2017-08-06

# annebahçesi # annedeyince

Bütün ebeveynler ve ergen çocuklarla aramızda :)


Apansız yapılan şeyleri severim, apansız çıkılan yolculuğu, apansız gelen dostu, kapı çaldığında ruhlar aleminde beni bekleyenleri, benim  beklediklerimi, apansız bir zamanlar  arabama misafir gelen kedimi, apansız içime doğan mutlu olma heyecanımı, apansız gelen güzel hediyeleri, güzel sözleri,  apansız bana bakan yeşil gözlümü, apansız taze kır çiçeklerimi, mis kokan güllerimi..
Apansız  gelecek olan iyi olan güzel olan her şeye varım. Yeter ki gelsin, yeterki dünyamda yer etsin, yeter ki ışığını göstersin. Yeter ki kendini sevdirsin bana 

Bu konuya istinaden bazı insanları hiç anlayamam, her şeyin dört dörtlük olacağı bir dünya hayal eder dururlar, plansız programsız hayat hiç te onlara göre değildir hayatı kaçırmak, hayatı anlamamak, sıkı kurallar içinde yaşamak nasıl bir his hiç anlayamam.  Bazı şeyler, dökülsün, bazı şeyler, kırılsın, bazı şeyler dağılsın ki dağılmak için oradadır. Şu masaları derli toplu çalışanları da biraz galip gelir bana, sorun varsa iş de  var, dağınıklık varsa hareket de var, düzen  ve nizam ne fayda sağlar sana,
Kafan yoğun, masan yoğun, hayatın yoğun, dostların yoğun olmalı ki üretken ruhun çıksın ortaya, her şey tertip düzen havasında bir yaşam ne kadar sıkıcı ve boğucudur bana kalırsa öyle.

Birde dikkat ediyorum, her şey , hava, su , ortam, para olacak ki bu kişiler asıl o zaman mutluluğun formülünü bulsun, salça yoksa yemek yok diye bir şey yok, soğan yoksa mini mini doğranmış havuç dan yapar koyarsın ortaya yemeğini, çok harcamak değil illa her şey, yettirebilmek, yetebilmek aslında, 
İnsanlar sana baktıklarında yaşamın ne kadar güzel olduğunu görebilmeli, ve arka planda hiç güzel olmadığı ve bu güzelliği yaratabilmek için ne emekler verdiğini,   bir Küçük çinli kız tanıyorum. Girdiği ortamı değiştiren elinde saksı çiçek, oda parfümerisiyle gezen, masasında küçük çikolatası, çin çayı ve hürmetkar tavırlarıyla insanların sevgisini ilgisini dikkatini çeken.  insanlara yaşama sevinci ve dostluğunu sonsuz derece içtenlikle sunan. 

Her şey öyle dört dörtlük olacak diye beklersen havanı alırsın a bebeğim, elindekine bakacaksın, elindekinin kıymetini bileceksin, elindekiyle mutlu olacaksın, elindeki belki de başkasının en çok imrendiği şey, en olmasını istediği şey, en hayal ettiği şey, en rüyalarında her gece gördüğü şeyse ne olacak peki?

Ben en çok yetimhanede yatan bebekleri düşünüyorum, nasıl uyurlar geceleri, yanlız kimsesiz, şefkate ve merhamete ihtiyaç duyarak:( uzansa melek yüzlerine bir şefkat eli, koklasak  mis cennet kokularını, kucağa öyle tatlı  gelir ki o küçük bedenleri, her şey isteğe bağlı, sevmeye bağlı, mutlu etmeye edilmeye bağlı. Rahatlamak için bundan daha iyi sebeb ne olabilir?

Bir küçük çocuk gördüğümde, büyüklerle değil de, en çok onunla  konuşma isteği yanıp tutuşur bende, ne düşünürler, ne hissederler, kendi dünyalarından büyüklerin dünyasına doğru, bir şeker, bir oyuncak, bir tatlı söz, bir şefkat eli uzanmışsa onlara, kedi gibi olurlar ayrılmazlar yanınızdan, kucağınızda uyuyakalır bu minik, küçük  yavrular. Küçük çocuklara öncelik, ve yaşam hakkı tanıyan milletlerin refah seviyelerine, mutluluk oranlarına bakın, insan yetiştirmek, yarını bu günden hazırlamak bu olsa gerek.

Eskiye döndüğümde  çocuk yetiştirdiğim döneme bakınca, çok katı, disiplinli, ve dominant bir yapıda olduğumu hatırlıyorum, hala da bu huyumdan eskisi kadar olmasa da vazgeçemiyorum. O dönem,  yeni anne olma , dünyadan bir haber olma, hiç bir şeyi  bilememe,hiç hiç şeyden anlamama gibi bir durumumunuz var tabi. 
  Hamile olma,  lohusa sendromuna yakalanma, dert tabi ister istemez,  yok canım, abartmışsın dediğinizi duyar gibiyim, inanın hiç öyle değil göründüğü gibi kolay değil anne olmak annelik denen ömür boyu süren gönüllü köleliğe hazırlanmak, her zaman sol göğsünüzün evladınızın, evlatlarınızın için acıması. Ben yıllar sonra elif şafak'ın siyah süt kitabını okuyunca çok daha iyi anladım bu durumun halden anlar vaziyetini.  Bana neler olduğunu neden bebek bakımında  annenin daha çok yıprandığını ve daha bir sürü şeyi:))
Önemli olan dengeyi bilmek ve dengeyi korumak, anne olurken de evlenirken de her şey apansız gelir başınıza, her zaman güzel şeyler beklemez sizi.

 Mesela bir işe başladınız, bir anda şirketin Ceo su olacak değilsiniz, ilk günü var bunun, ilk heyecanı, bir hafta şirketi tanıma süresi, oryantasyon eğitimi, arkadaşlarla kaynaşma, kafanıza uygun arkadaşla kanka olma,   kahve molaları, hiç kimse sizden beklentilerin üstünde bir performans bekleyemez. Her şeyin sıralaması vardır, kendi içinde. Öyle ki benim birde ne giycem dertlerim hiç bitmez mesela, ilk maaş alındığında ortaya kocaman bir alışveriş listesi çıkar ki sormayın;  Kırmızı ruj, envai çeşit vardır kesin evde. Kırmızı ceket, siyah ceket, sanki ilk defa işe başlıyoruz. Siyah topuklu ayakkabı,  ev ayakkabıdan dökülür mesela.  Beyaz gömlek, siyah düz bir kol çantası, belki iyi bir kolye, şık bir siyah elbise bla bla bla bu liste uzar gider bu şekilde.
Demem o ki insan yeni yaptığı işte, yeni gördüğü, yeni olan her şey de pek bir acemidir. Pek sessiz pek uysal, pek kibar pek de narin:))  O her gün sigara içen kocaya çemkiren, kedisine laf söyledi diye komşunu dövmekten beter eden, çocuklar sokakta çok ses çıkarıyor diye cırlayan, 40 yaş sendromlu kadınlar gibi ota boka maydanoz, her şeye bir kusur bulan halinden eser kalmaz kişinin:)

Sonuçta işe başlarken, evlenirken, anne adayıyken, evcil hayvan beslerken, dost edinirken, mutlaka mini bir eğitimden geçmek şart, ev düzeni, adabı muaşeret , insan ilişkiler, pazarlama eğitimlerinin kurslarının milyonlarca şekli  olduğu gibi bu tarz şeylerin de kurs ve eğitim süreci olmalı bence.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır demiş eski atalarımız. 

Bebek bekleyen anne ve  baba,  kursa gitse fena mı olur.?   Acaba bu anne ve baba  hazır mı böyle bir yaşamın içine dalmaya?. Bekliyorsunuz diğer odada ,2-3 saat sonra hoppp anne oldun, baba oldun deyip  bebek kucakta, hem annenin hemde babanın psikolojisi ne kadar iyi olursa olsun, yeni bir yaşama alışmak, yeni bir canlının varlığını özümsemek bakımını yapmak, sevmek şefkat göstermek zamanla öğrenilip zamanla alışılan  şeyler fakat, sevmek başka,  tüm bakım tüm sorumluluğunu almak bambaşka bir şey,  bir insanı eğitmek, kendi aslını evrene hediye etmek, kendini yeni bir bedende yeniden büyütmek gerçekten zor ve hayli emek isteyen bir iş.

Bende geçmiş senelerde çok olumlu deneyimler elde edemediğim  için , özellikle paylaşmak istedim bu yazıyı sizle,

Şimdi oğlum 17 yaşında, 17 yaş dile kolay, ikimizde çok şey yaşayıp, çok şeyler hissedip, çok şeyler gördük yaşam denen yazgının içinde..

İrvin Yalom'un bir kitabı var, Nietzche ağlarken, gerçi okumayanlar için spoler olmasın ama bir detay çok hoşuma gitti.  Boru temizleme seansı, kişi konuşma yoluyla içinde birikmiş virüslerden, onu üzen dert ve tasalardan her gün bir anekdot, her gün bir paylaşım yaparak, yaşadıkları olayları   daha da  fazla anlatarak rahatlıyor. Bir nevi kimseye anlatamadığı dertleri hiç tanımadığı birine tarafsız ön yargısız bir şekilde rahatça açılıp dökülebiliyor. İçindekileri dertop edip dışarı atıyor. 

Bende bunu yapıyorum oğluma, kahvemizi alıp, terasa çıkıyoruz, evimiz çatı dublex olmasından sebeb terasın  en tepesine çıkıp saatlerce sohbet ediyoruz oğlumla,  gökyüzünü izleyip güneşin batışından şekiller çıkarıyoruz. Pofidik bulutlara isim koyup, ordan burdan  karışık konularla günün raporunu çıkarıyoruz. 
Hiç bitmeyecek hayalleri, planları, seyahatleri, kızları, sevgilisi, meşhur japonyası,  bazen beni trolleyen halleri, bazen, teknolojik konularda bana akıl vermelerini, evliliğimi ve buna benzer  daha bir sürü şeyi konuşuyoruz kendisiyle. 
  Bu arada ne güzel ne şahane ne iyi bir annesiniz dediğinizi duyar gibiyim. Olumsuz düşüncelerde olacaktır mutlak. 
Fakat bu duruma gelmek, onu o  ergen dinozor hallerinden sıyırmak,  hiçte öyle kolay olmadı, göbeğimmi çatladı, beynim mi patladı, ruhum mu çatladı artık orasını siz düşünün. Çatlak patlak yusyuvarlak hafakanlarımla dertop olup evin içinde şahane bir köşe kapmaca çeviriverdim oğlumun kendisiyle...

Ona şunu söylüyorum;

 Ben kötü anne olmayı kabul ediyorum, ama sen mükemmel ol...

Kendi ayakların üzerinde ol, her şeyi bil ama yapma, yeri gelince zaten yapacaksın. Günlerini ,zamanını boşa geçirme, vefalı  ol, insancıl ol. merhametli ol.
Çok oku, çok öğren, yeniliğe açık ol, yeni insanlar tanı, yeni yerler keşfet, yeni meşguliyetler bul. Müziği, insanı, hayvanı, dostunu sev. 

Ona şunu anlatıyorum; 


*Geçmişte olan ve yaşanan  şeyleri değiştirme sansım olsaydı; şimdi daha da anlayışlı, daha sabırlı,  daha da sen özel, daha da sana özel yaşardım. Bu sebeple geleceğimizi şekillendirmek ikimizin elinde, iyi anlaşan 2 arkadaş, 2 dost, herkesin bize söylediği abla kardeş, anne oğul olmayı her şeyden çok istiyorum. Bunu başaracağımıza inanıyorum Çünkü seni gerçekten çok seviyorum, tıpkı senin de beni çok sevdiğin ve artık anladığını, hislerimi yakadığın gibi.. 

Çocuklarımız  sevmek sevilmek için doğar, anne ve babasıyla  yaşadığı bu gezegende hep bizlerle  olmayı diler, hep sevilmeyi şefkat görmeyi, şımarmayı  ve onaylandığını bilmeyi ister. .

Tüm çocuklar onay, ister, onaylanmayı yaşı kaç olursa olsun, aile desteğini, sevgi deposunu ailesiyle doldurmak ister. Her ne olursa olsun her nereye giderse gitsin, çocuklar ailelerinin birer kopyasıdır aslında, kız anneye oğlan babaya dönüşür günü gelince..

Gençlik zamanlarında da  annemle çok çatıştığımı ve bir türlü anlaşamadığımı hatırlıyorum.  Anne kavramı, başlı başına bir sorundu içimde, onunla anlaşamamak, devamlı kavga halinde olmak, istediği şeyleri yapmamak, neyin belirtisi neyin asiliğiydi  bende bilmiyorum ama, inanın şu yaşa gelene kadar aslında annemi hiç tanımamış hiç anlamamış, belki de hiç sevmemiş olduğum bir gerçek vardı ortada. 

Yıllar sonra tüm bu düşüncelerim çok hızlı bir şekilde değişti gerçekten; 
Annemi tanımayı, anlamayı, huyuna suyuna gitmeyi, sevdiği şeylere değer vermeyi, daha fazla önemseyip daha korumacı davranıp, daha destek vari çıktığımda, asıl o zaman gerçek annemle tanışmış oldum. Beni seven bana değer veren, üstüme titreyen annemle, ve gerçekten onca yılı didişerek geçirdiğimiz  yıllara çok  üzülüyorum gerçekten. Şimdi geriye dönsem asla böyle davranmam hem de asla:(

Ben her zaman şunu derim kendi kendime; 
Bu dünyada dert dinlemeye muktedir biri varsa oda ancak annemdir.  Ömrünü çalışma hayatına  adayan bu   çalışkan kadının iç dünyasını  çocuk yetiştirmenin sorumluluğu altında bükülen omuzlarını, hatıralarını, geçmişini, hayallerini  dinledikçe annemin ne kadar değerli bir insan olduğunu görüyorum. Bire  bin katıp şekillendirdiği ve kendi elleriyle kazıyarak kurduğu zengin yaşamı  bence okullar da okutulsa, inanın  ülkemizin genel  refah seviyesi   yükselir. Benim yılın çalışkan annesi ödülüm anneme, her ne kadar arada bazı konularda  bana  uymayıp, arada   beni üzüp sinirlendirse de yine de çok seviyorum kendisini, güzel sağlıklı  yaşları olsun , güzel bir hayat ve mutluluk diliyorum güzeller güzeli anneciğime:)

Veda zamanı;

Güzel arkadaşlarım, bu yazım biraz ortaya karışık dıugularımdan derleme bir şey çıktı. Çocuklar, anneler, yaşamda apansız bizi bulan şeyler, hayattan yeni öğreneceğimiz şeyler.
 Yeni paylaşımımda; Çekmeköy  Doğa parkın  o narin güzelliğini, rahatlatan çam ormanlarını, yemyeşil bisiklet yolunu, yürüyüş parkurunu, sevgili dostum Rüveyda ile kendimizi  çayıra çimenlere nasıl kendimizi nasıl saldığımızı, mis gibi yeşilliğin ortasında sabahın erken saatlerinde yaptığımız kır kahvaltısını ,  gözlüklü ve slopetli havamızı:)), çimenlerde çıplak ayak koşmalarımızı,  kıyısından köşesinden talan edilen kuzey ormanlarını ve daha bir çok şeyi sizlerle paylaşmak isterim. Takipte kalırsanız çok sevinirim. . ou rovair herkese;))



Annemin kır evinden, bahçesinden  yaptığımız apansız  bir kır kahvaltısı...
Annemin severek özenle yetiştirdiği gül bahçesi, gün gelecek belki bu arsa bir mutahite kurban gidecek, ama şimdilik çok seviyorum burayı, annemin çok bahçeleri olmuştur  her zaman, samsundaki evimizin, sarıyer ferahevlerdeki bahçemiz, ve diğer evlerin bahçeleri. Hiç belli olmaz annem bu yine şaşırtabilir hepimizi, mesela bizde eşimle  gökçeada, ağva, reşadiye, paşamandıra taraflarından bir arsa alıp üzerine şömineli, havuzlu 2 katlı  bir taş ev yaptırmak istiyoruz. Dostlarımız ağırlayıp, mangal keyfi yaptığımız, bahçesinde irili ufaklı minik domates ve biber yetiştirdiğimiz, bir köşesinde, zakkum çiçekleri, hanımeliler, ortancaların  boy göstediği, nar ağaçlarının nar çiçeklerini fışkırttığı, limon çamlarının mis gibi koktuğu, mini bir kaktüs köşesi, salllanan salıncak keyfi, dostlarımızla sabahlara kadar masa keyfi yaptığımız bir tatil evi dostlar. 



Her  gün üşenmeyip evinin yakınlarında olan  bahçesine gidip, özenle diktiği meyve ağaçlarını sulaması çiçekleri gün yüzüne çıkarması hayranlık verici..
Bahçeyi seviyorsam, çiçeklere aşıksam bunun nedeni annemdir bence, 







   


















Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim