çok eksiği, yanlışı doğruyu yaşadığımı fark eden ben, annelik dürtüleri içinde, Elif Şafak'ın Siyah Süt'ü gibi Lohusalık sendromundan o yıllarda kurtulamayan ben.
Sanırım çok hassas biriyim ben alıngan, kırılgan iş hayatımda fazla göstermesem de özel dünyamda haylice fazla..
Tabiki o çok sevdiğim kariyerimi hızla tırmandığım, sevdiğim tatlı ortamımdan pıt diye düşerek, gerileyerek, eve hapsolarak, bebek bakıcılığını üstlendiğim, daha anneliğin ne olduğunu bırakın kendimin bile kim olduğunu  keşfedemediğim bu dönemde anne oldum ben. Kör topal, yana yakıla, düşe kalka bu işinde üstesinden gelerek bazen ağlayarak bazen çokça bağırarak, bazen içine kapanarak, bazen tüm dünyayı karşıma alarak anneliğe erdim ben...
Hala burdasınız dimi dostlar inanın yazarken ben bile yoruldum, sizleri düşünemiyorum:)
Hadi bir gayret yolun yarısındayız.



Sonra ne hikmetse bir arkadaşımın da ısrarı ile sektör değiştirerek ilaç  mümessili olarak işe  başladım ben.
 Hemde nasıl bir başlangıç nasıl çılgıncasına  nasıl inanılmaz, nasıl da farklı olarak..
Herkesin yapabileceği bir şey mi bilmiyorum ama ben dört yüz yetmiş kişiyle Bursa'ya gidip orada eğitim ve oryantasyon sürecini tamamlamak için 1,5 ay yaşayıp her gün tıp literatürlerine kafa patlatıp tüm vücut fonksiyonlarını iyice ezberleyip, tıpta dahi ünvanı derecesinde okuyup üfleyip ileri derecede  mülakatlar eğitimler sınavlar derken iyi yüz yetmiş kişiyle elenmeden işe vakıf olarak geri döndüm ben.
Gidişim korkulu heyecanlı olsa da işte dönüşüm muhteşem olacak dedikleri bu olsa gerek, iyi bir maaş, altımda arabam, çift ikramiyeli bol piyangolu şahane yeni işim ve ben.
Aman allahım rüya gibi bir şey, mutluluk dedikleri bu olsa gerek:))

Eğitimde, aldığımız gazla tüm sahalara, tüm hastanelere, tüm doktorlara şevkle heyecanla, sevgiyle koşan bizler. ve aradan iki sene geçtikten sonra aramıza yeni katılan ekip arkadaşlarımız.

Beş sene çalıştım o şirkette, çok güzel anılarım maceralarım oldu. Çok harika insanlarla tanıştım, yeni dönem, yeni insanlar, yeni hayata bakış açıları her şey çok güzeldi her şey. Kimi zaman nöbete kaldım, kimi zaman reçete yazdım, kimi zaman eğitimlerde uyukladım, kimi zaman seyahat ettim, Kulakları çınlasın Esin diye çok harika biriyle tanıştım. Benzinimiz bol olduğu için  çok gezdiğimi hatırlıyorum.
Şile , Ağva, Edirne, Trakya ve daha nicesi, bir gün içinde ne kilometreler yaptım ben o araçla.
Taki bir gün şirketimizin yabancılara satılacağı haberini duyana kadar.
Her güzel şeyin bir gün bitecek olması  kadar doğal ne olabilir?
Bir güzel rüyanın da böylece sonuna gelinmiş oldu tabiki.
Uzun bir süre, sağlık sektöründe iş aradım, iyi firmalarla görüşmelere gittim, ama nedense olmayınca olmuyor, hızlı bir şekilde başladığım bu sektöre çok hızlı bir şekilde uzaklaştım.
Eczanede tanıştığım bir arkadaşla, kozmetik ürünlerin satışına başlayıp, kariyerimde hızlı bir şekilde yeniden düşüşe geçtim.
Tabi o zamanlar genç olmanın verdiği toylukla, sabır erdem, sebatkar cümlelerinin benim için yakından uzaktan alakası yoktu, daha çok ben bilirim, ben yaparım, ben böyleyim, ben hallederim, bu benim işim, benim kararım modundaydım sanırım:(
Böyle anlarda insana ışık tutacak, mentorluk veya şimdinin yaşam koçluğunu yapacak belki ağbilik belki ablalık yapacak birileri lazımdı.

Ne yazık ki bu da benim çevremde hiç olmayan bir şeydi.
Benim çevremdeki kadınların hepsi evhanımı yada kocaları zengin hatunlardı.

Okuyan grup bile bir zaman sonra evlenip çoluk çocuğa karışıyordu.
Su akıp gitti önümden ama ben bir yol bulamadım.
Okumak ve kendini geliştirip ileriye bakmak en güzeli buydu ama açık öğretimin o saçma sapan sınav icatları, para pul muhabbetlerinden sonra okul hayatından da iyice soğumuştum.
Evet öğrenmeye açtım, her şeye yeniliğe çalışmaya azmetmeye, ama  işler istediğim gibi gitmedim.
Her zaman kişisel anlamda kitaplar okudum,  eğitimler aldım hatta işin uzmanlarından, Gül, Kırçıl ve daha niceleri gibi satış, pazarlama, diksiyon, vücut dili, insan ilişkileri, tele marketing, satınalma, idari işler, yöneticilik, marka yöneticiliği, kendime çok yüklenerek her defasında fazlasıyla.
Kariyer yapmak hayatımın hep odak noktası oldu, kendi işimi yapma hayallerim hep bu noktada başladı, kendi ajansım, kendi işim, kendi müşterilerim, kendime has ofisim, creative toplantı odam, ve insanların insanca bol motivasyonlu, bol güleryüzlü çalıştığı o güzel ofis ortamı hayallerim.
İyi firmalarla görüşmeler sağlamak, randevular almak, ısrarcı olmak, takipçi olmak, tuttuğunu koparmak, işin peşinden gitmek, nede olsa bunların tümü bendim, bende olan şey, kelimenin tam anlamıyla iş aşkı iş hobisi:)


Birde benim Amway maceram var ki durum içler acısı, elin Amerikalısı, iş bilir yol bilir, prosedür bilir, bizim türk kadınıyla iş yapıcaksında, başarıya adım atıcaksın da, milyar dolarlık hayallerine ulaşacaksızda var sen git işine derler adama.
Çok emek verdim, güzel gruplar kurdum, ama hep yanlış insanlarla, iş disiplini, iç disiplini olmayan kişilerle bir arpa yol bile alamadım.
Bu işte en çok keyif aldığım şey başarıyı tadmak ve sahneden insanlara başarıyı  seslendirmekti  sanırım, hala da yol da yürürken karşılaştığım insanlardan bu tür şeyler duyuyorum.
Keşke devam etseydiniz, hitap gücünüz iyi diye, bilmem olmadı işte küstüm işe galiba, inacımı yitirdim. İnsan böyle işlerde ilk önce yakın çevresini eşini dostunu görmek istiyor ama nerede, ilk önce onlar seni yarı yolda bırakıyor sanırım.

Beni bu kadar oyalayan ve hayallerimden çalan bu işte sona erdikten sonra, işte geldik şimdi iş hayatımın asıl dönüm noktasını oluşturacak kavşaklardan birine.
Bir anda, nasıl oldu ne şekilde oldu bilmiyorum ama bende bir okuma aşkı başladı, yeniden sınavlar, yeniden ders telaşları, yeniden ama bu kez daha güçlü hayata tutunma halleri, sanki kanatlarım dinlemiş de yeniden bir uçma halleri, mutluluk istekleri, yeniden kendini keşfetme yeniden kurslar dersler falanlar filanlar...medya ve iletişim halleri..
Kadıköy'de bir kursa başladım önce, yıllar önce matba işlerinde yada ajanslarda çalışırken işin katalog kısımlarını hep görüyordum, ama nasıl yapıldığını bilmiyordum.
Bir an önce işin mutfak kısmını renkleri, grafikleri, tasarımları, ara yüzleri ve yazılımı öğrenmek için başladığım kurs da alt yapımın da yetersiz olması sebebiyle hiç bir şey anlamadım, ama derslere düzenli olarak katıldım. Düzenli olarak not aldım, düzenli olarak sordum, öğrendim merak ettim, hatta işi biraz da abartarak yani benim tabirim bu kulağımı daha da bir tersten tutarak daha düşük bir maaşla işi tam layıkıyla öğrenmek için küçük bir ajansa girdim. iyiki de girmişim, çok şey öğrendim düşük bir maaş aldım ama sahayı ve insanları müşteriyi ve işlerin devasa gücünü fark ederek burada başarılı oldum.

İşi ileriye götürerek birde aşık oldum, aşk ilişki, sevgi emek ,yaşam evlilik vs. neyse belki de ondan öğrendim.
Bazen çok mutlu bazen çok mutsuz oldum, ama seçici olmayı, kendi kararlarımın arkasında durmayı, hem kendime hemde karşımdakine saygı duymayı öğrendim bu ilişkide, ilişkiler, evlilikler vs. detaya girmicem, geneli zaten diğer yazılarımda her zaman paylaşıyorum, Aşk yazımı söylememe gerek yok öyle çok sevilip okundu ki ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok teşekkürler hepinize, çok mutluyum sizlerle.
Bu süreçte, gerek para ihtiyacım gerek içindeki zorlu yaşam şartlarımın getirisi olarak kısa süreli işlerde çalıştım. Her çalıştığım iş yerinde bende olana bir tık daha fazla koyarak yoluma devam ettim.
Bu kadar hareketli bir dönemi geçirdikten sonra, tabi insana bir ermişlik bir bilmişlik te gelmiyor değil. Müşteri temsilciliğinden, satış uzmanlığına, satış uzmanlığından da satış yöneticiliğine terfi etmek artık benim için çok  kolay tabi, birde yabancı dilim olsa değmeyin keyfime.
Hap gibi yutarım kuş gibi uçarım , ve daha neler.
İlk yöneticilik deneyimi mi yaşadığım yeni iş yerimdeyim ve 30 kişiyi yönetiyorum.
Yöneticilik ne kadar kolay görünse de büyük bir sorumluluk, herkese şirine gözükmek iyi güzel hoş fakat iş kurallara prosedürlere gelince arada kalmak da cabası,
Suistimal edilmek, arada kalmak, zor durumları atlatmak, elemanına güvenmek, moral vermek, motivasyon yükseltmek, işe alım süreçlerini iyi değerlendirmek, eğitim ve oryantasyon dönemlerinde faydalı olmak inanın hiç dışarıdan göründüğü gibi değil, yönetici olmak, müdür olmak ve hatta iş yeri sahibi olmak hiçte  öyle dışarıdan göründüğü gibi kolay değil..
İstemeden verilen kararlar beni sonradan çok üzmüştür. performansı  düşük elemanları işten çıkarmak, arada haksızlık yapmamak, elemanı kollamak, izin sürelerini ayarlamak, anlamayan elemanla birlikte oturup çalışıp emek vermek, kimine iyi kimine kötü yönetici olmak, bazen alt üst dengeleri şaşırmak, sizin bir üstteki yöneticinizle altta çalışan ekibi koordine etmek bunların hepsi çok zor süreçler,
Paragöz olmak, vicdansız olmak, soğukkanlı olmak, ukala bir hadsiz olmak mıdır insanı başarılı  kılan bilemedim ama benim iş anlayışım ve iş ahlakım bu sürece uygun eş zamanlı yürümedi galiba,
Ve yine bir yol ayrımında yine hazinli bir son ve finishing:))

Bu kadar iş başarısızlığından ki aslında başarıydı hepsi çünkü bana çok şey kattılar eminim.

İşten soğuyup bir süre çalışmama kararı alarak bir yaz dönemini evde geçirdim. Çalışan insanlar bilirler bu durum fazla uzun sürmez, iş düzeni var nizamı var, sabah erkenden gider, masanızda otursunuz her şey rutin her şey kendi ahengi içindedir.
Ama evde olduğunuzda işler böyle olmuyor, kafadan bir kere uyuyorsunuz, uyumaya alışıyorsunuz, düzen nizam hak getire, ne çalışma nede başka bir şey, evle ve uzun zamandır görmediğin arkadaşlarınla da bir arada olmak bir yere kadar.
Belli bir zaman sonra her şeyden sıkılmaya başlıyorsunuz.
Ben evi döktüm temizledim yok yine aynı sıkıntı geliyor böğrüme oturuyor, hiç bir şey yapmama duygusu yada bir şeyler ortaya koyamama duygusu beni içten içe yiyip bitiriyor.
Evdeyken kendi markam için uğraştığım Tatowun tepesinden inmediğim, hadi yapalım, hadi tasarlayalım, hadi markalaştıralım, hadi sayfasını açalım, hadi ürün araştıralım hadi e-ticaretini kurup satalım dediğim dönem bu dönemdir yani Madame Savon dönemi.
Sadece logosu için bile bir yaz çalışıp uğraştığımız, ürün, ham madde araştırmaları için o üretici senin bu üretici benim diyerek yer gök inleterek çalıştığımız o koca sıcaklar ötesi sıcak yaz günleri .
Değdimi değdi tabi, markayı yaratmak, tasarlamak, kendi gücüne inanmak, özgüven patlaması yaşamak, ama paran var mı? sponsor bulundu mu? diye sorsanız garip bir sessizlik içinde kaldığım bir gün mutlaka çok ama çok başarılı olacağıma inandığım güzeller güzeli Madame Savon'um.

Biraz sermaye, biraz çevre ve birazda iş bilirliğiniz, şahsi bilirliliğiniz ve cemiyete bağlı kişiliğiniz varsa işinizin yürümemesi için hiç bir sebep yok, yok efendim bunlardan biri veya birkaçına sahipsenizde olmuyor o iş öyle, hepsinin bir arada olması lazım. Başta bende sermaye olmayınca işim de tabi haliyle yarım kaldı iste istemez, ev borcum bitince yağacağım ilk iş bu işe yatırım yapıp, kendi sitemi açıp, markamı patentlemek, ve küçük bir ofis içinde, hem marka iş kıyafetleriyle ilgili çalışmalar yapmak hemde e-ticaret sayfasında Madame Savon özel outdoor ürünler satmak yapabilir miyim? yaparım sponsor bulunur mu? bulunur? para  olda olur yeter ki önce can sağlığı olsun hepsi olur hepsi yaşanır hepsi bir ömre sığar, yeterki insanın morali keyfi yerinde olsun hepsi olur...
Paraya ihtiyacım olmasından sebep, bir enerji bir organizasyon ve birde dolandırıcı  olduğunu sonradan öğrendiğim şirket maceralarımda yok değil arkadaşlar.
Türkiye de para, enerji, inşaat, gıda ve otomobil sektöründe var, gerisi boş gibi geliyor bana, belki de var ben bilmiyorum.
Yaptığın işte uluslararası takılmak, yurt dışına açılmak, ithalat ihracat ağından faydalanmak, markalaşmak, ve mağazalar zinciri oluşturup reklamın gücünden faydalanmak çok önemli.

Şu anki işimi yapmama sebep olan, ve uzun zamandır bu işin içinde olduğum sektör, tekstil sektörü ama bildiğiniz tekstil değil, iş güvenliği ve iş elbiseleriyle ilgili sektör, iş ilanıyla girdiğim ve hala kopamadığım, severek öğrenip azmettiğim şimdiki işim yaklaşık beş yıldır aynı sektördeyim, beş yıldır kendimi bu alanda geliştiriyorum, kumaş, baskı nakış, iş güvenliği, kullanım alanları vs.
Yangın ve alev almaz giysiler, kişisel koruyucu donanım ürünleri, tedarik süreçleri kurumsal firmalar, kurumsal ziyaretler, teklif ve fiyat araştırma süreçleri işim gerçekten çok keyifli çok güzel.
Birde iş emniyet ayakkabıları da eklenince daha da balllı kaymak bir şey oldu.
Bir firmanın çözüm ortağı olabilecek, iş yükünü hafifletebilecek her ne varsa hepsi burada  mevcut:))

Sonuç olarak, işimi severek yapıyorum, severek gidiyorum ve biliyorum ki bir gün kendi işimin başında bunca yıl öğrendiğim bilgi ve birikimi kullanarak harika işler çıkaracağım.
Kendi müşterilerim olacak, kendi müşterimle aylık yemeklerim, kahvaltı programlarım, yurt dışı seyahatlerim, güzel bir çalışma ortamım, özel günlerde kendilerine göndereceğim hediye paketlerim.
Ofiste içilen güzel kahveler, toplantıda sonuçlanan güzel projeler, çalışanlar arası birbirine saygı ve sevgi, kimsenin kimseyi ezmediği çiğnemediği, profesyonel  müşteri hizmetleri, satış sonrası sıkı takipler ve niceleri..

Seviyorum hepinizi güzel işler ,güzel insanlar, güzel yaşamlar diliyorum hepinize..
Kendime de bol enerjili, bol  başarılı günler dileyerek hoşcakalın diyorum.
Bu yazıya yeni ilaveler, yeni düzenlemeler  yapacağım mutlaka daha sonra  ara sıra yoklarsanız sevinirim :))

Yeni işe başlayanlara  veya ilk iş günlerini geçirenlere nacizane öneriler;

*Herkesle hemen samimi olmayın, özellikle de avam takımı cahil cühela tiplerle, gün gelir zor durumda kalırsınız bu yerden bitme tipler  yüzünden.
*Havayı koklayın, insanları iyi gözlemleyin, caycıyla sırdaş olun, inanın dönen tüm fırıldakları onlar herkesden daha iyi bilir.
*Bütün bildiklerinizi ortaya dökmeyin. Başarının tadını yavaş yavaş ortaya koyun, işlerinizi satışınızı gizli yapın, sonuçlanınca ortaya patlatın.
*İşinize vakıf olun, ne gerek var dediğiniz herşeyi öğrenin, iş ve işleyiş konusunda herşeyi bilin.
*Ağırlığınızı , soğukkanlılığınızı, sukunetinizi koruyun
*Güzel giyinin, güzel kokun, kendinize özen verin.
*Masanızı temiz tutun, masanıza sizden parçaları abartmadan yerleştirin.
*İşinizin materyallerini iyi öğrenin, firmayı iyi tanıyın, rakiplerin artı ve eksi özelliklerini bilin.
*Pazarlamada müşterinizi hangi silahla vuracağınızı çok  iyi bilin.
*Herkese karşı kibar ve nazik olun, patronunuzun bile can damarını, huyunu suyunu keşfedin.
*Uzayan konularda, karşı atağa geçmek yerine, tamamdır siz bana bırakın ben hallederim deyip konuyu kapatın.Laf dalaşına veya üste çıkmaya zorlamayın.
*İşinizi sıkı takip edin, satış öncesi takipler, satış sonrası üretim ve sevk, her ürünü gitmeden kontrol edin, gidecek numuneyi bizzat kendiniz götürün.
*Numuneyi mümkünse faturalandırın.
*Her sattığınız ürünü veya gönderdiğiniz malzemeyi mutlaka dosyalayın
*Üretime verdiğiniz her ürünü imzalı gönderin, ortaya anlamsız bir kağıt veya yanlış çıktığında kontrol etme şansınız olsun.
*Alındığınız makam ve mevkiyi hazmetmeden, işe yerleşmeden o iş ve göreve yardımcı başkalarını aldırmayın, yoksa o kişi asıl eleman olur yani işi mutfaktan öğrenen siz yedekte fazladan göze batan kişi olursunuz.
*İşyerindeki mola saatlerine dikkat edin, mümkünse çok çalışkan olun bir süre mola vermeyin:))
*Sıkıntılı durumlardan şikayet etmeyin bırakın o işi fazla tezcanlılar yapsın.
*Şirketin menfatini kendi menfatiniz gibi düşünün , zevzeklere prim vermeyin kendileriyle  muhatab olmayın.
*İş mesai saatlerine dikket edin, akşamları mümkünse çıkmak için acele etmeyin:) en azından bir süre:))
*Sattığınız ürünü kaliteli sunun, fiyattan taviz vermeyin, toplantıyı gitmeden önce herşeyi  iyi organize edin.
Firma çalışan sayısı, alım sayısı, varsa yanınızda numune ve ajandanız, teklif çalışmanız, kurumsal'a dair herşeyiniz tüm techizatınız hazırlı olarak.
Not: Aklıma geldikçe yazacağım.

Çalıştığım işyerlerinden bazıları; 

GELİŞİM CREATİVE ALTUNİZADE

DEVA İLAÇ

GÜÇBİR JENERATOR

OVİT ASANSOR

Mİ TEKSTİL VE PROMOSYON

BERKA İŞ GÜVENLİĞİ

EMA AYAKKABI A.Ş (Halen çalışmaktayım.)






10.03.2018

Bir Küçük Doğum Günü Meselesi

3/10/2018 01:13:00 ÖÖ 0 Comments

Doğum günleri ya kırılgandır, ya üzülgen veya mutluluktan ölünesi bir gün.

İnsan böyle günleri dünyanın en şahanesinden bir şeymiş gibi yaşamak istiyor. Diğer günleri at çöpe gitsin, sanki bugün yeniden doğuyor gibi oluyorsunuz.

Ben en çok bana gelen çiçekleri, kişiliğime harcanan fazla mesaili bol proteinli hediyeleri merak eder dururum.O çiçek gelecek, o hediye paketlenecek, o an yaşanacak, o mutluluk ve o  haz alınacak gibilerinden.

Özel günlerde nedense insan daha bir hassas olabiliyor. Yapım gereği bende bu günü önemsiyorum, seviyorum ve ne  hikmetse, hangi özgüven tavan yapmasıysa beklenti çıtamı da  bayağı bir   yükseklerden tutuyorum.

Gün sonu bilançosunda ise, bir kaç parça cırlama ve yankılanan sesimin geri dönüşüyle elde var bir demet çiçek serenomisinde doğum günüm gözümün önünden bazen şahane bazense sönük bir şekilde  gelip geçiyor.

Aslında ömür geçiyor, hayat geçiyor zaman geçiyor, erkeklere, kadınlara, eşe dosta arkadaşa  dert anlatma,  kendimizi ifade etme canhıraşında ömür törpüsü bizi gerçekten yiyip bitiriyor.

Bugün benim doğum günüm, güzel bir enerjiyle güne başladığım her şeyin  mükemmel ötesi yaşanacağına inandığım günlerden bir gün 02.03.1977 SAMSUN doğumlu ben:)) Balık burcu, yükseleni ikizler, gezmeyi, keşfetmeyi, sanatı seven iyi huylu aile kızı:)) tabi artık fiziken olmasa da yaşca olgunluğu yaşadığım ve yaşlılık merdivenlerinin önünde durduğum zamanlar diyebiliriz.


Aslında biraz daha geriye doğru  gitmek gerekirse, çok gerilere, çocukluğa ilk doğum günümü kutlamaya ve bu garip günü anlamlandırıp sizlere detaylı anlatmaya ..:))

*Küçük ama kutu gibi sevimli evimize sınıf  arkadaşlarımı çağırdığımı hatırlıyorum.Bahçesinde tek bir ağacın olduğu camdan bakınca maslak ve çevresindeki ormanları ki o zamanlar oralar hep ormandı. Komşuluk ilişkilerinin full yaşandığı, evimizin arka tarafında gizlice aşırdığım domates ve meyve bahçeleri, sabah üşüyerek gittiğ okul yolu, Ferahevler ve daha nicesi.  Her zaman hayal dünyasında, hayallerle iç içe yaşar gibi olan ben  olmasını istediğim şeyler, güzellikler anlamsız hayaller, karmaşa içinde umudla geçen  ilk  doğum günümü yaşadım.  . Hiçbir şey anlayamadığım ve üstüne üstlük birde annemden arkadaşlarımı habersizce çocukca bir hareketle eve çağırıp doğum günü azarı  yediğim ve çok üzüldüğümü incindiğimi  kendimi değersiz olarak hissettiğim gün.

*Bundan sonra hiç ama hiç doğum günü kutladığımı hatırlamıyorum. Çocukken nedense içe kapanık yabani olduğumu söyler hep annem,sebebi belki de evden uzakta, babaannemlerde, anneannemler yaz mevsimlerinde evden uzakta oluşuma bağlıyorum.  Büyüdüğümde ise  hırçın, erkek gibi,  takıldığımı biliyorum. Dans grubumun, elimde misketlerimin, sokak oyunlarından bir türlü kendini alamayan, heyecanlı sevimli değişik arıza bir tip. Ne zamanki çocukluktan ergenliğe geçtim, işte o zaman tüm sevimliliğimi ,sempatikliğimi güleryüzlülüğümü kazandığım.Herkes tarafından sevilen aranan gerçek dost Tülin.   Evden ayrılmama yakın bir zamanda kutladığım doğum günüm ise; 22 yaşın verdiği heyecanla, karışık duyguların tavan yaptığı,  aile, iş arkadaşları  kalabalığında pastamı üflediğim varolmanın dayanılmaz hafifliğinde kutladığım doğum günü paradoksu.

*İlerleyen zamanlarda,  Aksarayda bir arkadaşımın işyerinde  elimde pastayla yeni yaşımın heyecanıyla üflediğim mumlar, diğer elimde o güzeller güzeli güllerim,  masaya yayılan beyaz çikolata kokusu, aynı zamanda ilerde belki güya, duyda inanma misali evlenirim de eşimle karşılıklı rakı içerim diye Paşabahçeden alınan doğum günü hediyem mini oryantalist  rakı sürahisi eşliğinde  bir doğum günü daha.

 *Ha tabi bir de  tüm hayatım çalışmakla geçtiğinden olsa gerek iş arkadaşlarım  ve özel arkadaşlarımla da kutladığım doğum günlerim var sırada, gizli kaçak hazırlanan partiler çaktırmadan dolaba ittirilen  pastalar, doğum günü ayağına gidilen tatiller, aniden masama gelen insan güruhu  alkışlar, gözyaşları, süpriz finaller gibisinden.
Ben kendime dikkat ettim, vallahi utanıyorum böyle anlarda dilim damağım kuruyor, ne diyeceğimi bilemiyorum  elimin ayağımında birbirine dolanıp girmesi de cabası.
Belki başkaları için sıradan öylesine bir doğum günü kutlamasıyken benim gözlerimin dolmasına sebeb olan sebebsizce içimin defalarca acıdığını hissettiğim kutlama anı. Kesinlikle çocukluğumla ilgili bir şey, işin uzmanına sorsalar, git yat uyu üzülmeye yer arama derler:)))

*Bir keresinde de başka bir doğum gününde   ofisteki arkadaşlar güya bana süpriz parti hazırlamak için sabahtan işe koyuluyorlar. Hemde ne süpriz işlerimi halletmek için dışarı çıktığım vakti fırsat bilerek döktürmüşler resmen parti kurma balon şişirme ve gizemli olaylar orkestra harekatı çabasıyla :)))
Ofise döndüğümde kimseyi bulamayınca; hayırdır nerde bu arkadaşlar?    İn cin top oynuyor!!!!! dememe  kalmadan, koridorun ucundaki odadan baktım ufaktan müzik sesleri geliyor, adımlarımı yaklaştırıp biraz daha müziğin geldiği odaya doğru  yaklaşınca  o zaman anladım içede dönen dolabın fırıldaklığını.. Meğerse bizim bu veletler toplantı odasına gizlenip  pısmışlar beni bekliyorlarmış doğum günümü kutlama derdine.. Allahım öyle bir mutluluk  öyle bir şaşkınlık yaşadımki sizlere anlatamam. İçerisi tam bir curcuna,  organizasyon, parti müzik , ekşın ne ararsanız var, Shakiranı dan en sevdiğim dans parçalarını da açmışlar allah dedim valla. bakınız:))
Yeri gelmişken Selinus ailesinin yeri bende çok özeldir. Gözü yaşlı ofise geldiğim günlerde masama yazıp bıraktıkları o notları o güzel övgü sözlerin aklımdan hiç çıkmayacak, sevgileri de değerleri büyük içimde.

*Burada bir detay girmek istiyorum. Hayatım boyunca çok iyi işlerde çok iyi insanlarla birlikte  çalıştım. Patronlarımı ve iş arkadaşlarım tarafından hep sevdim sevildim. Eğer  başarabilirsem tüm bu değerli iş ortaklarını , tüm patronlarımı bir akşam yemeği organizasyonunda toplamak istiyorum. Deva ilaç Muzaffer Bey, Gelişim Creative Mustafa Peynirci, Güçbir Jenerator Ahmet bey, Ovit Asansör, Hüseyin Bey, Ajans C+E Emine ve Cem Günübek, Mi Tekstil İlhan Uzer, Berka İş Güvenliği Aziz Kurnaz, Ema Ayakkabı A.Ş Başak -Hakan Ercan bu konuda uzmanlığı olanlardan yardım bekliyorum, nasıl bir şey olabilir? nasıl yapabiliriz? nerede toplanmak uygun olur. Aslında geçenlerde adını çokda duyduğum Laciver bu işin uzmanı galiba diye düşünüyorum. bakınız..
 Berka'dan  Nazom ile aynı günlere denk gelen doğum günümüz sebebiyle ortak kız kardeşli  bir doğumgünü partisi maceramız da var tabi. Gerçi bu iş yerinde çalışırken onunla her günümüz ayrı bir keyif ayrı  bir güzellik, ayrı bir maceraydı. Şimdi farklı şirketlerde çalışıyor olsak da her zaman bir arada gibiyiz. Konuşmadan görüşmeden, gün muhasebesi yapmadan geçmez onunla günlerimiz.
Doğum günümüz akşamı da  ver allah çoşkuyla hep beraber Shot istanbul nasılda eğlendik:))mekanı görmek isteyenler buradan inceleyebilir.

 Doğum günü hangi yaşta kutlanırsa kutlansın yaş almak, büyümek, olgunlaşmak, yeni hayaller yeni hedefler koymak, geleceğe dair isteklerinle ilgili  heyecanla dilekler dilemek çok güzel.
İnsan hatırlanmak, sevilmek, anımsanmak özümsenmek ve bu mutlu gününü doya doya  özel olarak  geçirmek istiyor.
Dünyanın en özel insanı olduğunun farkına vararak, içinden gelen enerjiyle, uçarak zıplayarak  koşarak, çılgınca kuralsızca yaşamak istiyor.
Ciğerlerinden gelen çığlıkla haykırmak, oksijen denen  deha güzellikle nefes alıp vermek istiyor.
Bayağı bir şeyler istediğimin farkına vararak yazımın sonuna geliyorum. Artık biri bana dur desin:))

Birde doğum günlerinde bir mesele  varki; yaş alma meselesidir bu. Pastaya konan mumlar artıkça yaşımızın büyüklüğü çıkar ortaya halbukisi ben pastada  ne kadar çok mum varsa daha çok seviyorum ışıltısını..hemen ardından söylenen doğum günü şarkısını, iyi dilekleri, ve o  an yaşanan tüm mucizeleri ...Aklıma bir sürü güzel cümleler geliyor, hayatı gözden geçirerek insanların böyle mutlu anlarda birbirlerine daha çok yakın olduklarını daha samimi olduklarını görüyorum.

Bu gün iş yerinde herkese sordum, arkadaşlar cebinizde para var  , zamanda  var, ama bu akşam evinize gitmeyeceksiniz ne yaparsınız  tüm sorumluluklarınızdan uzak ırak...
Herkes hemen arkadaş grubumla yurtdışına kaçarım, kimi kendimi Bolu abanta atarım, kimi de ne yapacağını bilemez şekilde bakakaldı. Herkesi bilmem ama ben böyle bir günde özellikle de doğum günüme denk gelen böyle bir günde,
deniz kenarı belki nehir kenarına kaçıp uzun uzun akan nehre bakarak oturmak isterim. Yanında da uzun uzun  Samsun kavakları varsa , bahara yeni açan mis kokulu papatyalar da eşlik ediyorsa daha ne isterim şu hayatta.

Yazı başlığından da  anlayacağınız üzre; Benim küçük bir  doğum günü meselem vardı; mesele anlaşıldı diye umutlanarak hepinizi çok öpüyorum. Gündem olması sebebbiyle de kadın haklarının korunduğu, sevildiği sayıldığı, yok olmadığı, eşit haklarla değer verildiği bir dünya diliyorum hepimize.
Irak yerlerde üzülen, kırılan, hor görülen değer verilmeyen  erkekler varsa onlara da en yakın zamanda  hayat ışıltısı,  mucize çözümler, mucize yaşamlar, yeni yepyeni  yaşam başlangıçları diliyorum. Buradan herkese sevgilerimi gönderiyorum. Yeni yazıyı merak edenler içinde gizem, korku sıfatıylan  etkisinde kaldığım değişik konuları ele alan, hem öğüt verici hem yoldaş hemde bir o kadar esrarengiz ortaya karışık bir korku film yazısı sizleri bekliyor olacak. Öpüldünüz.



Sevgililer Günü Denklemli Bir Şey

İlk sevgilimi hatırlayamayacak kadar küçük olduğum için adının Mehmet olduğunu bilmeniz yeterli:)) İlkokulda tüm kızların aşık olduğu d...

Günün Resmi

Günün Resmi
Bir kedi lütfen:))