2017-09-12

# atatürk # atatürkünanıları

Mustafa Kemal Atatürk'ü Anlamak.


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

''Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söylemekliğim bu milletteki kabiliyet unsurlarını bilmekliğimden idi.1923''

Atatürk'ü anlatmak gerçekten çok zor, onu tüm dünya tanıdı, tüm dünya, sevdi, tüm dünya örnek aldı. Japonya da bile eğitimlerde onun adı geçiyor. Sadece bir ilke adamı değil, yaşadığımız şu ülkenin, şu dünyanın, tüm ülkenin gidişatını, yönetim sistemini, eğitim ve öğretimini, kadınların özgürlük haklarını, çocukların değer görmesini, alfabeyi değiştirip, ülke sınırlarımızı genişleterek,  büyük savaş mücadeleleri verip, kendiyle aynı sevdiyede tuttuğu, canından çok sevip düşündüğü halkıyla kahramanca dövüşerek kazanan Atamız.

Atatürkü anlamak için, çok ama çok eskilere gitmek gerekiyor, bir ülkeyi yönetmek bir ülkenin  neye ihtiyacının olduğunu belirleyip  talepleri gerçekleştirmek, belki dışarıdan kolay gibi görünüyor. Fakat aşkta dada ve savaşta başarılı olmak, oyunun kurallarını bilmek için, ortam, kabiliyet, şans, zeka, ve sağduyulu yönünüzü ortaya çıkarmanız  gerekiyor. Asılardır bir hayat hikayesi var Atamızın. Lakin kendisinden ne kadar haberdarız, bizi korumak ve kollamak isteyen, ülkemizin önüne  çıkan her engelleri yıkmak isteyip, fedakar Türk milletine sonuna kadar güvenip, attığı her adımda kendinden emin adımlarla bir sonraki nesile faydalı olacağına inanan Atamız.

Öncelikle savaşan bir ülkede yaşayan herkes eminim az çok savaş stratejilerini bilir  ve yönünü ve savaş taktiklerini  ona göre tayin etmektedir. 
Sevgili Atatürk, yani atamız bu ülkede öncelikle askeri okullarda okuyarak, asker disiplini ile yetişmiş bir insan, askerlik kaide ve kurallarını bilen biri, zeki ve pratik olması, cesur yüreğinin olması, önsezilerinin güçlü olması, onun fark edilmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda da bir ülkenin başına geçmeyi hedefleyerek,  büyük savaşlara imza atacak gücü kendisine veriyor. Herşey den önce askerdir kendisi, askerlik stratejilerin ve savaşmayı biliyor, olacakları önceden sezip, önlemini alıyor, gerekirse gönderdiği mesajdan önce cepheye gidip durumun kontrol ve analizin yapma gücüne sahip oluyor. 

Her zaman çok okuyup , yeni ilimlere, yeni dünyalara kapılarını açık tutan Atatürk, eski zamanı ve modern dünyayı, vizyoner yapısı nedeniyle çok güzel harmanlayarak ülkemizi şimdiki haline getiriyor.
Savaş dönemi, Maddi sıkıntıları var, fakat buluruz diyor, savaş çok büyük fakat Fatih Sultan Mehmet'in savaş taktiklerinden bile esinlenip, hiç bir şeyden üşenmeden, tek tek kağıt üzerinde savaş taktiklerinin canlanmasına fırsat veriyor. Tam bir asker adamı kendisi, tam bir orta yolu bulucu, aynı zamanda kendini bile yargılayıp, doğruculuğundan, dürüstlüğünden ödün vermeyen saygın biri. 

Tarih kitaplarında da anlatıldığı üzre; Yaşlılarla, çocuklarla, kadınlarla ve gençlerle özellikle gençlerle kurduğu dieloglar dikkat çekici, her şey ayarında ve tam dozunda. Ne kışkırtıcı nede daha ötesi, doğru olanın yolunda özü öz bir insan. Kurduğu kanun ve nizamlara baktığınızda, ilke ve inkılapları arasında dolaşıp, yaptığı anlaşmalarda, vaat ettiği gelecekte, hediye ettiği günlerde, çıkardığı yasalarda, hep ülkemizin menfaatleri ve çıkarları var.  Özünde insana, insan gibi yaşamaya saygı var. Tüm dünyaya Türk'ün gücünü, asaletini, zaferini ispat etme ama bunu da göze sokarak değil, ince üslup, hicivli zeka yeteneğini sivrilerek gözleri  kamaştıran zekasıyla yapıyor.

Giriş yazımda, Atatürk ve Latife hanım'ın resmini özellikle  paylaşmak istedim. Çünkü  her başarılı  erkeğin arkasında  mutlaka ona destek olan, fikirleri ve sevgisiyle yanında olan bir eş vardır. Latife Hanım'da kendisi dava kadınıydı, eşinin en büyük yaveri, en büyük sırdaşı, en büyük yardımcısı, en gözünü açan muktedir  kişiydi. Ne kadar ayrı yaşamış olsalar da  birbirlerini hep sevip, birbirlerinden hep haberdar olmuşlardır.  İki güçlü karakterin bazen anlaşmazlığa düşmesi  kişilik savaşlarının olması onları acı bir şekilde ayırmış fakat, ruhen hep bir arada tutmuştur. 

Latife Hanım'ın kendisinin ve ailesinin Atatürk'e çok fazla yardımı dokunmuş, kültürlü ve kendini her yönden iyi yetiştirmiş bu hanımefendinin, avrupa görmüş karakterinin eminim Paşamıza çok faydası dokunmuştur. Yıllarca gizli bir gölge gibi yaşayan Latife Uşakizade bence asıl şimdi hakkettiği değeri görmeli, Ataya olan saygı ve sevgisinden, onu destek olup, hem eş hem arkadaş, hemde yoldaş olmasından, daha büyük bir değeri ve bizim sevgimizi sonuna kadar hakediyor. 
Eminim, Atatürk'de onun ne kadar değerli biri olduğunu biliyordu, yoksa ayrıldıklarında bile hala ona hediyeler gönderip, ölüm döşeğinde bile yanına çağırıp ona güzel iltifatlar etmezdi .

Güzel gözlü, güzel bakışlı, güzel gülüşlü Atamız'ın hayat hikayesi çok derin, çok uzaklarda başlamış, 
1881’de Selanik’te doğmuş.  Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi, sırasıyla, Mahalle Mektebi, Şemsi Efendi Okulu, Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi, Selanik Askeri İdadisi, Harp Okulu ve Harp Akademisi’ne gitmiş, 1893 yılında Askeri Rüştiye’de okurken matematik öğretmeni tarafından adına “Kemal” ilave edilerek Mustafa Kemal adını almıştır. 
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılınca Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma uyarınca vatan topraklarının işgalinin başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattı. Bu mücadeleyi başlattığında, tüm planları kafasının içindeydi. Ülkeyi nasıl yönetip, savaşı nasıl idare edeceğine kadar herşeyi milim milim hesaplamıştı. Zaten tüm gece uyumaması, tüm arkadaşlarıyla bir arada olup , herkesi dinleyip , kendi fikirleriyle bağdaşan düşünceleri  hep bir ağızdan onaylanıp dikte etmesi  bu yüzdendi. 

Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ile Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. Sakarya Savaşı’nın kazanılmasının ardından, Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesi ile onurlandırıldı. Bu rütbeyi almasındaki en önemli husus, savaşlarda ki cengaverliği, gözüpekliği, askerleri takip etmesi, verdiği şin her işin peşinden bizzat koşması, sonuçlarının bildirilerini alması kendisini  29 Ekim 1923’de cumhuriyetin ilan edilmesi ile beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Aldığı ünvan, hakketiği bu makam ve bu ülkenin güzellikleri hiç bir şey tesadüfi değildi, o savaşlarda ön cephede askerin yanında ve vatanın düşman ellerinden kurtulmasını isteme sevdasındaydı. O bir hazine bulmuştu, çamura düşsede değeri düşmeyecek bir elmaslar ülkesi ,büyük  bir maden ve bu  gözalıcı madeni kendi elinde parlatmaya sivriltmeye muktedir gücü elinde tutarak. 

Ben kendi adıma Atamızı ne siyasi ne de herhangi bir ideoloji adı altında incelemek ve analiz etmek istemiyorum. Sadece Onun hakkında öğrendiklerim, yaşam biçimi, hayatı algılayış şekli, insancıl davranışları, çok okuyup çok yazması, her konuda kendini geliştirip teorilerini pratiğe dökme sabrına hayranım. 
İlk öğretmen olup karatahtanın başına  geçmesi kendisine haran olmamız için yeter de artar bile. 
Bir ülkenin başında  lider olup çevresinde ve özel hayatında  yanlızlaşmak her ne kadar kendini üzmüş olsa da, Tarihe adını altın harflerle yazdırmış cesur, kahraman, ve fedakarlığın en büyüğünü gösteren önderimizdir. 
Liderliği tarihe öğretmekle kalmamış, tüm tarih kitaplarında öncü insan, örnek gösterilen kişi olmuştur. 
Kendisine saygımız  sevgimiz  sonsuzdur. 
Hemde sonsuza dek:)

KAZANDIĞI SAVAŞLAR

31 Mart Vakası 13 Nisan 1909

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’da oluşan yönetime karşı oluşturulmuş çok büyük çapta bir ayaklanmadır. Toplamda 13 gün sürmüştür. En başta askeri bir yapı ile başlayan ayaklanma daha sonra dini kesimlerinden araya girmesi ile dini bir boyut kazanmıştır. İstanbul’da hükümetin istifa etmesini sağlayan isyan ile isyancı askerler 7 gün boyunca İstanbul’u kuşatmışlardır. Bu askerlerin hangi amaç ile isyan ettikleri ve bu isyanın planlı ya da bilinçli bir isyan olup olmadığı hala bilinmemektedir.
31 Mart faciasının birebir içerisinde bulunan ve olayları gözlemleyen Atatürk, Orgeneral İzzettin Çalışlar ile isyan eden askerlere karşı savaşmışlardır. Atatürk’ün oluşturmuş olduğu Hareket Ordusu’nun başarısı ve 31 Mart Vakasında yaşananlar daha sonra Atatürk’ün dilinden Ulusal Gazetesinden yayımlanmıştır.
Arnavutluk İsyanı 15 Ocak 1911

Bu isyanı bastırmak üzere görevlendirilen o dönemde Harbiye Nazırı olan Mahmut Şevket olmuştur. Mahmut Şevket komutasındaki isyanı durdurmak için görevlendirilen kuvvet içerisinde Mustafa Kemal Atatürk de bizzat bulunmuştur. Mahmut Şevket ve Atatürk’ün de dahil olduğu ordu isyanı bir ay içerisinde bastırmıştır.

Trablusgarp Savaşı 29 Eylül 1911

1911-1921 Türk-İtalyan Savaşı olarak da geçen savaş Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasında geçmiştir. Bu savaş genel olarak Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale boğazı ve Kızıldeniz üzerinde gerçekleşmiştir. Birinci Balkan Savaşı’nın da aynı zamanda başlaması üzerine sahip olduğu askeri gücü birçok savaş arasında paylaştırması sonucu başarısızlığa uğrayan Osmanlı İtalya’ya karşı yenilmiş ve bu yenilgi sonucu Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini kaybetmiştir. Daha sonra ise bu bölgelerin birleşmesi ile Libya Devleti kurulmuştur. Savaş sırasında her ne kadar İtalyan Güçleri Rodos ve Oniki Ada’yı kuşatmış olsalar da savaş sonrası imzalanan Uşi antlaşması ile Oniki Ada yeniden Osmanlı’ya verilmiştir.

İkinci Balkan Savaşı 1912- 1913
Balkan Savaşları sırasında dört ülkeye karşı birden savaşan Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nı kaybetmiştir. Bu savaş sonrası Londra Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, Osmanlı Devleti Balkan ve Trakya topraklarını kaybetmiştir.  İkinci Balkan Savaşı’da Balkan Devletleri’nin kazandıkları toprakları kendi aralarında paylaşamamaları sonucu çıkmıştır.  Bu sırada Trablusgarp’ta ordu komutasında görev yapan Mustafa Kemal Atatürk ise bu savaşın sonra ermesi ile İstanbul’a dönmüş ve İkinci Balkan Savaşı’nın patlak vermesi ile Gelibolu’da yeniden görevlendirilmiştir.
İkinci Balkan Savaşı sırasında Trakya’da gösterdiği başarısından dolayı Mustafa Kemal Atatürk Sofya ateşeliğine atanmıştır. Osmanlı Devleti’nin Birinci Balkan Savaşı ile Gelibolu ve Trakya’da kaybettiği toprakların bir kısmını İkinci Balkan Savaşı ile geri kazanmasında Mustafa Kemal’in askeri başarısı yine etkili olmuştur.
Çanakkale Savaşı 18 Mart 1915

Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Devleti’nin savaştığı en güçlü cephelerden bir tanesi Çanakkale Cephesi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden birisi olan Çanakkale Cephesi’nde Rusya’ya yardım etmek isteyen İngiltere ve Fransa ile savaşılmıştır. Fransa ve İngiltere’nin Rusya’ya yardım etmek istemesinin altında yatan neden ise Rusya’nın zayıflayan ekonomisini güçlendirerek Rusya’nın Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmasını sağlayabilmekti. Bu amaçlar ile Fransa ve İngiltere Çanakkale Cephesi’ne bir saldırı düzenlediler.
İlk olarak deniz savaşları ile başlayan Çanakkale Savaşı  İngiliz ve Fransız’ların Çanakkale Boğazı’ndan geçiş sırasında ağır kayıplar vermesi ile ilerledi. Denizde ağır kayıplar veren bu devletler Gelibolu’ya asker çıkararak Osmanlı Devleti’ne karadan saldırmayı planlamışlarsa da Gelibolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasındaki Türk ordusu, bu saldırıyı yine denizde olduğu gibi başarılı bir şekilde önlemeyi başarmıştır. Gelibolu Yarımadası’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman askerlerine karşı gösterdiği başarısı onun albaylık rütbesine yükselmesini sağlamıştır. Bu savaşlar sırasında yaklaşık olarak 253.000 subay, er ve erbaş şehit olmuştur. Düşman orduları Fransız ve İtalyanlar ise yine aynı şekilde Türkler kadar çok kayıplar vermişler ve 1915 senesin 20 Aralık tarihinde Anafartalar ve Arıburnu’ndan kesin olarak çekilmişlerdir.

Doğu (Kafkas) Cephesi 1916-1917

Mustafa Kemal Atatürk 11 Mart 1916 tarihinde Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephesinde Ruslara ve Ruslar ile birleşen Ermenilere karşı savaşmıştır. 8 Ağustos 1916 tarihinde Bitlis’de ve 14 Mayıs 1917 tarihinde Muş cephesinde düşmana karşı zafer elde edilmiş ve bu bölgeler düşman işgalinden kurtulmuştur. 1 Nisan 1916 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’e Doğu (Kafkas) Cephesi olarak da bilinen Diyarbakır, Muş ve Bitlis cephelerinde göstermiş olduğu başarısından dolayı Tuğgenerallık Rütbesi verilmiştir. Bu cephede gösterilen başarı sonrası Rus birlikleri geri çekilmiştir.

Suriye-Filistin Cephesi 1917-1918

1914 senesinde Süveyş Kanalı’na tamamen sahip olan İngilizler 1917 senesinde de Gazze’ye saldırmışlardır. Burada geçen savaşlar Birinci ve İkinci Gazze Savaşları olarak geçmektedir. Türklerin göstermiş olduğu başarısı sonrası İngilizler Gazze’de bir yenilgi elde etmişlerdir. Bu yenilgi sonrası takviye güçleri ile askeri gücünü kuvvetlendiren İngilizler, Filistin Cephesi’ne yoğun baskılar yapmışlardır. Bu süre içerisinde 7. Ordu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa Kemal Atatürk Yıldırım Ordular Komutanı General Falkenhayn ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine bu görevinden istifa etmiştir.  
24 Ekim 1917 tarihinde İngilizler 138.000 asker ile taarruza geçmişler ve Birusseba-Gazze savaşını kazanmışlardır. 1918 senesinde Mustafa Kemal Atatürk istifa ettiği 7. Ordu Komutanlığı’na yeniden dönerek İngilizlere karşı orduyu komuta etmiştir. Asker sayısını 460.000 e çıkaran İngilizler ise Filistin’i ele geçirmeyi başarmışlardır.
Bu cephede Mustafa Kemal Atatürk, hem İngilizlere hem de Arap silahlı çetelerine karşı savaşmıştır. Sonunda İngilizleri durdurmayı başarmış ve 31 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi sonrası Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atanmıştır.
Kurtuluş Savaşı 1919 - 1923

Mustafa Kemal Atatürk Yunanlara karşı savaşılan bu cepheye 18 Temmuz 1921 tarihinde bizzat gelerek gözlemlemiştir. Ordunun yeniden güçlendirilebilmesi için Sakarya’ya kadar çekilmesini söyleyen Atatürk Yunan ordularına karşı bir şans elde etmiştir. Bu cephede savaşırken Başkomutan unvanı alan Atatürk, 12 Ağustos 1921 günü bu unvanı ile ordunun başına geçmiştir.

Türk ordusunun büyük bir azimle savaştığı bir cephe olan Kurtuluş Savaşı Cephesi 31 Mart 1921 senesine kadar sürmüş ve çok kanlı geçmiştir. Mustafa Kemal Bu savaş sonrası `milletin makus talihini yenen bir savaş olmuştur` şeklinde bir ifade ile bu savaşın önemini anlatmıştır.

Sakarya Savaşı 20 Ekim 1921

Mustafa Kemal Atatürk Yunanlara karşı savaşılan bu cepheye 18 Temmuz 1921 tarihinde bizzat gelerek gözlemlemiştir. Ordunun yeniden güçlendirilebilmesi için Sakarya’ya kadar çekilmesini söyleyen Atatürk Yunan ordularına karşı bir şans elde etmiştir. Bu cephede savaşırken Başkomutan unvanı alan Atatürk, 12 Ağustos 1921 günü bu unvanı ile ordunun başına geçmiştir.

Büyük Taarruz 4 Mart 1922

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk, cepheden cepheye savaşarak ve yeni kurduğu Türk devletini inkılâplarla geliştirmek için çabalamış bir devlet adamıdır. Bu özellikleri onun Türk ulusunun lideri olmasında büyük önem taşımaktadır. Fakat Atatürk’ün bu özelliklerinin yanı sıra pek çok kişisel özelliği de bulunmaktadır. 
Vatanseverlik, idealistlik, ilerigörüşlülük, liderlik, açıksözlülük,mantıklılık ve gerçekçilik,eğitimcilik,gurura fazla yer vermemesi, insan ve millet sevgisi, iyi kalpliliği,rehberliği ve öncülüğü, sistemli ve planlı çalışması,sanatseverliği,ümitsizliğe karşı durması,sabırlı ve disiplinli oluşu,dine olan bağlılığı ve sevgisi, onu yukarıda yazdığım tüm savaşlarda başarılı olmasını  ve Türk milleti tarafından çok sevilip  saygı görmesini sağlamıştır. 

Atatürk'ün yaptığı yenilikler;

Özellikle En çok hoşuma giden yeniliklerini yazdım:)

*Cumhuriyet’in İlanı (29 Ekim 1923)


23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’yle, kurulacak olan yeni Türkiye’nin adımları atılmıştı. Fakat TBMM hükümetinin ülkeyi yönetmesi için belirlenen bir yönetim biçimi yoktu. Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin Cumhuriyet rejimiyle yönetilmesini istiyordu. Atatürk’ün ülkenin yönetim biçiminin cumhuriyet olmasını istemesinin sebebi; rejim sorunu, başkanlık sorunu, ulusal iradenin egemen olmasının hedeflenmesi ve devletin adının bulunmaması gibi etkenlerdi.


Cumhuriyet rejimin ilan edilebilmesi için saltanatın kaldırılması gerekiyordu. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldıktan sonra cumhuriyetin ilan edilmesi için ortada hiçbir engel kalmamıştı. Cumhuriyetin ilanına kadar hükümet, TBMM hükümeti ismini taşıyor, meclis başkanı aynı zamanda hükümet başkanlığı görevini de üstleniyordu. Bu durumda devlet başkanlığı koltuğu boşluktaydı. 25 Ekim 1923’te hükümetin istifasıyla bir kriz oluştu. Bu kriz Mustafa Kemal’e cumhuriyeti ilan edebilmek için beklediği fırsatı verdi. 28 Ekim 1923 gecesi Çankaya Köşk’ünde dostlarına “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!” diyerek rejimi belirlemiş oldu. 29 Ekim 1923 günü 1921 Anayasa’sının bazı maddeleri değiştirilerek “Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi cumhuriyettir.” ifadesi eklendi. Böylelikle cumhuriyet resmen ilan edilmiş oldu.

Cumhuriyet’in ilanından sonra devletin adı Türkiye Cumhuriyeti olarak belirlendi. Devlet başkanının Cumhurbaşkanı olmasına karar verildi. Cumhurbaşkanı yapılan oylamayla Mustafa Kemal Atatürk seçildi. 




Halifeliğin yapılacak inkılâpların önünde engel olarak görülmesi, milli egemenlik ilkesiyle ters düşmesi, cumhuriyet rejimini istemeyenlerin halifenin etrafında birleşmesi ve Halife Abdulmecit’in kışkırtmalara gelerek kendisini siyasi ve dini lider olarak görmesi gibi sebeplerle halifeliğin kaldırılması isteniyordu.

1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla yetkisi sadece dini konularla sınırlandırılan halifelik makamı da 3 Mart 1924’te Mustafa Kemal Paşa tarafından kaldırıldı. Halifelik kaldırıldıktan sonra din konusunda halkı aydınlatmak ve din işlerini yürütmek için Şeriye ve Evkaf Vekâleti yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. Böylelikle laik düzenin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu.





*Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi (1924)


Mustafa Kemal Atatürk, 1924’te çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretimde birlik sağlamayı amaçlıyordu. Medrese-mektep ikiliğinin ortadan kalkması için ilan edilen kanunla tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve bu sayede eğitimde birlik ve devlet denetimi sağlandı. Yabancı ve azınlık okullarının zararlı faaliyetleri önlendi. İlköğretim zorunlu ve ücretsiz hale getirildi. Medreselerin kapatılmasıyla İlahiyat Fakülteleri ve İmam Hatip okulları açılmasına karar verildi. Türkçe, Tarih ve Coğrafya dersleri Türkçe okutulmaya başlandı. Ayrıca bu kanun sayesinde ulusal eğitim anlayışına geçilerek muasır medeniyetler seviyesine bir adım daha yaklaşıldı. Kimseyi zora sokmadan iki yönlü eğitimin temelleri atılmış oldu.


*Mecellenin Kaldırılması (1924-1937)




*Şapka Kanunu (25 Kasım 1925)




Şapka devriminin Atatürk’ün yaptığı yenilikler arasında önemli bir yeri vardır. Bu kanunla hem halkın yapılan yenilikler karşısında tepkisi ölçülmüş hem de diğer yeniliklere bir zemin hazırlanmıştır.

Eylül 1925 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından devlet memurlarının şapka takması önerildi. Ancak mecliste kanunun anayasaya aykırı olduğu yönünde anlaşmazlıklar çıktı. Mustafa Kemal Atatürk, Kastamonu’ya düzenlediği bir gezide halka şapkayı tanıttı. Bu anlaşmazlıklara rağmen 25 Kasım 1925’te Şapka Kanunu meclisten geçerek kanunlaştı ve devlet memurlarının fes, sarık, peçe vb. aksesuarları takması yasaklanıp şapka takmaları karara bağlandı.

*Kılık Kıyafette Değişiklik (1925-1934

)



Osmanlı’da yaşayan insanlarda kılık kıyafet konusunda birlik yoktu. Devlet memurları rütbelerine göre, halk ise yaşadığı yöreye göre kıyafet giyiniyordu. Uygarlaşma yolunda çalışmalar yapılan yeni Türkiye’de ise kılık kıyafetin bir olması isteniyordu. Bu nedenle kılık kıyafette değişiklik yoluna gidildi. Kıyafet inkılâbını halka açıklamak ve tanıtmak isteyen Mustafa Kemal, 25 Ağustos 1925’te Kastamonu’ya bir gezi yaptı. Bu gezide “Fikrimiz, zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve milletlerarası kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz.” diyerek halkı da kılık kıyafet inkılâbını uygulamaya davet etti.



*Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925-1935)




*Medeni Kanun Kabulü (1926)




Osmanlı devleti döneminde uygulanan hukuk kuralları toplumsal ihtiyacı karşılayamayacak nitelikteydi. Aile hayatı, miras, evlilik vb. konularda erkeklerin kadınlardan daha çok üstünlüğü vardı. Bu da laik hukuk ve devlet anlayışına ters kaçmaktaydı. Bu nedenle Avrupa’da uygulanan medeni kanunlar incelenerek Türkiye Cumhuriyeti devleti için en uygun olanın İsviçre medeni kanunu olduğuna karar verildi. Bu kararın verilmesindeki sebepler ise; İsviçre medeni kanununun Türk aile yapısına en uygun olan olması, kadın-erkek eşitliğine dayanması ve demokratik olmasıydı. Kanun yeniden düzenlenerek ve tercüme edilerek Türk medeni kanunu olarak kabul edildi.



Medeni kanunun kabulüyle;

  • Çok eşli evlilik yerine tek eşli evlilik getirildi.
  • Resmi nikâh zorunlu hale getirildi.
  • Kadınlara toplum yaşayışı içinde dilediği mesleği seçme hakkı verildi.
  • Miras paylaşımında kadın ve erkeklere eşit haklar sağlandı.
  • Kadınlara da boşanma hakkı verildi.



Türk Kadının Siyasi Haklara Sahip Olması (1926-1934)


Cumhuriyetin ilanından sonra toplumda ihmal edilen ve ikinci plana atılan kadın hakları önem kazanmıştı ve kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olmaya başlamıştı. Medeni kanunun da kabul edilmesinden sonra kadınların toplumda sahip olduğu değer artmaya başlamıştı. 1926 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkının da getirilmesiyle kadınların da siyasi hayatta etkin olması sağlandı. Öncelikle 3 Nisan 1930’da kadınlara belediye seçimlerinde oy kullanma hakkı verildi. 1933 yılında ise kadınların muhtarlığa ve ihtiyar heyetine seçilebilmek için seçimlere girmesi sağlandı. Birçok Avrupa ülkesinden önce, 1934 yılında kadınlara parlamentoda vekil olabilme hakkı da tanındı. Böylelikle kadınlar da siyasette erkekler kadar söz sahibi olabildi ve yönetime katılabildi.




*Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926)


*Harf Devrimi (1 Kasım 1928)





*Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)


*Laiklik İlkesinin Anayasaya Eklenmesi (1937)





23 Nisan Nedir? Önemi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 23 Nisan Neden Kutlanır?

Bugün; egemenliğin meclisin açılmasıyla tek kişiden halk iradesine geçtiği gündür. Bugün Atatürk'ün  çocuklara bayram olarak hediye ettiği özel bir bayram günüdür.




23 Nisan 1920′de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu.Türkiye Büyük Millet Meclisi okul sıralarından sandalyeler ve marangozların imal ettiği bir kürsüyle çalışmalarına başladı.



O sırada ülkemizi işgalden kurtarmak ve bağımsızlığımızı kazanmak için mücadele ediyorduk. Bu mücadelenin önderliğini yapan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, halkın desteği olmadan başarıya ulaşılamayacağını biliyorlardı. Halkın seçtiği temsilcileri aracılığıyla kendi kendini yönetmesi çok önemliydi. Yeni Türkiye bu temel üzerinde yükselecekti. Bu yüzden Anadolu’nun her tarafından seçilen temsilciler Ankara’ya gelerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni oluşturdular.





Albert Einstein'den Atatürk'e Mektup, 



Einstein  Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazmıştır.

Albert Einstein, 1933 yılında Almanya’ da bulunan 40 tane akademisyenin, Alman yasalarının ağır olmasından dolayı bilimsel çalışmalarını gerçekleştiremediklerini belirterek Mustafa Kemal Atatürk’ e bir mektup yazıyor. Bu 40 akademisyenin Türkiye’ ye kabulünü rica ediyor. Bu mektupla 40 Musevi akademisyenin Türkiye’ ye kabulünü sağlıyor. 

” Ekselansları, OZE Dünya Birliği’nin Şeref Başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’ de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları  hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan, ''Prof. Albert Einstein''




Atatürk'ün Son Yılları ve Ölümü
Atatürk’ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddi olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.
Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti.
Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.
 16 Kasım günü Atatürk’ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.
Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omuzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının göz yaşları arasında Gülhane Parkı’na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit’e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara’ya getirilmek üzere hareket edildi.  Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk’ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.
 Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe’de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953’te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan toprakları ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.


            LATİFE HANIM'IN VEFATI



Latife Hanım, 12 Temmuz 1975’te İstanbul’da 77 yaşındayken göğüs kanserinden hayatını kaybetmiştir. Cenazesi de yalnız başına kaldırılmıştır. Hatta O dönemin İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk'ün üstün gayretiyle kara, hava ve deniz birliklerinden oluşan bir şeref kıtasının katılımıyla Teşvikiye Camisi'nden kaldırılmış ve Edirne kapı Şehitliği’ndeki aile mezarlığına defnedilmiştir. Ölümünden önce anıları ve sakladığı kıymetli bazı belgeleri Türk Tarih Kurumu'na bağışlamıştır. İzmir'de ailesi tarafından yaptırılarak daha sonradan Latife Hanım'ın mülkiyetine geçmiş iki köşk bulunmaktadır. Bunlardan Göztepe'deki İzmir Özel Türk Koleji kampüsü içindeki aile malikânesi bu gün müze olarak hizmet vermektedir. Karşıyaka Belediyesi tarafından restore edilen Karşıyaka'daki ikinci köşkten ise kültürel günümüzde manada yararlanılmaktadır

Atatürk'ün Sözleri, 

*Bilim, gerçeği bilmektir.

Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.

*Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

*Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.

*Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. 
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.

Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.

*Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.

*Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.

Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.
*Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi
lazımdır (1930).  
Atatürk'ün Vecizeleri

*Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.


 *Cumhuriyeti,ve onun gereklerini yüksek sesle anlatınız.Bunu yüreklere yerleştirmek için elverişli olan hiçbir durumu kaçırmayınız.


*Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.1923


*Ben,Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum. 1937


* Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür;Cumhuriyet erdemdir.

*Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkûmdurlar. 1929


* Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. 


*Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez
 abidesidir. Bu eseri meydana getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım. 1927


*Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve aşağılığı kabul etmez.1919



*Türk köylüsünü 'Efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez; millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez.1927


*Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.1915


*Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir. 1937
*Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.1937
Dolayısıyla ya istiklâl, ya ölüm! 1920.


ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUĞU

Atanın çoçukluk fotoğrafı
ASKERLİK DÖNEMİ













OTOPORTRE BAKIŞ










ATATÜRK VE ÇOCUKLAR





KADINLAR'A BAKIŞ AÇISI




Sevgili eşi Latife Hanım;

Latife Hanım

                        










REFORMCU, EĞİTİMCİ, OKUR YAZAR VE ÇOK YÖNLÜLÜĞÜ






En güzelinden; 
*'' Atatürk yalının bahçesine çıktı. Kendisini görmek için caddeleri dolduran halkı selamladı, sonra şöyle söyledi;
-Benim için zahmet ediyorsunuz, mahçup oluyorum. Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.''*

*Bu söylediklerimin hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur; Beni hatırlayınız''

*''Mesudum, çünkü muvaffak oldum''.
Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim