3.12.2017

# astralseyahat # bağımsız

ENTER the VOID


- Temel olarak, öldüğünde ruhun bedenini terk ediyor, başlangıçta tüm hayatın gözünün önünden geçiyor, sihirli bir aynada yansıması gibi düşün. ardından bir hayalet gibi devam ediyorsun, çevrende olup biten her şeyi görüyorsun,
 her şeyi duyuyorsun; ancak yaşayanlarla iletişim kuramıyorsun. daha sonra ışıkları görüyorsun, farklı farklı renkte ışıklar. bu ışıklar; seni varoluşun diğer mertebelerine çıkaracak olan kapılar oluyor, ancak çoğu insan aslına bakarsan bu dünyayı çok sevdiklerinden buradan başka bir yere gitmek istemiyorlar, 
bu durumda yolculuğun berbat yolculuğa dönüşüyor ve tek kurtulma yolu da reenkarne olmak. aklına yatıyor mu?
 - bilemiyorum. berbat yolculuk ne oluyor?
 - Berbat yolculuk yalnızca kâbuslardan oluşuyor. kafayı yiyorsun. gerçeklik tek korkun oluyor, acayip korkuyorsun, 
zihnindeki şeyler gerçekleşiyor gibi; bu noktada, asla ölmemiş olmayı diliyorsun. Sonra bazı yeni ışıklar görüyorsun. Sevişen bir çift olarak karşında duruyorlar, karınlarından ışık çıkıyor, onlara yaklaşırsan gelecekteki kendi olası hayatından bazı kesitler görüyorsun. Sana en mantıklı gelen hayatı seçiyorsun. 
Son olarak kendini bir rahimde buluyorsun.

Bir film izledim hayatım değişti türünden  film izledim demem gerekirse; sizlere Enter the Void'i önerebilirim. Önümüzdeki günlerde bir süre izlediğim filmler ve okuduğum kitaplardan paylaşımlar, alıntılar, ve çizdiğim satıraralarından anekdotlar paylaşmak istiyorum sizlere.  Malum önümüz kış ve havalar iyice soğudu, kapalı alanlarda sinemanın ve evde film keyfi yapmanın tadı başka olur diye düşünüyorum.  Hele ki patlamış mısırınızda varsa, ufaktan çayı da demlemiş en sevdiğiniz köşenize kurulmuşsanız film izleme seansları hepimiz  için başlamış durumdadır.
İster vurdulu kırdılı olsun, ister romantik duygusal, ister korku film kasmalı , istersenizde gülmeceli komikli, şakalı ne varsa, tabi benim oyum her zamanki gibi, ödüllü filmler serenomisinden yana,  ayrıca gizem korku, macera, uzaysal gerilim de neden olmasın.
Türklerin korku filmlerinden tırsdığımdan olsa gerek, ki bu konuda gerçekten çok başarılılar ben daha çok amerikan korku sinemasını gerilimini, tedirginliğini ve şaşırtan final sonuçlarını daha çok beğeniyorum. 

İzlemediğim film, okumadığım kitap kalmamıştır heralde diyerek, sizlere nacizane film önerilerimi yapmak isterim.  Bir süreliğine kitaplar ve sinema yazı serisinden devam edeceğimize göre, eminim paylaştıklarım,  iyi bir yol gösterici olacaktır sizlere, okuduğum kitaplarında çok ama çok işinize yarayacağını ufkunuzu iki kat açacağına , ve farklı yaşamları merak edip, farklı kararların peşinden gidip, hayatınızı da tamamen gözden geçireceğinize eminim. Şimdi efsunlu, gizemli, marjinal ve farklı filmimize dönecek  olursak yani  kış sezonu film açılışımızı gerçekleştirecek olursak, anlatacağım film, Tokyo'da küçük çaplı işler çeviren uyuşturucu satıcısı Oscar'ın etrafında ve onun hayat hikayesinden beslenerek şekillenip karşımıza geliyor. Başrol oyuncumuz, Oscar bir gece bir polis baskınında yakalanır ve vurulur. Hem de nasıl bir yakalanma, tam bir kovalamaca, heyecan ve sonu pis bir uvalette ölünle gerçekleşen kötü son. Fakat  film aslında  tam da burada bu küçücük dünyanın içinde başlıyor.  Kötü bir şekilde öldüğünü gördüğümüz Oscar’ın ruhu göğe  doğru yükseliyor, öncelikle etrafında olan bitenleri izleyen Oscar  ışıklar eşliğinde varoluşun diğer evrelerine geçerken kendi için bir beden buluyor  vedünyalar tatlısı kız kardeşi Linda'nın peşine düşüyor. Burada ki   amacı ise kızkardeşi  Lindayı kötü dünyanın kötü karakterli, ruhsuz insanlarından kurtarmak oluyor.  Başrol oyuncumuz  Oscar burada bir nevi kahraman rolüne bürünüp, kendi hayatında gerçekleştiremediği ve başına iş açtığı olayların aynısının kardeşine olmaması için elinden geleni yapma isteğiyle, kaybolmuş ruhunu ordan oraya savurarak, ve elinden hiç bir şeyin gelmediğini büyük bir üzüntü içinde görerek daha da beter bir acı içinde kavrulduğunu bizlere gösteriyor.

Çektiği her filmde kendisine has bir tarz barındıran Gaspar Noe, 2009 yapımı bu filmiyle de yine belli bir kitleyi kendine aşık edecek çizgisini korumayı başarmış. Her ne kadar izlenmesi zor bir film olup, Hollywood çizgisinden çok ama çok uzaklaşsa da sadece girişiyle bile izleyenleri kendine aşık edip, iki kardeşin Tokyo'daki hızlı hayatını anlattığı  film uyuşturucu maddesinin  insan zihninde nasıl yaşandığını, o sırada nasıl hissedildiğini fazlasıyla irdeleyip, seyirciye yani bizlere de aynı duyguyu fazlasıyla vermeyi başarıyor. 

 Belki de 30 dakikaya sığdırılacak filmi Noé ustalıkla işleyerek 161 dakikaya çıkarmayı başarmış.  Bu uzun süre zarfında kesinlikle sıkılmıyorsunuz.  Hatta fazlasından ziyade meraktan ekrana kitleniyorsunuz. Konuyu bir yana atarsak görsellik gerçekten çok  etkileyici. Yönetmen tribe gerçekten sokuyor insanın ruh dünyasını. 
 Kullanılan kamera hareketleri ve efektlere anlam vermeye çalışırken hayretimi gizleyemedim desem yalan olur. Ve belki de  ilk kez bir filmde ana karakteri sadece ensesinden görebiliyoruz. Ancak bu bize onun içinde bulunduğu dünyayı daha iyi girebilmemize yardımcı olmuş. Bu teknik daha da yaygın olarak kullanılacak gibi görünüyor. 
Film teknik olarak kesinlikle görülmesi gereken bir film. Işıklar, mekan kullanımları oldukça başarılı. Filmin Tokyo’da geçmesi filme apayrı bir büyü katmış. Kesinlikle böyle bir kurgu için Tokyo dört dörtlük bir seçim. Zaten Noé’nun yaptığı açıklamalara göre birçok sahne oynanmamış yaşanmış.
Filmde  hayatta olabilecek her şeye değinilmiş; küçük yaşta ailesini kaybeden çocukların yaşadıkları, striptizci olarak yaşayanların hayatları, uyuşturucu, seks, polis cinayetleri, evsiz yaşam, para, parasızlık, kaza sahneleri, ölümler, insanların yaşayabileceği tüm duygular kolaj edilmiş.
Film pek anlatılarak bitirilecek film değil. Süresi gözünüzü korkutmasın. Postmodernizmin tavan yaptığı bu filmde, bildiğimiz masum hikayeler dışında her şey anlatılmış bize. Tabi bir de şu nokta var… Kaderimizi yönlendirebileceğimiz.
Kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Ancak uyarmalıyım bazılarını rahatsız edebilecek bir film. Pornografinin filmin sonlarına doğru biraz abartıldığını kabul etmem gerekir.
 Onun dışında, yıllarca zihnimden kazınmayacak bir çok sahne barındırıyor içinde. 
İzlemesi kolay bir film değil, eminim başlayıp yarısına gelmeden kapatan da çok olmuştur. Ama sizi farklı bir ruh haline sokabilmesi de bir başarıdır diye düşünüyorum. 
Önyargılarınızdan ayrılarak, astral seyahata çıkmış Oscarı izleyip, hayatın kıyısından neler yaşandığını izlemenizi öneriyorum dostlar. 
Sevgiler yine benden, saksıda koparılmamış rengarenk kasımpatılar hediyem olsun sizlere.






Bu filmi beğendiyseniz bu filmide izleyin derim, oldukça müstehçen ve porno içerikli ama izlenmeye değer diye düşünüyorum, en azından aşkın en saf halini en kötücül yanını pes dedirtecek derece de güzel işlenmiş diyebilirim. http://www.dailymotion.com/video/x3divfb



Yorum Gönder

ENTER the VOID

- Temel olarak, öldüğünde ruhun bedenini terk ediyor, başlangıçta tüm hayatın gözünün önünden geçiyor, sihirli bir aynada yansıması gi...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim