2017-08-12

# bizeheryertaksim # cumhuriyetmeyhanesi

FotoFilm Sanat Merkezi / Taksim


Taksim ve kadıköy bence hayatın ritminin attığı  en güzel yerler.  Şöyle sokağa çıkmak, yürümek, bir cafenin camından dışarıyı ,insanları , çocukları, farklı toplulukları, sanatseverleri, marjinalleri izlemek çok güzel. Barlar, sokağı, nevzade, fransız sokağı, atlas pasajı,  kemancı en sevdiğim yerler arasındadır.   Gitmesi, gezmesi, incelemesi  hepsi ayrı bir keyif  bence. Bu kez de yine yıllar öncesi bir resim sergisine gidelim. Rotamız  taksim,  yine yeni insanlar, yeni projeler,  resimler, sergiler.

Resim sergilerindeki o ortam beni çok rahatlatıyor. Aynı dili konuştuğun insanlarla bir arada olmak, aynı şeyden keyif almak, saatlerce yapılan veya çekilen sanat eserleri, değerleri milyonları bulan bu eserlere hep beraber bakıp, analizlerini çıkarmak, sergi sonrasında da bir yükün daha üzerinden gittiğini bilmenin başarmanın gücüyle birlikte yaptığınız bu güzelliğin kutlamasını yapmak. 
  Bu yazımdan sonra rotamız, istanbul modern sanata, ordan kuzguncukta sevimli mi sevimli bir resim galerisine doğru çevrilecek. 
Bendeki arşivler bitmedi henüz, evdeki koltuğun sağ köşesi bana ait aman blog da paylaşırım dediğim notlar, arkadaşlarla yapılan röportaj notları, şirketlerle görüştüğüm sponsorluk macera görüşmelerim, ve gezi kitaplarımdan derleyip toparladığım alt metin yazı notlarımın kuru kalabalığı bir süre daha orada duracak gibi,  çalışma masamın üzerindeki ajandalarımı, ve okumak için arada  elimden düşürmediğim başucu kitaplarımı, gezi kitaplarımı ve Mustafa kemal'in liderlik sırları kitabımdan bahsetmiyorum bile, benim güzide, karışık bigiler ışığında,  harmanlanmış  beynim, araba vitesi gibi bir ileri bir geri gidip geliyor.  İki kuruş aklım var onuda bu vesile ile yakıp yıkacağım galiba:))  Allahtan aklıma kahve geliyor da, atıyorum kendimi hemen dışarılara, temiz havaya, alışverişe, dostlara, akıl hocalarıma:)
 Artık sizlere gitmiş olduğum değil de umarım yakın zamanda gideceğim yerleri paylaşırım.  Çok yakın bir zamanda    Bakü'ye ye kızkardeşim'in yanına  gidersek,  sizlere taze çıtır, haber tadında,  en güzel tatil fotoğrafları,   en güzel anıları , en güzel maceraları daha iyisi kat bekat iyisiyle  paylaşma fırsatım olur. 

Şu an aşağıda  paylaştığım görüntüler,  İstanbul Film Foto Sanat merkezinde, katılmış olduğum Selma Oransay'a ait sergiden fotoğraflar. İnanın bu resimlere bakınca insanın bir an önce venedik, kamboçya'ya gidip gezesi gelmiyor desem yalan olur.  Gittiğim de mutlaka, elimde kocaman  fotoğraf makinam, dillerini dinlerini bilmediğim bu insanlarla şaka yollu, çat pat ingilizcemle anlaşacağımı umuyorum. Ve yukarıda gördüğünüz kıyafetleri de giymek isterim tabi , ama şimdi küt diye aklıma gelen şey, turuncu elbisem üzerine, mutlaka turuncu karadeniz formunda bir şal bağlayıp  başımın üzerinden rengarenk boncukları geçiririm herhalde, mutlaka turuncu bir ruj olmalı, tabi ki gözler mavi kalemle iyice belirgin olup, yanaklar biraz daha bronzlaşmalı.  Şimdilerde dudak altına doğru yaptırmayı düşündüğüm piercing te bu işin tam cakası olur diye düşünüyorum. Sizin için üşenmedim hemen görselini buldum ilgilenenler için  örnek resimleri, aşağıda paylaştım. 

           
                                 
 Tabi renk kombinasyonlarını benim söylediğim gibi hayal etmenizi rica edeceğim. Piercing'ide dudak altında tek olarak hayal edin.


Bu şekilde  tüm tapınakları gezip,  ayaklarım da bağcıklı sandaletler, elimde mumlar, budizm'in sınırlarını  zorlayıp,  bu farklı dinin anlamını ve öğretilerini dinleyip, gerekirse de yeni bir deneyim olması açısından ayinlerine sizler için katılıp, eminim orada bir kaç iyi arkadaşımızın beyin dalgalarını  yakar durumuna gelirim. :)

Beni tüm sergiler heyecanlandırıyor, daha önce de İstanbul Modern Sanat'da Van Gogh dijital hareketli resim sergisine katılmıştım. Fırsat bulursam bir ara onu da sizlerle paylaşmak isterim.

Serginin çok fazla detayına inmeden sizi, görsel hafızalarınızda ve bilinçaltınızda yer edeceğine inandığım fotoğrafları aşağıda sergiliyorum.:)  Etkinlik çıkışı arkadaşlarla, ermeni üç horan kilisesini gezip, oradan da cumhuriyet meyhanesinde demlenmemizin görüntülerini severek paylaştım.

Yakın bir zamanda Taksim'e gitmem şart oldu, çünkü gerçekten özlemişim .Bir yerler de oturup candostlarımla sohbet etmek de düşüncelerim arasında, içim de öyle şeyler birikti bunları anlatıp hayata, kağıda, yaşama dökmem şart, yoksa  hepsi kaybolup gidecek, kafamın cinliklerle işleyerek, bana sunduğu bu tanrının güzel  düşünce hediyecikleri:)

Serginin ev sahipliğini yapan Mehmet Oflazoğluna'da buradan selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Çok güzel bir sergi olması yanısıra, etkinlik sonunda çekilen fotoğraflara ayrıca bayıldım. Kendisinden yeni etkinlikler ve sergiler bekliyoruz, umarım yeniden bir arada olma  şansımız olur.

Sevgilerimi iletiyorum hepinize, güzel insanlar; Sevgiyle kalın, takipte kalın,



Kamboçya'dan görüntüler.















Sergi Yönetmeni Mehmet Oflazoğlu ve Emin M. Çizmeci Dostlar:)


Selma Hanım'ın sergisinden kareler







                            
                         
                              































                  

Üç Horan  Ermeni Kilisesi 

 Kiliselisenin 16. yüzyıldan itibaren var olduğu tahmin edilmektedir. Pars Tuğlacı, kilisede bulunan 1843 tarihli bir elyazmasında, 921 (1503) tarihli bir senetten bahsedildiğini yazar. Padişahın mührünün olduğu, 'Üç Horan' başlıklı bu belgede, arsanın satın alındığı ve kilisenin inşasına başlandığı belirtilmektedir. 1805'te, Hacı Krikor Amira Kevorkyan 6 bin metrekarelik bir arsa alır ve kilise, bu arsa üzerinde ahşap olarak yeniden inşa edilir. 31 Mayıs 1807'de ibadete açılan kilise, 1810'da çıkan bir yangında yanar. Kilise, yerine yenisini inşa etmek için izin alınamaması nedeniyle 1835 yılına kadar harap halde kalır. Ağustos 1835'te verilen fermanla kâgir olarak yeniden inşa ettirilen kilise, Patrik Isdepanos tarafından 18 Haziran 1838 tarihinde ibadete açılır. 14 Kasım 1889 tarihli tapusu mevcut olan kilise halen ibadete açıktır.


                           












Cumhuriyet Meyhanesi

 Üç Aliler'in Cumhuriyeti...
    Cumhuriyet Meyhanesi'nin kuruluş tarihi tam olarak belli değil. Ama 1923  yılında - o yıllarda var olan bir çok işletme gibi - "Cumhuriyet" ismini aldığı için, daha eski olmasına  rağmen    resmi kuruluş tarihi 1923 kabul edilmiş. Önceden rumlar işletiyormuş ama kim oldukları tam bilinmiyormuş. Sonra bir çok kere el değiştirmiş. 1940'lı yıllarda Koço Efanduli isimli bir zat burayı işletmeye başlamış. Koç Bey , Cumhuriyet Meyhanesi'nin ilk yıllarında oluşturduğu çizgisini olduğu gibi korumuş. Mekân ilk kurulduğu yerde faaliyete devam ediyor. Şu an Ali Osman Karabay ve Ali Şimşek işletiyor. İşletme müdürü ise Metin Danışman. Ali Şimşek 40 yıldır , Ali Osman Karabay 20 yıldır buranın işletme ortağı. Metin Bey de 18 yıldır burada çalışıyor, asıl mesleği aşçılık. 
    Mekân 3 katlı. Üst katta her gün fasıl var. Günde 100 çeşit meze hazırlanıyor. İstanbul'da meyhane formatında hizmet veren yerlerden birisi. Servisteki garsonlardan üçünün de adı Ali. Bu  yüzden onlara Üç Aliler deniyormuş ve 40 yıldır buradalar. Hatta şair Ece Ayhan'ın üç aliler şiirine konu olmuşlar.Mekân yurt dışında da çok tanınıyormuş. Yabancı rehberlerde adı geçtiği için bir çok yabancı müşterisi var.
    Üst katta Atatürk'ün özel masası var. Bu masaya 5 no'lu masa  denirmiş.Ata, bu masada Kulüp Rakısı içer ,beyaz leblebi yermiş. Ata'nın anısına her 10 Kasım'da onun masasını süslüyor ve müşterilere beyaz leblebi ikram ediyorlar. Futbolcu Lefter , Melih Cevdet Anday devamlı müşterileriymiş.









Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim