2017-11-18

Benim güzel gözlü Pıtırım.

11/18/2017 05:11:00 ÖÖ 0 Comments


Ölen bir kedi için ne yazılır veya tuttuğunuz yas'ın acısı nasıl  anlatılır  bilemedim, ağıt mı?, özlem mi?, özlemek mi? senin için acı çekiyorum veya seni çok seviyor ve özlüyorum mu ? hiç bilemiyorum. Her şey senle başladı senle bitti çok ama çok klasik, içimi öldürdün yedin bitirdin beni fazla insani gibi mi? Galiba sen  ölünce resmen ayakta gezen ölü bir ruh gibi oldum diye başlayan yazı daha doğru olur.
Gerçekten benim kedim ölünce yaşayan ruha döndüm ve ben onun için  çok acı çektim.
Öncelikle bu hikayenin geçmişi nereden, nasıl başladı ve beni bu döngünün içine sürükledi önce burdan başlayarak anlatmalıyım hikayemi sanırım.
Herkes bu veya şu şekilde çocukluğunda bir  hayvan sevmiş ve beslemiştir, kiminin balığı, kiminin kuşu, kiminin köpeği kimininse atı olmuştur mutlaka.

Benimse hep kedim oldu kedigil familyasını çok sevdim her zaman.

Ben dünyaya geldiğim ve kendimi hatırladığım andan itibaren  yani bu 7 yaşıma tekabül ediyor. kedileri çok sevdiğimi hatırlıyorum. Bahçeli  evimizde bir sürü kedi olduğunu anımsıyorum.
Kedi manyağı kedi aşığı bir şeydim bende. Eskilerden çok yakın çocukluk arkadaşlarım bile beni görünce, Kedi Tülin derler, her macera içinde farklı anılar barındırıyor, isimler ünvanlar değişiyor, bir bakmışşsınız Tülinko, Tüliniçe, Tüliş abla, Tüline, olmuşsunuz, adınız zor gelenler hafiften ismimi Tülaya bile kaydırmış oluyor bazen, sıkıntı yok  biz 3 kardeşiz zaten , Tülin, Tülay ,Gülay:))
Annem ismimi eskilerden Tülin Yakarçelik adlı şarkıcıyı radyodan dinlerken çok sevmiş ve bu ismi bana koymuş, severim ismimi, fazla olmaması hoşuma gider, aslından her isim kişinin adını yansıtırmış asabi veya merhametli olmasını, duygusal veya naif veya fazla hırçın dikkat edin isimlerin içinde geçen harfler, mutlaka bu dediklerimi yansıtıyor benim ismimin anlamı Ayna (mirror)yani bana ne verirseniz yansımada onu alıyorsunuz. Tülinin sonsuz sevgisini, sonsuz soğukluğunu, nalet huysuz sabah kalmışsa 1 saat konuşmama hakkını, çok mutlu ve enerjisini dört dörtlük yaymışsa bol bol gülümsemesini insancıl merhametli yanını diye liste uzar gider böyle,
Fazla konuyu dağıtmadan devam ederek, çocukken sarı bir kedim vardı, onu sevip sarmalıcam, koruyup kollayacağım diye göbeğim çatlardı. Elimde, kolumda omuzumda her nereye gidersem yanımda gider, peşindende beni sürüklerdi. Ona ne olduğunu hatırlamıyorum, ama bugün hala gözümün önünde olan bu kedi, çocukluğumaki hayvan sevgime dair küçük bir işaretti belki.  Sonra evimizin en şahanesi annemin iş yerinden getirdiği Şiva kedimiz tabi onunda yavrusu oldu ve biz ona yıllarca baktık. Adı boncuk'tu çok akıllı zeki bir kediydi. Resmen attığınız her objeyi size geri getirirdi. Benim odamı benimle paylaşıp, yatağımda yıllarca yattı, şişman tombul tüyleriyle fıkır fıkır nefes alışverişiyle göbeğimin, göğsümün, yüzümün üstünde uyumaya bayılırdı hergele.
Tabi bir gün oda, öleceğini hissederek ,kendini bizden uzak tutarak kaybolup gitti yavrucak.
 Kediler öleceği zaman mutlaka evden gidermiş kesin oda aynısını yaptı bize. Ailemizin üyesi sevgili kedimiz kaybolunca evde herkesin çok üzüldüğünü hatırlıyorum. En çok benimle uyurken benden ayrılmaması ayak ucumda yatması, uyandığımda başımın üstüne çöreklenmiş halini hiç unutamam, kendini seviyor ve sevdirtiyordu  bize.
Alışkanlık olmuştu onunla yaşamak, evde bir kedinin olması, onu olağan şekilde sevip okşamak.

Kedim Pıtır ile tanışmamın  ise çok ilginç bir hikayesi var.
Geçen yaz arabanın ön motorundan gelen bir sesle korkarak kaputu açtığımızda onun oraya sıkıştığını gördük . Normalde bu tür haberleri çok duyuyordum, ama olacak ya işte benimde başıma gelmişti. Korkarak, üzülerek birazda ağlayarak motordan çıkaramadığımız kedi yavrusunu ancak tamirciye giderek çıkarabildik.

Motordan çıkarıldıktan sonra, onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum, yeni doğan bir bebek gibi tamircinin onu kucağıma vermesi ve onun  hırçın vari hareketlerle kaçmak isterkenki halleri unutulmazdı.
Yavruyu elimdeki  hırkanın içine sıkıştırdım, artık hiçbir yere kaçamazdı benimdi bana ait olmalıydı, bana gelmişti ve ben onu en iyi şekilde üstüme düşen şekilde bakmalıydım hayatın armağanı hediyesiydi  bana. Küçük bir kuzuydu elimde, minicikti, ürkekti, çekimser ve de korkak.

Hırkayı az biraz araladığımda onun o güzel yeşil gözlerini , yemyeşil gözlerini gördüm.
Öylesine hırçındıki beni neden aldın der gibi bakıyordu bana.
Elimde sardım, sıktım kaçmasın diye, onu o anda sevdim, gördüğüm anda sevdim, gördüğüm anda onunla bir bağ kurdum. Onu sevdiğimi anladım, benimle yaşamasını istediğimi hissettim.
SOnu tavlamak için , evimize geldiği andan itibaren peşinde pervane oldum, yatak altı, baza altı, kanepe altı süründüm peşinde, güvenini kazanmak, evimizi sevmesini sağlamak, beni sevmesini ve güvenmesini sağlamak için elimden ne gelirse yaptım.
Belki de o anda birisinin güvenini kazanmak, belki de o gün sevmek daha çok sevmek sevilmek ihtiyacım vardı. Belki  benim için bir geçiş kapısıydı.
Belkide güvenini kazanırsam her şeyi yapabilecek bir güç kazanacaktım.
Belki de o yüzden bu kadar ona bağımlı oldum, bağımlısı oldum delisi oldum.
Ben onu böyle severken üstüne böyle titrerken, oda artık yavaş yavaş bize alışmış ve ailemizin yeni üyesi olmuştu.
Küçücük bir çocuk yerine koydum onu , kucağımda uyuttum kimi zaman, dışarıdayken, işteyken koşa koşa eve geldim acıkmıştır diye, onu göreceğimin aşkıyla, heyecanıyla, kapıyı açtığım anda, merdivenden pıt pıt inişiyle kucağıma atlaması ve sevgisini içimde hissetmek dünyanın en güzel şeyiydi. Saf sevgi az bulunur bir şey, şimdilerde hiç olmayan bir şeydi.

Sanki bir altın madeni bulmuştum. Sanki benim en güzel hazinem oydu.
Güzeller güzeli, güzel gözlü Pıtırım'dı. İnanın şu an yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor.
Sokağa çıkıp bağıra bağıra ağlamak istiyorum.
Yumuşacık tüylerinden, kulaklarının üstünden usulca yumuşakça, severek sevdirerek, kolunun altından kendini uzatıp bana aldırarak, uzun tüylerini sevdirerek beni kendine  aşık ettiren dünyanın en güzel kedisiydi.
Aşk illaki sevgili demek değil, insan bazen bir kediye, bir canlıya, çocuğuna, eşine, hiç tanımadığı ama yaşam tarzına, fikirlerinden ilham aldığı bir kişiye de aşık olabilir.
Aşk saflıktır, sadeliktir, bağlılıktır, önemsemektir.
Tıpkı benim Pıtırımı  önemsemem gibi.
Ben onu bir  kedi gibi görmedim hiç ,bendeki bir emanet , değerli bir şey gibi gördüm.
Bu yüzden adını PITIR koydum, adını seslendiğimde, naif duruşu ve güzel gözleriyle yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürüsün diye.
İsmiyle özleşsin diye, ismiyle yaşasın diye, isminin hatırına daha da çok severek bağlanarak.
Ben işe gittiğim için evde yanlız kalmasına gönlüm razı gelmediği için,  ara sıra sepetine koyup iş yerime götürdüğüm zamanlarda olmuştu, sağ olsun değerli iş arkadaşlarım bana bu konuda çok destek verdiler.
Zaten uslu bir kedi olduğu için tüm gün ben bilgisayarımda çalışırken kucağımda yatardı. Bazen koltuğumun arkasında sırtını bana dayar, bazen de masamda ki ahşap kutunun içine girip bana oradan tatlı tatlı bakardı.
Her zaman bana yakın olmak, olduğum odada olmak indiğim merdivenlerden arkamdan peşimden koşmak hep onun işiydi.
Bana yakın olma derdine, laptopumun üzerine yatıp benim çalışmama bile izin vermeyecek derecede bana düşkündü.
Elini elime uzatır, elini yanağıma koyardı. Belki bunlar çok hayvani içgüdüsel bir şey ama zannedersem beni annesi sanıyordu. Akşam ben yatağıma uzandığımda illa başucuma çıkacak, illa yatağımın içine girecek, illa ki tırmanıp göğsümde uyuyacaktı.
Beni sevdiğini ve ben evde olmadığım zamanlar beni çok özlediğini hafiften de olsa küstüğünü anlıyordum.
Kedilerin küsme, alınma, darılma, gücenme, ve kalplerinin kırıldığını çok ama çok sonradan öğrendim. Daha detaylı araştırınca, tüm hayvanların içgüdüsel olarak çok farklı olduklarını ve sezgilerini, zekalarını içgüdülerini insan gibi algılayarak yaşadıklarını hayretle fark ettim.

Günlerden bir gün anneme bıraktığım bir gün, ki o günü hiç hatırlamak bile istemiyorum.
Hatta takvimlerden sildiğim bir yaz ve bir yıldır benim için. Bu yaşıma kadar en kötü anılarımın en acı kayıplarımı yaşadığım yıl olarak adleddiğim geçen yaz döneminde hayatımın en kötü gününü yaşayacağımı nereden bilecektim.
Kadıköy'de annemin beni telefonla arayarak  kedimin öldüğünü haber vermesiyle, olduğum yere yığılmışım. Elimdeki telefon bir yere ben başka yere, haykırarak ağladığımı bağırdığımı hatırlıyorum.
Bayılmışım...
O gün orada yaşadığım şey, her ne ise her psikolojide adı ne diye geçiyorsa, beni çok üzen mutsuz eden, ve bütün yaşayan nefes alan bütün hücrelerimi yakıp yıkan bir şeydi.

Hayat bazen hiç adil değil, hiç hemde, bazı şeyler, denenmeniz, test edilmeniz veya başka şeylerle ilintili olarak size geliyor.
Her zaman deneniyorsunuz, başınıza gelen felaketler, ölümler, hastalıklar,yediğiniz kazıklar, yanlızlaştığınız özel durumlar ve daha fazlasında siz hep deneniyorsunuz.
Hayat hiç kolay değil, kolayına alıp hafifcesine yaşayanlar için değil bu sözlerim.
Hayat da tıpkı trafik  gibi hafifsenemez, hayat şakaya gelmez, hayatınıza ciddi anlamda yatırımlar ciddi anlamda emek vermediğinizde çok kötü bir hayat kalitenizin olacağı  garanti.
Küçük bir detay, gözden kaçan bir şey, ihmal ettiğiniz ne varsa dönüp şöyle bir düşünün, derine inin, derinlerine girin, eminim ayırdığınız bu küçük bir zaman dilimi veya görmezden gelmeyip en ufak sorunun üstüne  gitmeniz ve sorunu kaynağında çözmeniz belki bir iş anlaşmasını, belki evliliğinizi belki iş hayatınızı kariyerinizi paranızı veya dostluğunuzu kaybetmemeniz için en iyi sonuç veren çabanız olacaktır.
Benim güzel gözlü kedim, annemin açık kalan camından dışarı çıkıp 6. kattan teras'dan  aşağıdaki arabanın üzerine düşüp ölmüş. Hemde hemen oracıkta, daha küçücükken, ben onu daha gezmelere götürecekken, kışın ona kazak şapka  örecekken, ona insanları anlatacakken, ona tüm sevgimi sonsuz bir şekilde verecekken. Ben onun yanında değilken onu koruyamadığım kollyamadığım bir zamanda.
Ben daha ona dokunmaya kıyamazken, akşam benimle televizyon izlerken dikilen kulaklarını aşkla sevgiyle hayranlıkla izlerken, bana koşup benimle oynamalarına doyamazken, o beni güzel güneşli bir günde son vedasını bile yapamadan öğleden sonra saat 2 civarında  meleklerin diyarına gitti.
Ondan sonraki süreç öyle kötüydü ki  anlatamam sizlere, hayatımdan giden her şeye bir ağıt bir yastı belkide.
Sorularım ve onu rüyalarımda görme isteğim hiç bitmedi. Geçenlerde koltukta uyuyakalmışım, artık halüsinasyonmu hayal mi bilemiyorum, kolumun içinde uyuduğunu gördüm, mırlayarak bana doğru sokularak, öylece uyanmışım hayal ve rüya karışımı içinde.
Kediler nereye gider?
Hep kafamın içinde bu soru, belkide ölmedi, belkide yaşıyor, belki annem onu başkasına verdi.
Ve daha neler neler neler neler?
Sokaktaki hiç bir kediyi sevmek istemiyorum.
Kedim beni görür kıskanır diye korkuyorum üzülüyor diye içleniyorum.
Uzun bir zaman böyle geçti. Kedim yüzümden hayat kalitem tamamen diplere düştü.
Ben ben değildim artık, üzgün mutsuz ve de kederli, acı ve yas içinde.

Acaba doktora gitsem mi?  diye düşündüm.
Biraz okuyup araştırınca benim gibi başka insanlarında acı çektiğini gördüm.
Aşk acısı, ölüm acısı gerçekten çok büyük bir keder, büyük bir hastalık.

Pıtır'ı uzun zaman aklımdan çıkaramadım.
Evdeki merdivende koşusu benimle beraber koltukta oturup kıyımdan köşemden ayrılamayışı.
Eve geldiğimde ki kapıda beni karşılayan halleri.
Bana düşkünlüğü ve daha neler.

Taki geçen güne kadar, resimlerini tesadüf görünce, gözlerine uzun uzun bakınca, acımın yavaş yavaş geçtiğini anladım.
Ve bu yazıyı paylaşmak ve Pıtır'ın adını yaşatmak istediğime karar verdim. Hatta balkonda  onun için küçük bir çam bile diktim.
Ortaya böyle bir yazı çıktı, sonuç olarak, bir canlıyı almak bakmak, hayvansever statüsünde olmak ve onu koruyup kollamakla mükellefiz.
Bir işe başlarken de böyle gerçekci olmak en iyisi mantığı ön planda tutmak, hayatın gerçekleri karşısında temkinli davranmak esas.
Bakımını üstlendiğimiz hayvanında duyguları var, oda bir canlı sizi anlıyor hissediyor ve sonuçta sizi oda çok seviyor, sorumluğun bilincinde olmak ve çabucak gececek bir sevdayla hayvanı üzmemek gerekiyor.
Benim başımdan böyle bir macera geçti, yok aşısı yok bakımı, sevgisi, ilgisi, yok maması kumu derken bayağı bir alışmıştım ona, ve gerçekten hala onu özlüyorum. Anısı ve sevgisi kalbimden hiç bir zaman silinmeyecek kesinlikle.

Anekdot: Kediler, sezgileri çok güçlü, çok duyarlı, içgüdüleriyle hareket edip, sahibini benimseyip kıskanıp, çok hassas ve duygu hayvandırlar. Evinize bir kedi aldığınızda sebep sonuçlarını, bakımını ve onun ruh dünyasını çok iyi tahlil edip bakım kararına öyle devam etmelisiniz. Yoksa hayvan içinde sizin içinde sonu çok kötü olabiliyor maalesef.

Tüm kediler mutlaka tuvalet eğitimini biliyor, evi kokluyor ve kendini o evin merkezine yerleştiriyor.
Sahibini çok seviyor, onu izliyor, taklit ediyor, takip ediyor, sizle birlikte tv izliyor, yanlızlığa hiç gelemiyor, eve gelen misafiri istemiyor.

Keyfi ve dünyası bozulsun hiç istemiyor.

Siyah beyaz  kediler uğurlu gelebiliyor, evinizde bol bereketin geldiğini hissediyorsunuz ayrıca bu kedi cinsleri çok zeki olabiliyor. Ünlüler bu kedileri sahipleniyor.

Geçenlerde bir kedi resmen benden yemek istedi. Çok sevemesemde, her nerde görürsem göreyim markete girip mutlaka bir süt veya başka bir şey almaya çalışıyorum.

Kapımızın önünde de yavrular var, mutlaka bir parça yemekten sonra sokağa inip önlerine bir şeyler bırakıyorum.

Vermekten, yedirmekten, beslemekten, fazla olanı ihtiyacı olanlara vermekten zarar gelmez.

Akşam omzumda hırka,elimde bir yemek kap  sokakta kedi arıyorum  besleyecek, ve tüm ekmeklerim gökyüzünün kanatlı krallarının yani  kuşların.

İnsan her daim her şeyi tecrübe etmeli, yaşamalı görmeli geçirmeli, yoksa tecrübe dediğimiz  o pahalı şeye nasıl sahip olabiliriz.

Eliniz kire pasa, yanlışa doğruya, kargaşaya, karmaya değmeden, biraz gözyaşınız akmadan, hayatı öyle süt liman yaşayamazsınız. Tecrübe sağlam iyidir. Ve sizi gitmek istediğiniz  yöne götürür.
Sevgili Pıtır'ın Anısına ...İSTANBUL 2017

Kedilerle ilgili daha fazla bilgi öğrenmek isterseniz  ilgili linki şuraya https://www.youtube.com/watch?v=Pg4srT6yAJQ

 http://www.beyazperde.com/filmler/film-244948/fragman-19540792/ bırakıyorum.


2017-11-15

Dünyası küçük, gönlü büyük pul koleksiyonum.

11/15/2017 12:15:00 ÖS 0 Comments

İnsanoğlunun doğasında her zaman bir şeyler biriktirmek, saklamak, vardır. Kimi zaman ise anılarını hatırlatacak  objelerle  yaşama isteğinden ister istemez  ayrılamaz.  İster güzel günden kalan bir şey, ister geçmişten bir hatıra, isterse günümüzden elimizin altında bakmaya doyamadığımız sevdiğimiz renkli bir sürü güzellikler onun için özel ve de çok anlamlıdır. 
Benimde ilk biriktirdiğim şey tabi ki başlıktan da anlayacağınız üzre, kapağı  lacivert renkli sert mukavvadan yapılmış,ilk  pul koleksiyonumdu. Üst üste binen şeffaf sıralamaların  içine yerleştirdiğim çok eski dönemlere ait çok severek ve özenerek biriktirdiğim minik boy  pul koleksiyonu kitapçığımdı. Çok kitap okuduğum için annem tarafından cezalandırılıp:)) yakılarak yok edilen belki bugün hala devam edebilseydim, içinde dünyanın en iyi en güzel en kaliteli  pullarının yer alacağı çocukluk hobimin meyvesi yok olan çağdaş koleksiyonum.  
Belki o gün yok olan şey, küçük bir çocuğun taze, saf  merakıyla biriktirilen minik kağıt parçaları gibi gözüken şey, eminim içimde ne derin darbeler yaratmıştır.  Şimdi bayağı bir büyüdüm ve içim öyle güzellik ve öyle güzel bakış açılarına  sahip oldu ki; bazen ben bile kendimi tanıyamayıp şaşırabiliyorum. Ruhaniyetimden acayip bir tırsıp kendimden şüpheye düşüyorum.  Gittikçe  daha da büyüyen  tasarım, resim, kitap, heykel, seramik sevgim  ve sanatın alt dalların ait ne varsa beni ben yapan ve şu an olduğum kişiye dönüştüren tek  şeyle gerçekten çok ama çok  mutluyum.  

Geçmişin koleksiyonunda  bizim evde ne ararsanız vardı. Belki de her şeyden biraz bir parça..
Kasetler, peçeteler, kitap arşivleri, tavan arasında ufak tefek valizler, kutular, kız arkadaşlarımın bana yazdığı güzel mektuplar, güzel şiirler, kurutulmuş güller, eski fotoğraflar, alman marka fotoğraf makinaları, kasetçalarlar, eski radyolar, eski şapkalar, abajurlar, kalem kutuları,  hepsi de evimizde bizle birlikte yaşayıp nefes alıp veren canlı hücre misali küçük hayatımızın evreni işgal eden uzaylıları gibiydiler.
Gece olunca başımı yastığa koyunca nedensiz bir ağlama isteğiyle uyuyakaldığımı hatırlıyorum. 
Mutsuzluk değildi tabi bu sadece çocukluğun getirdiği anlamsız bir şey, kederli bir şey, geleceği hayal edip ince ip üzerinde yavaş adımlarla yürümek, sessiz kör karanlıkta elini kolunu nereye koyacağını bilememek gibi bir şey.
Pek şefkatli, ama şefkatten eser olmayarak, pek düşünceli ama düşüncesizce davranılarak, pek tutucu ama sonuçlarına ağır ve tek başına katlanılarak.
Gecenin kör lambası sönünce evreninde  sadece benle beraber uykuya daldığını sanırdım. 
Hayat benim gördüğüm bildiğim kadardı. Ötesi yoktu ötesi bilinmezdi, sırla kaplı kitabın içinde koca yürekli bir bulmacaydı. 
 Büyümek zor işti, yaşamak kolay, sevmek zor işti sevilmek kolay.
Vermek kolay işti almak zor .

 Yıllar geçtikçe, hayat değiştikçe, zevklerim ve ilgi alanlarım  mevsimler gibi yer değiştirdikçe farklı şeyler üzerine yoğunlaşmam kaçınılmaz oldu haliyle
Kimi zaman hayatı serseriliğe vurdum, iplemedim, serseri takılıp gönlümü hoş ettim onla:)) Kimi zamansa çok derinden ta derinlerden sessizlerden,ermişlerden tasavvuflardan seslendim evren beyefendisinin   kendisine:)
Kim ne derse desin, hep kendime inandım, kendime güvendim, uzaktan tiz gelen cırtlak seslere hep kulağımı kapadım. 
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.
Ayaklarım yorulana, dilim damağım kuruyana hayatımı içselleştirene değin.
Kendimi kaybedip, kendimi bulduğum karanlık tünellerin sonundaki ışıkla kendimle dans ederek, ayağıma bulaşan çamuru , üstüme yapışan anlamsız, saçma sapan tozu kiri  bir çırpıda silerek , silkinerek.
Günler böyle gelip giderken, sonbahar yağmurları küçük evimizin çatısından sesler çıkarırken, arka bahçede elmalar olgunlaşmamış, dutlar daha yeni tadlanmış, annemin diktiği çiçekler daha güneşe yüzünü vermemişken,
Hayat çocukluğun çarkında  dört başı mağrur  mekanizmayla dönüyor ve ben 
çocukluğumun, gençliğimin en güzel zamanlarını mutlu fakat mutlu olduğunu bilmeden şimdiki zamanda ne hissediyorsam bir mukabele aynı tad ve keşifle yaşıyormuşum. Keşif adamı, keşif kadını, keşif cadısı, keşif meraklısı artık siz ne derseniz  deyin kabulumdur:))  
Çocukluğunuzu, gençliğinizi, güneşli günlerin zevkini,  ve size sımsıkı sarılıp sevdiğini çok sevdiğini , güvendiğini söyleyen insanlarla bir arada yaşamanız ve en mutlu olduğunuz günlerin anısına ithafen güzel koleksiyonlar biriktirmeniz  dileğiyle. 
Bugün içimden böyle bir yazı geçti, gerisi Evrenini işi:)))
Sevgiler herkese

2017-11-11

Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından:))

11/11/2017 11:20:00 ÖÖ 0 Comments

İnsan bazen bir gününü yazmak ister, bazen haftalarını bazen aylarını bazense yıllarını, bazende olur olmadık geçmişten güzel günlerini yazmak ister.  Benim aklıma gelen ve yazmak istediğim gün ise, kış mevsiminde kar lapa lapa yağarken okul yoluna doğru yürüdüğüm gündür.   Zaman geçtikçe anılar değerli bir hazineye dönüşüyor, zaman kavramı geçmiş ve gelecek içiçe geçiyor. Zamanı geçirmek, zamanı dondurmak, zamanla yarışmak, zamanı dingin bir şekilde yaşamak için yine doğa'dayım, yine yürüyorum, inceliyorum, dinleniyorum, hayranlık içinde gördüklerimden etkilenip mutlu oluyorum. 
  Biliyorum bu Doğa parkı çok yazdım  çok sıkıldınız ama ne yapayım baksınıza şu güzelliklere sanki Emirgan da lale festivalindeyiz. Şimdiden söz veriyorum Doğa park'ı bundan sonraki süreçte sadece kışın  karlar altında çekip paylaşım yapıp konuyu burada kapatacağım.:)) 
Beni biraz olsun takip edenler, okuyanlarınız bilir, yine değişik işler, güçler peşindeyim. 
Bu sonbahar mevsimini en güzel pastırma yazı tadında geçirdiğimiz günlerde, yoğunum ve güzel insanlarla, yeni arkadaşlıklar ve dostluklarla beraberim. 
Evren'den torpilim var kitabımdan sonra evren inanılmaz mucizelerini hayatımda göstermeye başladı. İnanılmaz güzellikler kapımda, ve her şey bana göz kırpıyor. Tabi bunun nasıl olduğunu soranlara tek cümlem, durmak yok egzersizlere devam, canınızı sıkan konu neyse, size dert olan neyse, yapmak istediğiniz neyse, olmak istediğiniz neyse, yok olmasını istediğiniz neyse, işte oturup mesai harcayıp liste liste yazın kenara . Fakat içinde asla olumsuz geçen bir cümle olmamasına dikkat edin. Örneğin borçlarımı en kısa zamanda ödemek istiyorum cümlesi yanlış bir cümledir,  içinde geçen borçlarım kelimesi olumsuz bir kelimedir, evren bunu aynen size geri gönderir borca devam şeklinde, onun yerine söyleyeceğiniz cümle şöyle olmalıdır. Bundan sonraki süreçte hayatımı bolluk, refah ve zenginlik içinde geçireceğim. Çok zengin ve muhteşem günler geçiriyorum. Muhteşem bir hayata sahibim gibi olumlu  cümleler kurarak listenize odaklanmaya devam.
Bu konuyu kitabı alıp okuyanlar eminim çok daha iyi kavrayacaktır. İnanmayıp kenarından kıyısından gülenlerde, çaktırmadan bu egzersizleri yapıp, evrenin göz kırpışlarını görünce de aman ha sakın tutuşmasınlar:)))
Evren size ne isterseniz karşılığında onu verecektir. Şimdilerde yüklü bir ödeme yapıcam ona yoğunlaştım ona göre egzersiz yaptım. Önüme çıkan ödeme fırsatlarını görünce, veya farklı alternatifler karşıma çıkınca hah diyorum tamam doğru yoldasın Tülin aynen devam:))
Aşağıda  size özel çok güzel lale fotoğraflarını çekip paylaştım. Her biri ayrı bir mucize, ayrı bir güzellik, ayrı bir keyif vericilikle dolu manzaralar.
Doğa beni seviyor, tabiki bende onu, geçenlerde Sakarya'da bir görüşme için fabrika ziyaretinde bulundum, toplantı esnasında''sonbaharı en güzel yaşayan fabrika bu olsa gerek dedim. '' İnanın herkes'in dışarıya bir bakışı vardı, hiç unutamam.  Yüzlerce defa çiğnedikleri bu yeşil alanlar, izledikleri ağaçlar veya fabrikanın o şahane nefis gökyüzü mavisi boyanmış duvarlarını  hiç keşfedememiş olmak, hiç bakmamak hiç görmemek, doğanın nefis tablolarını hiç ama hiç keşfedememek ne acı. 
Doğa ana üstüne düşen vazifeyi en mükemmel şekilde yapıyor. Peki neden biz bu güzelliklere dikkat etmiyoruz, sevmiyoruz, incelemiyoruz. 
Bir çiçek düşünün, büyümek hayata tutunmak, yapraklarını günbegün nazlı bir edayla açmak tohumlarını toprak anaya ve rüzgarların efendisine bırakmak için nasıl da çaba harcıyor, üstelik ne kadar kısa süre yaşayacağı ortadayken.
Hayattan umudumuzu kaybettiğimizde doğa bize en güzel yol gösterici, herkes bir parça olsun çiçekleriyle konuşmayı sever. Ben kocaman ağaçlara sırtımı dayayıp, bazende kollarımı açarak sarılıp nasıl da mutlu oluyorum. Onun bir hediye olduğunu biliyorum hemde gören gözlerim için dünyanın  en güzel hediyesi.
Dünyaya gelen her canlı bir hediyedir.  Her canlı özeldir. 
İster büyük ister küçük olsun nefes alabilen her canlının  yaşama tutunma çabası takdire şayandır. 
Yeni anne adaylarına bakıyorum bazen, kendilerine en güzel hediyenin bahşedildiğini düşünüyorum. 
Ne güzel dir anne olmak, evlat sevgisiyle, torun sevgisiyle, kuzen, yiğen sevgisiyle dolu olmak. 
Sevmek zaten başlıbaşına çok güzel bir şey, karşılık beklemeden, özenerek itinayla, elzemle sevmek.
 Bu aralar Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'ı okudum. Şimdi de Kar kitabını yeniden okuyorum. 
Kırmızı kitabında, unutulmaya yüz tutmuş resim sanatını, eski hattatları, nakkaşları, osmanlı dönemi padişahlarını, ve o dönemin minyatür işçiliklerini okumak ve o dönemin yaşamını düşünmek güzeldi.  Resim sanatını oldum olası çok severim. Bu kitapla birlikte resim ve  minyatür sanatına olan bakışım daha da bir değişti resmen. 
Kişisel gelişim, satış pazarlama, tatil ve gezi,  butik oteller, yemek , tarih ve psikolojiyle ilgili bir sürü yeni kitaplar  okuyorum şu aralar, hepsi de biribirinden ilginç ve özeller,  ayrıca çok özgün ilham verici izlediğim filmlerim de var, hepsi yeni yayında yeni paylaşımlarda kalbinize ulaşıyor olacak. 
Güzel sonbaharlarınız, güzel, uzun yürüyüşleriniz ve bol enerjileriniz olsun.
Sevgiler herkese.

2017-11-05

İstanbul'da katıldığım festivaller

11/05/2017 04:47:00 ÖÖ 0 Comments

Merhabalar arkadaşlarım, Festivaller şehri İstanbul'dan sesleniyorum sizlere:)) 
  2016 yılında katılmış olduğum ve çok renkli, macera dolu,enterasanlıklarla dolu  beğenerek katıldığım  3 festival'den bahsetmek istiyorum bu yayında hepinize:))
Festival deyince oh mis çayırlara uzanmak, yeni lezzetli yiyeceklerin tadına bakmak, konser alanlarında coşmak, dostlarla eğlenmenin ve keyfini çıkarmak, biraz kendi olağan dünyanızdan çiçek çocukları moduna çıkmak gerçekten iyi hissettiriyor  insana.
İnsanları kaynaştıran, gençlerin bir arada eğlenmesini sağlayan, yenilikçi ve modern dünyanın yeni hobi evleri hobi mekanları, hobi atölyeleri desek doğrudur bu güzeller güzeli etkinliklere evsahipliği yapan yeşilimsi ve doğalımsı cafemsi ortamlara.
 Bizim için  kış mevsiminde gidecek yeni yerler bulmak ,yeni yerlerin izini sürmek , bu tür ortamların  havasını solumak iyi geliyor, heyecanlandırıyor galiba.. 
Bence insanlar öğrendiği alanlarla ilgili etkinliklere katılmalı,bu etkinliklerdeki başarılı olmuş insanlardan fikir ve ilham almalı, bakış açılarını değiştiren, onları yenileyen, ve yeni fırsatlara yön veren insanların tasarımlarından faydalanmalı. 
 2. el kıyafet festivalinde;  neler yaşadık? neler gördük?  neler hissettik?  nelerden keyif aldık? hep beraber resimlerden ve yazılardan takip ederek başlayalım bakalım:))
Garaj organizasyon her sene 2.el kıyafet festivali düzenliyor ve bende bu festivallere ara ara katılmaya çalışıyorum. Aslı Kanber Tuzcuoğlu'nun  ve arkadaşlarının düzenlediği bu etkinlik benim için gerçekten çok keyifli geçiyor.  Sarıyer Belediyesinin ve radyo kanallarının sponsorluğu dahilinde yapılan organizasyon'da  müzikler, etkinlikler, step dans showları etkinliğin olmazsa olmazları. 2. el kıyafet  festivalinden  çok ucuz paralara çok güzel kıyafetler, retro işler, tablolar ve vintage ürünler alıyorum her sene.
Aynı etkinliği daha sonra Sarıyer meydanda engelliler içinde yapıldığını duydum. Fakat ona katılma şansım olmadı, eski Sarıyerli olarak duyduğum, bayağı ilginç eşyaların olduğuydu. Festival alanını gezerken insanların değişik kıyafetlerine rast geldim. Sadece bir kere giyilmiş veya paketinden hiç çıkarılmamış, etiketli olan bu ürünler kapış kapış satılıyordu. Garaj organizasyon bu konuda gerçekten çok yetkin ve de etkin. Sosyal işlerin, kurumlarını yardım sandıklarının ,sponsor olabilecek firmaların , sosyal medyayı çok iyi kullanıp bu etkinliklere destek veriyor olması da çok iyi bir şey. 
Destek olmadan, yardım görmeden, fikir alışverişinde bulunmadan bu tarz işlerin içine girmek gerçekten çok zor, inanın ben denedim, hakkaten insan acayip yoruluyor. O sebebten verilen emeğe saygı gösterip, bu tarz buluşmaları, özellikle de size fayda sağlayacak, yararlı grupları takip etmek ve kendi kişisel gelişim yolculuğunuzda, cebinize bir taş daha koymanız önemli bence.
 Ben bu tür etkinlikler için atma ver sloganını kullanmak istiyorum. 
Düşünsenize evinizde yıllarca kullanmadığınız eşyalar, uzun zamandır giymediğiniz kıyafetler, okumadığınız kitaplar, kolilediğiniz ıvır zıvır'lar  emin olun başka insanların kullanım alanlarında  çok işlerine yarayacaktır. Atmayıp vermek, komşumuza, arkadaşımıza size olmayan kıyafetleri hediye etmek,  çocukların, bebeklerin  giymediği ve artık kullanamadığı eşyaları, ihtiyacı olan insanlara vermek sizden bir şey kaybettirmez tam tersi insancıllığınızı , merhametinizi, ve vicdanınızı  artırır. 
Fırsat bulursam, yeni festivallere, tiyatro gruplarına, el sanatları, gıda fermantasyonu, psikoloji, ve hiç bir şey yapmama:))) festivallerine'de katılmak  istiyorum. 
Umarım yakın bir zamanda bende bir etkinlik yaparım. Bizde yakın arkadaşlarımız ve facebook grubumuzla açıkhava'da  2. el kıyafet takas şenliği yapmıştık. Bu sene de yılbaşı için böyle bir etkinlik hayalim var. 
İster dışarda isterse kapalı modern bir alanda kurulsun etkinliğin amacına ulaşması ve kitleleri bir araya getirmelerinde ki amaçlarına ulaşmak olsun.  Bu kitlelerle birlikte hareket ediyor olmak, ve neyi hangi amaçla yapıyor olduğunuzu bilmek çok önemli, biliyorsunuz, bende bu arada evrene enerji gönderme ve sinerjimi yükselterek, hergün düzenli egzersizlerimi yaparak evrenden torpilli davranmaya ve ona göre davranışlarımın sonuçlarını, yani evrenin göz lırpışlarını yaşıyorum. 
Hepimiz ve herkes için çok güzel enerji mesajlarım var 2018 yılı blogerların en  yılı olacak, başarılı, bol bereketli, bol bol yeni dostlarla birlikte...
Ve her zaman dediğim gibi zenginiz, sağlıklıyız, güçlüyüz, başarılıyız. 
Evren bizi dinliyor ben siparişi verdim bile:))
Enerji modunuz her zaman %80 lerde olsun emin olun tüm gün karşılaşacağınız frekanstaki kişilerinde aynı oranda olacaktır. 
Siz olumlusunuz hayat da size olumlu..
Sevgiler arkadaşlarım, yıl boyu  keyifle, pozitif enerjiyle kalmanız dileğiyle:))


Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim