2017-08-17

# çılgınfrida # fridakahloevi

Frida Kahlo'nun Renkli Dünyasında Olmak.


"Gecelerim, çarpan kocaman bir yürek gibi. Gecelerim aysız; pencereden süzülen gri ışığa gözünü kırpmadan bakıyor. Gecelerim ağlıyor, yastığım nemli ve soğuk. Gecelerim beni yokluğuna itiyor; seni arıyorum, yanımdaki dev bedenini, soluğunu, kokunu arıyorum. Neredesin? Bedenim, şu sakat külçe, senin sıcaklığında bir an kendini unutmak istiyor. Gecelerim paçavraya dönmüş bir yürek. Gecelerim beni aşkla tutuşturuyor, ama senin eksikliğini çektiğini biliyor ve bu gerçek karanlıkta bir bıçak gibi parlıyor. Gecelerim sana uçabilmek, seni uykunda sarmalayıp bana getirebilmek için kanatları olsun istiyor. Ama gecelerim her türlü deliliğin yasak olduğunu ve düzensizlik yarattığını biliyor. Gecelerim senin ve benim hazza eriştiğimizi görmek için röntgencilik yapmak istiyor, ama bedenim birkaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor..."

Frida’nın Diego’ya mektubu…

''Seni sevmekten neden vazgeçtim;
Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim. Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim. Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim. Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim. Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim. Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim. Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim. Bencil olduğun için vazgeçtim. Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim..''



“Chapultec'teki düşüşümle daha sonraları 


yaşadıklarım arasında ne tür bir bağlantı 

kurabilirim, bilmiyorum. Ama kesin olan bir 

şey varsa, o da acının bedenime ilk kez o gün girmiş olduğudur.

Frida Kahlo der ki ''önemli olan hiç parçalanmamak değil, parçalandıktan sonra tekrar birleşebilmek.''Kafasında çiçekleriyle, resme olan aşkıyla, yaşadığı onca acıya ve özleme inat dimdik hayatta duran, Frida Kahlo'nun hayat hikayesi bu.

Resim denildiğinde kafasında koca güllerle bezeli figürüyle hemen akla gelen, "Bir ressam olarak doğdum" diyecek kadar kim olduğunun farkında ve "Bir fahişe olarak doğdum" diyecek kadar da cesur, hayatı mücadeleyle geçmiş bir kadın, Frida Kahlo.
 Frida'nın yaşadıklarını anlatmak'da yazmak'da inanın çok zor. Daha yazmaya başlarken bile tüm gardım düşüyor.   Ama  kendimi en az onun kadar cesur ve güçlü hissetmeye çalışarak yaşamı boyunca neler yaşadığını ve  neler  hissettiğini sizlere aktarmak istiyorum.
 Tarihe ve geçmişe,  biraz dokunduğumuzda nedense; başarılı bu kadınları hep olumsuz etkileyen birileri olmuş,  Latife, sylvia  plath, frida, camille claudel gibi hatırlayamadığım bir sürü deha,  aşkın büyüsünden midir? yarım akıllı olmalarından mı? fazla kafalarını çalışıp arıza yapıp kısa devreye meyilli olmalarından mı? bilemiyorum bu hatunlar hep kocalarının, sevgilerinin gölgesinden bir türlü çıkamamışlar, fazla donanım, fazla başarı, fazla zeka,  öngörüsü yüksek bu kadınları olumsuz anlamda etkilemiş galiba inanın bu şu an yaşadığımız dönemde de bu  böyle. Dikkat edin  mesela; mutsuz, üzgün, sorunsal tiplere kocası tarafından, partneri tarafından sindirilmeye hazır, kendini ifade edemeyip karşısındakinin hayatını yaşamaya mahkum, fikirlerinde ve kendine olan saygısında, hep ezik bir tavırla yaşamaya mahkum haldeler. Hey bayanlar ben feminist değilim ama, siz kimsenin süs çantası değilsiniz bayanlar.  Biraz dönün kendinize, önce kendinize değer verin, kendinizi sevin. Kendinize ait planlarınız olsun, kendi planlarınıza uyun, kendi projeleriniz ses getirsin, sizlere çırpılan alkışın sesi artsın, tıpkı mutluluğunuzun artacağı gibi,  erkekleri ezin demiyorum tam tersi onlarla barış içinde, sevgi ve önem içinde bir adım arkalarından gelerek değil, tam yanlarında, tam kollarında olun.  Mutluluk içinde hayatlarını doldurun. Hayatınızda yanlış giden ne varsa bırakın orda kalsın, zorlamayın, kimseye muhtaç değilsiniz, kimse de sizin yüzünüzden mutsuz olamaz, herkes mutlu olmalı, herkesin özelinde kendine ait, kimseye zarar vermeyen bir dünyası olmalı. 
Saygı görmek değil, saygıyı hakkettiğiniz sürece varsınız, siz kendinizi sevmezseniz kim  sizi sevebilir, aynada kendinize bakma cesaretiniz yoksa, kim size bakabilir. Sonuç odaklı yaşayıp oyunu kuralına göre oynamak zorundasınız, önceliğiniz kendiniz olmalı, sizin dünyanız iyiyse tüm dünya iyi, evren sadece tutkulu olduğunuz şeyler etrafında da dönmüyor, yeni şeyler denemek de iyi gelebilir bazen, birden bire soğumak, birden bire uzaklaşmak iyi gelir insana. Yeni işler , yeni hobiler, yeni arkadaşlar, yeni ev, yeni bir iş projesi, kitap okumak, seyahate çıkmak, alışverişe gitmek, çiçek ekmek, yemek yapmak, hayvan eğitmek, yeni komşularla tanışmak, strateji geliştirmek, para biriktirmek, bazen küsmek, bazen gitmek, bazen de gitmemek, saçınızı kestirmek, küfretmek, maça gitmek, yüzmeyi öğrenmek, bisiklete binmek, makyaj yapmak, dedikodu yapmak, yaşlılarla vakit geçirmek, teknolojiyi takip etmek, kitapçıları gezmek, bit pazarlarını dolaşmak, trene binmek, motora binmek, belgesel izlemek, ağlamak, deli gibi içmek, gizemli kişilerin hayat hikayesini dinlemek, siyaseti takip etmek, kolaj yapmak, kocaya trip atmak, cimri ve tutumlu olmak, evi temizlemek, saçınıza bakım yapmak,  mantıklı olmak, mantığı ön plana almak , rejim yapmak, sağlıklı olmak, spor yapmak, her zaman değişikliğe gitmek, hiç yapmadığınız şeyleri yapmak veya her zaman yaptığınız şeylerden artık vazgeçmek inanın çok fena bir şekilde yeniler sizi.  Bu hareketler, bu alışkanlıklar, bu hobiler  fazla bağımlı olmanızı,  sağlıksız  tutkuyu, gereksiz sindirilmenizi, saygı görmemeyi önleyip, daha fazla mutlu olmanızı sağlar.  Hem de kendi ayaklarınızın üstünde tek başına güçlü ve kararlı  durarak. 
Bugün bir plan yapın ama bu kendi planınız olsun, kendi masanız, kendi işiniz, kendi iyiliğiniz, kendi değeriniz, kendi evet veya hayırınız, kendi istediğiniz, olmak istediğiniz, yıllar önce vazgeçtiğiniz siz olun, ama olun, mutlaka olun . 
Sizden ricam kendinizde bugünden itibaren yenilendiğiniz ne varsa yoruma not bırakmayı unutmayın. (Not: Benim yenilenmeler; saç bakımı uç derecelerde, yeni çiçek ekimi, diyet programı, iş programı, yeni arkadaşlıklar ve topluluklarla iletişim. Ayrıca t-shırt  tasarımlarıma hız vermem, ve çok sevdiğim kolaj çalışmaları, zaman bana yetmiyor a dostlar:))) 
Frida'nın filmini izlediğimde, karakterinden kesitler gördüğümde, çocukluğundan beri kocası diegoya deli gibi tutkulu bir aşkla bağlı olduğunu gördüğümde, gerçekten onun, sadece resim deki yeteneğini değil, pervasız neşesini, tutkulu yaşam tarzını, giyimdeki zıt yönlülüğünü, iç dünyasının çalkantılı gücünü, hayallerindeki dünyayı resme döküşünü, ve ülkesine ve babasına olan sevgisini daha iyi anlayabiliyorsunuz. Küçüklüğünden beri gerek fiziken, gerekse ruhsal olarak çektiği acılar onu erken olgunlaştırmakla kalmamış, yüksek erdem ve merhamet duygularını da ayağa kaldırmıştır. Frida neşelidir, çoşkuludur, enerjiktir. Herkes tarafından sevilip, hayran olunası bir kadındır. Kocasının arkasında değil yanında olmuştur. Onu anlayarak, hissederek, salt bir insani empati gücüyle karşısındakine bağımlılık yapma şansını vermiştir. Tıpkı Troçki ile olan yakınlaşması ve bu hareketi niçin yaptığını açıklar biçimdedir. 
Frida Kahlo neler yapmış,  resim hayatına nasıl başlamış, neler hissetmiş ve hayatı nasıl sona ermiş, kocası ve tutkulu aşkı diego ile neler yaşamış? işte tüm soruların cevaplarını aşağıda, okuyun dostlar, okumaktan ve yazmaktan kime ne zarar gelmiş. Sevgiler herkese; 

Frida'nın çocukluğu

6 Temmuz 1907'de Meksika'da Macar Yahudisi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales'in dört kız çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldiğinde ona "Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon" adını verdiler.Ancak Frida daha sonra doğum gününü 7 Temmuz 1910 olarak ilan edecekti. Çünkü bugün Meksika Devrimi'nin gerçekleştiği gündü. Çünkü Frida, Meksika'yla birlikte yeniden doğmuş olmayı istiyordu.Frida doğduktan kısa bir süre sonra annesi hastalandı ve ona süt veremedi. Bu dönemde onun için Kızılderili bir sütanne bulundu. Bu durum sıradan bir sütanne konusu olabilirdi. Ancak Frida yıllar sonra yaptığı resimlerden birinde sütannesinin Meksikalı yönünü vurgulayarak ön plana çıkaracaktı.
Tahta bacak Frida
Frida, annesini nazik, sevecen, zeki ama aynı zamanda zalim bir kadın olarak tanımlıyordu. Ayrıca annesi onun deyimiyle fanatik bir şekilde dindardı. Bunun yanında babasını, yazdığı günlüklerde her zaman mükemmel bir figür olarak tanımlamıştı. Babası, şefkatli kolları ve çalışkanlığıyla gözünde mükemmel sözcüğünün karşılığıydı.Ne zaman bir derdi olsa, babası anlayışla onun yanındaydı. 6 yaşında geçirdiği çocuk felcinden sonra özellikle başlamıştı bu kişilik analizi. Çünkü çocuklar bu hastalıktan solunum yetmezliği nedeniyle ölürken, babası onun en büyük motivasyon kaynağı olmuş ve Frida sağ bacağındaki incelme ile kurtulmuştu.Artık onun adı, Tahta Bacak Frida'ydı. Frida bacağının görüntüsünü kapatmak için giydiği uzun eteklerle, bu duruma sadece üzülebiliyordu.

Erkek çocuk gibi büyüyen Frida

Bir erkek çocuğu gibi büyümesine sebep, geçirdiği çocuk felcinin yansımaları olsa da, asıl sebebi babasının içten içe hiç erkek çocuğu olmadığı için üzüldüğünü bilmesiydi. Bir erkek çocuk gibi giyindi, davrandı, hatta okulda hep erkeklerle bir aradaydı. Ne kadar keskin görüşleri olduğunu bilsek de Frida aslında annesinin naif yönünü de almıştı.

Frida üniversitede

Yıllarca geçirdiği hastalığın bıraktığı enkazı yaşayan Frida, tıp okumaya karar verdi. Çabalayan hırslı yanı tıp eğitimi için bir ilki başarmıştı. Çünkü Meksika'da Ulusal Hazırlık Okulu Tıp Eğitimi Bölümü'ne kabul edilen ilk kız öğrencilerden biriydi. Frida burada kendini sanat felsefe, edebiyat alanlarında çok geliştirdi. Çünkü ilerde Meksika'da önemli adamlardan olacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda ve Alfonso Villa, Frida'nın okul arakadaşlarıydı.

Bir hayatı değiştiren kaza

17 Eylül 1925, Frida ve sevgilisi Alejandro Gomez Arias otobüsün peşinden koşup onu yakaladıklarında bile sıradan bir gündü, ta ki otobüs tramvayla çarpışıncaya kadar.
Birçok kişinin öldüğü kazada Frida ağır yaralı olarak kurtulmuştu. Kalın bir metal çubuk karnından girmiş kalçasından bel omurlarını zedeleyerek çıkmıştı. Frida'nın son hatırladığı güneşli bir günde çarpma sesinden sonra havada dağılan altın tozlarıydı.Frida hastaneye götürüldüğünde omurgasının bel bölgesinde üç yerin, köprücük kemiğinin ve iki kaburgasının da kırık olduğu anlaşıldı. Ayrıca sağ bacağı 11 yerden kırılmış, sol omzu çıkmış ve leğen kemiği de üç yerden kırılmıştı. Frida ölmesi beklenirken ayrılmış parçalarından yeniden bir bütün oldu. Bir aylık hastane yatışı ve hastalık boyunca 32 ameliyatından sonra Frida'nın yatalak bir hasta olarak kalacağı düşünüldü. Hayatı doktorlar, korseler ve yatağı arasında geçiyordu. Ama o acılarını yansıtmadı. 1954'te felçten incelmiş sağ bacağı kangren olmuştu, kesilecekti. Frida'nın hastalığı karşısında artık babasının da beli bükülmüştü. İşleri artık kötüye gidiyor, onun da sara nöbetleri artıyordu. Frida'nın bakım masraflarını artık karşılayamayan babası, çareyi evdeki değerli eşyaların satmakta bulmuştu. Piyanosu ve kitapları dışında her şey satıldı.Babası her gün yeniden Frida için güçleniyor, Frida da acısını ve üzüntsünü ona hissettirmemeye çalışarak elinden gelen tek şeyi yapıyordu. Babası onu hayata bağlayan güçlü bir halattı, evet. Ama annesi de Frida'nın kendisine bakmaktan vazgeçmemesi için tavana bir ayna yaptırmayı akıl etmişti. İlk tepkisi parçalanmış bedenine karşı bir çığlık olsa da, sonra aklına gelen şey bu bedenin resimlerini yapmak oldu. Aynadaki kişi kendisinden çok uzakta ve bir o kadar da yakındı. Onunla yeniden tanışmak için bulduğu bu yol zamanla onu resme daha çok itecekti.

Daha çok resim Frida'yı iyileştirdi

Yattığı yerde elinde kağıdı kalemi hiç eksik olmadı. Annesinin sürekli teşviğiyle Frida sürekli resim yaptı. Üstelik artık ağrılarıyla ancak bu şekilde baş edebiliyordu.Frida ilk portresini ilk aşkı Alejandro'ya hediye etti. Ancak genç adam Frida'yı bırakıp gitti. Frida acılarının üzerine ilk aşkının acısını da ekleyerek güçlendi.Resim onu iyileştirdi. Sonunda Frida renklerinden, portrelerinde, birleştirdiği parçalarından yeniden doğdu. 1927 sonunda Frida yeniden yürüyordu.
Meksikalı Michalangelo ve Frida
Frida yeniden hayata döndüğünde artık sanatı daha çok hayatında tutması gerektiğini biliyor ve gerçekten iyi şeyler yapıp yapmadığını öğrenmek istiyordu. Sanatı politikadan ayırmadan bu çevreye yakın olmaya, onlarla davetlere katılmaya başladı. Hatta 1929'da Meksika Komünist Partisi üye oldu. Amacı Meksikalı Michalangelo olarak tanınan ünlü ressam Diego Rivera'ya ulaşmak, onun resimleri hakkındaki fikrini öğrenebilmekti. Sonunda Diego'yla tanışmanın bir yolunu bulduğunda vakit kaybetmeden onu ziyaret etti. Diego Frida'nın resimlerinden çok etkilenmişti. Frida ise Diego'ya aşık oldu. hayat bir şekilde ilerledi ve Frida'nın ailesinin tepkilerine rağmen bu çift 21 Ağustos 1929'da evlendi. Düğünlerine aileden sadece babası geldi.
Frida ve Diego'nun evliliği
Frida, Diego'ya aşıktı. Sevildiğini de biliyordu ve Diego'nun başka kadınlara olan ilgisini de.Frida evliliklerinin ilk yılında hamile kaldı. Ancak Diego'yla yaşadığı anlaşmazlıklar sebebiyle bebeği aldırdı.Çift, Diego'nun duvar resmi siparişlerini almasıyla 1930'da Amerika'ya gitti. Burada Frida art arda iki düşük yaptı. Diego'nun başka kadınlarla olan ilişkisi artık Frida'yı iyice yormuştu. Fırtınalı geçen evlilikleri artık bunu taşıyamıyordu ve 1939'da ayrıldılar. Ancak ne yapsalar kopamıyorlardı. Bir sene sonra yeniden evlendiler ve Frida'nın çocukluğunu geçirdiği eve yerleştiler. Ne yaşarlarsa yaşasınlar, hatta Frida kendi adına ne hata yaparsa yapsın Diego onun için her zaman özel ve önemli oldu. Onun için şunları yazmıştı:
"Başlangıç Diego... Yapıcı Diego... Çocuğum Diego... Ressam Diego... Babam Diego... Oğlum Diego... Sevgilim Diego... Kocam Diego... Dostum Diego... Anam Diego... Ben Diego... Evren Diego..." 
Frida yeri gelip onu yalnız bırakan, yeri gelip kendinden daha iyi resim yaptığı için kıskanan Diego'yu her şeyi saymıştı.

Değeri yaşarken bilinen sanatçı, Frida Kahlo


Frida, Diego'yla ikinci kez evlendiği dönemde sürrealist akımın öncü isimlerinden Andre Breton'un desteğiyle New York'ta bir sergi açtı ve bu sergi büyük ilgi gördü. Frida yaşarken değeri bilinen ender sanatçılardan biri olmuştu. Çünkü o sergide resimlerinin yarısı satıldı. Hatta 4 tablosunu ünlü aktör Edward G. Robinson satın aldı.

Uluslararası ünlü ressam, Frida Kahlo


Frida artık uluslararası bir üne sahipti. New York'tan sonraki sergisini Paris'te açtı. Picasso, Kandinsky başta olmak üzere birçok önemli ismin de sergiye ilgisi büyüktü. Louvre Müzesi, Frida'nın "Çerçeve" adını verdiği tablosunu satın aldı.Picasso, daha sonra Frida ile ilgili "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz."yorumunu yaptı. Hatta Frida'ya duyduğu hayranlıkla bilinen Madonna, onun 70 eserinin 50 tanesini satın almıştır.
Frida'nın hayatı film oldu
Frida'nın insanın psikolojisini zorlayan hayatı, film oldu. Filmin başrolünde Salma Hayek ve yönetmen koltuğunda da Julie Taymor vardı.

Frida'nın en büyük özlemi


Sağlığı sık sık bozulsa da, Frida bütün benliğini resme adayarak yaşıyordu. Hissettiği tüm güçle resim yaptı. Yine de hayatta en büyük iç geçirmesi kesinlikle sağlık sorunları değildi. Frida, hiçbir zaman sahip olamadığı hayali çocuğu Leonardo'yu hep çok özledi.Ona sahip olamadığı için de evcil hayvanlar besledi. 1941'de "Ben ve Papağanlarım" ve 1953'te "Maymunlarla Otoportre" adlı tabloları belki de Leonardo'ya birer hediyeydi."La Esmeralda" sanat okulunda öğretim üyeliğine başladığında sağlığı artık onu daha çok yoruyordu. Her şeye rağmen bildiklerini aktarma aşkı bünyesini ayakta tutuyordu. Ama 1950'de daha önce olduğu ameliyatlar onu tekrar hastaneye yatırdı. Frida burada 9 ay kaldı. Temmuz 1953'te nihayet Frida'nın sağ bacağını kestiler.  Meksika'da ilk kişisel sergisini bu olaydan önce açmıştı. 13 Temmuz 1954'te Frida, acılarının üzerine başarılar ektiği hayatını akciğer ambolisi nedeniyle kaybetti. Ölmeden önce tamamladığı son tablosuna "Yaşasın Hayat" adını vermişti. Frida, ölmek üzere olduğunu bildiği bir zamanda bile tablosuna "Yaşasın Hayat" adını vererek yaşama dört elle sarılma azmini ve arzusunu dile getirmiş, yaşamı içinde  erkek gibi büyümüş, kesinlikle pes etmeyen asi bir ruha sahip  olmuş, ve ne olursa olsun aşk'ı için herşeye katlanmış,  Öyle ki bütün zıtlıklara ve trajik hayat akışına rağmen hiç pes etmeden dünyaya adını  duyurmuştu;  Frida kadınların sesi olmuş, aşk'ın sesi olmuş ve bunları da şahane bir şekilde tablolarına  resmetmeyi başarmıştı. Frida Kahlo bunların hepsini içinde barındıran ve hayatı sevmeyi, birey olmanın önemini, aşk'ı ve idealleri uğruna savaşmayı kitlelere anlatan en önemli isimlerden biri olarak kalbimizde her zaman  yeri   olacaktır.  Frida Kahlo öldükten sonra  külleri yakılmış ve çocukluğunu yaşadığı ev olan Mavi ev’de muhafaza edilerek korunmaktadır. 
Bu hazin hayat hikayesinden sonra Fridayı ayakta alkışlayarak, onu sevgiyle kutsayarak , kalbimin derinliklerine saklamak istiyorum.


 Çocukluk ve Gençlik Kareler





“Bu üzerime gelen aynanın altında; birden, 

şiddetli bir resmetme arzusu uyandı bende.” 


“Kendi portrelerimi yapıyorum; 

çünkü çoğu zaman yalnızım ve en iyi bildiğim 

insan da benim.




















Çok aşık olduğu Eşi 

Frida'dan Diego'ya mektup:
Diego Rivera'ma..

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında diegom. Eskiyor bütün bedenler.

Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.
Benim acı çeken bir yüreğim var diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın diego.

Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum.

Senin sevmediklerini de sevdim ben diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim. Ya da sevmeye çalıştım. İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi diego.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.

Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen. Ruhun buna izin vermezdi. Oysaki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım diego. Acı çekerek seviştim onlarla.

Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç.

Kurbağa sevgilim, diegom… Bana dünya’nın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünya’ya yine seni severdim. Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!
Frida Kahlo

                                               Frida Kahlo kimdir

















                                  Frida Kahlo kimdir

Tarzından Örnekler





















"Hep kendimi dünyanın en garip insanı olarak düşünürdüm. Fakat sonra dünyada ne kadar çok insan olduğunu düşünmeye başladım. Bu kadar çok insan arasında elbet benim gibi biri olmalıydı, kendini benzer yönlerden tuhaf ve kusurlu hisseden. Sonra onu hayal etmeye başladım. Bir yerlerde oturmuş onun da beni düşünüyor olduğunu hayal ettim. Yani eğer bir yerlerdeysen ve bunu okuyorsan ve bunu biliyorsan, evet, bu doğru ben buradayım ve en az senin kadar garibim."

Bu da benden bir selam olsun Frida'ya:)




TÜLİN FRİDA OLURSA:))













Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim