2017-08-27

Pierre (Piyer) Loti'nin İstanbul Sevgisi (1850-1923)

8/27/2017 02:42:00 ÖS 0 Comments



Herkese merhabalar,  güzel güneşli bir günden, seslenmek istiyorum bugün sizlere;

Pierre Loti tepesine, yıllar önce kız kardeşlerimle  yolumuz düşmüş ve bayağı macera dolu bir gün geçirmiştik.  Bu bayram'da yeniden gidebiliriz düşüncesiyle hemen aklıma Pierre Loti'nin hikayesini sizlerle paylaşmak geçti. Ben teleferik yapılmadan çok daha önce  önce gitmiştim tabi  buraya. Ortamının çok hoşuma gitmesi nedeniyle,   bir kaç kez daha  gittim bu güzel mekana ev sahipliği yapan tepeye.  O gün insanların yaya olarak yürüdüğü  daracık yoldan, arabamla gerisin geriye  çok zorlanarak mezarların arasından  çıkmak zorunda  kalmış,  insanların tuhaf bakışları arasından fren debriyaj, debriyaj fren durumunda soluğu yukarıda almıştım.   Aşağıdaki yoldan yukarı doğru yürüyenler ne demek istediğimi şıp diye anlayacaklardır eminim.  Herkesin sevdiği ve tanıdığı, yazılarına ve edebi hayatına aşina olduğu, İstanbul aşığı, Pierre Loti'yi biraz inceleyip, biraz araştırma sonrasında, doğuyla  ve batıyı bir araya getirmek isteyen bu naif, kırılgan, duygusal yaratıcı adamı inanın ben çok sevdim.   Loti gününün  büyük bir çoğunluğunu burada geçirmekten keyif alarak , Haliç'in  manzarası eşliğinde kim bilir ne hayaller kurmuştur.  Sizlerde eğer üşenmeyip bir gününüzü buraya ayırıp giderseniz, gerçekten çok büyük bir keyif alacaksınız buna eminim.    Tepeye çıktığınızda, Haliç'in manzarası  öyle güzedir ki, püfür püfür esen rüzgara karşı, saatlerce oturup, çayınızı  kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Zira içeri girdiğinizde başka bir dünya ile karşılaşacaksınız, içeride zaman dışarıya göre daha da yavaş akmakta,  duvarlarda  göreceğiniz  eski dönemlere ait yazılar, özlü sözler, resimler, şiirler, sizi geçmişin karanlık dehlizlerinde dolaştırmak için yeterde artar bile. Eyüp sırtındaki Pierre Loti Kahvesi, bütün Haliç’in tepeden görülebildiği, doğal ve sakin bir mekana ev sahipliği yapmasından ötürü herkes tarafından çok sevilip benimsenmiş bir hali var, sanki kendi evinize gidermiş gibi hissediyorsunuz.  Eyüp, sizlerin de bildiği üzre,  dini mekanları, mezarlıkları, doğal güzellikleriyle önemli ve eski bir yerleşim bölgesi konumunda. Eyüp’ten Eminönü’ne kadar tüm Haliç’in tepeden görülebildiği Pierre Loti Kahvesi, yerli ve yabancı turistlerin oldukça ilgi gösterdiği bir yer.  Osmanlı kültürüne ve yaşayış biçimine hayranlık duyan yazar Pierre Loti, İstanbul’da bulunduğu dönemlerde bu kahveye sürekli gelir, özellikle nargileye meraklı olduğundan ,burada saatlerce oturur, insanlarla derin konularda sohbetler  ederlermiş. Ünlü Fransız romancı nın gerçek adı Louis Marie Julien Viaud olan, aynı zamanda bir deniz subayı olan  Pierre'nin ,   1867 yılındaki Okyanusya seferi sırasında, Büyük Okyanus’ta yetişen bir çiçeğin adı olan Loti takma adını almış, mesleği sayesinde Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerini, kültürlerini görme fırsatı bulmuş ve yazdığı anı ve romanlarda bu seyahatlerinde edindiği bilgilerden çok faydalanmış. Denizcilik öğreniminin ardından 1881’de yüzbaşı, 1906 yılında da albay rütbesini alıp, İstanbul’u da ziyaret eden Loti, bu şehirden ve Osmanlı kültüründen çok etkilendiği için ve  defalarca buraya gelerek uzun süre burada yaşamıştır. Türklere olan hayranlığı bir taraftan sevilirken, bir taraftan da kendisinin bir ajan olduğundan dem vurulmuştur. Bana kalsa ülkemizin etnik, doğal etnografyasından belli ki çok etkilenip bunu romanlarına bile taşıyarak bir nevi iyi niyet elçisi olmuştur. 

İstanbul’a ikinci gelişinde (1879) o zamanın Osmanlı Dönemi Türkiyesi’ni anlattığı “Aziyadé” adlı romanına adını veren kadınla tanışan  Loti, bu romanla birçok eleştirmenden olumlu not almış ve geniş bir kitle tarafından tanınmış olmuştur.  Daha sonra roman yazmaya devam edip  ve birçok önemli yapıta imzasını atmıştır.  Gözlem yönü kuvvetli olan Pierre Loti, yazılarında oldukça yalın bir dil kullanıp ve aşk, ölüm, umutsuzluk gibi öğelere fazlaca yer vermiştir. 

Kendisinin de çok sevdiği, ve 19. yüzyılda İstanbul'a gelen hemen bütün yabancıların ve seyyahların da uğrak yeri olan Pierre Loti'nin etrafında birçok tarihî yapı bulunmaktadır. 1813 yılında tarihlenen, iki kitabeli ahşap Kaşgari Tekkesi bunlardan biridir. Yine tesisin girişindeki üç yol ağzında, önünde Farsça yazılmış beyaz yuvarlak bir mezar taşı bulunan yapı da, Çolak Hasan Tekkesi'dir. Tekke'nin sırasındaki tarihi bina ise bir Sıbyan Mektebi'dir. Osmanlı tarihi yazarı da olan İdris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Mekteb'in hemen önünde ve tesis alanının içinde ise, 1589 yılında vefat eden "İskender Dede" ismindeki bir Mevlevi'nin kabri bulunmaktadır. İskender Dede'nin ön tarafındaki üç kuyudan biri ise, meşhur Dilek (veya niyet) Kuyusu'dur. Bu kuyuyla ilgili Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde; "Kuyuya bakanların gönüllerinden geçirdikleri isteklerini kuyunun içinde gördüklerini" yazar. Kabrin üst tarafında ise Saray "Atçıbaşısı (Mirahur-Tuğ General) Ali Ağa ve Ailesinin kabirleri bulunmaktadır. Ayrıca Bizans döneminde inşa edildiği sanılan, Osmanlı döneminde de kullanılan "Sarnıç", Tesisin orta yerinde varlığını korumaktadır. Hafta içi öğlen saatleri dışında, oldukça kalabalık olan Pierre Loti Kahvesi’ne turistlerin yanı sıra İstanbullular da ilgi gösteriyor.Kahvenin arkasında kalan bölümde ise inşaatı bitmiş ve faaliyete geçmesi beklenen , eski İstanbul evleri şeklindeki apart motel evleri, restoran ve kafeden oluşan bir kompleks bulunuyor. Divanyolu’ndaki caddeyle birlikte buraya da Pierre Loti’nin adı verilmiş. Günümüzde bu tepe ve üzerine kurulu kahve, geçen onca zamanın değiştirdiği Haliç manzarası ve çevrenin kalabalıklaşması dışında hala dingin ve huzurlu bir görüntüyle ziyarete gelen herkesi kendi içine, geçmişten gelen eski Osmanlının izlerine taşımayı biliyor. Sevgiyle kalın dostlarım, edebiyatla, bol yazıyla, eski tarihin, eski nakkaşların selamlarıyla:)

2017-08-26

Bayram'da Güzeller Güzel'i Ayvalık

8/26/2017 01:33:00 ÖS 0 Comments
                 
Tatile gitmek deyince, aklıma hep nedense yeni yerleri görme isteği gelir, fakat 
Türkiyenin tamamını gezmiş ve artık uluslararası kıtalarda gezinme ve tatil yapma duygusuyla iyice coşmuş olan ben,  yeni yerlerin, yeni kıtaların merakı içinde  yakın zamanda bir ufak yurt dışı tatil sürpriziyle karşınıza çıkmaya hazırlanıyorum.  Fakat şimdilik, canım Türkiyemin  kıyı köşe tatil beldelerinden  birinden sizlere seslenmek istiyorum. 
Bayram tatilini İstanbul'da evde geçirmek durumundaysanız, size önerebileceğim farklı gezi ve tatil önerilerim olabilir diye düşünüyorum. 
 Bunlardan birincisi  güzeller güzeli Ayvalık,  diğer bir tanesi de Haliç  Eyüp te bulunan 
muhteşem manzarası ve dillerden dile dolaşan meşhur Piyer Loti'nin yeridir. Ayvalık gezimizin detaylarını aşağıda sizlerle paylaşacağım, Piyer Loti'nin gizemli hikayesini dinlemek içinse; yeni yazımı beklemek durumundasınız:)) 
Şimdi Ayvalık yazımıza daha detaylı geçmeden önce; İstanbul'da bayramı eşi, dostu ve ailesiyle geçireceklere  günü birlik gezi önerilerim şunlar olacaktır.

*Güne kahvaltısız başlamam diyen kahvaltı severler için ,Sarıyer  Göze'de, deniz  manzarasına karşı mis gibi kahvaltınızı yapıp, o güzelim sımsıcak güneş gören, terasında ,birbirinden leziz aparatifler, krausanlar,  ve muhteşem tatlılar eşliğinde kahvenizi yudumlayabilirsiniz. :)  https://www.grupanya.com/istanbul/firsat/gozesariyer-kahvalti
*Müzeseverler için; Masumiyet Müzesini tavsiye edebilirim .  Füsun ve Kemal'in acı  dolu aşk hikayesini burada gezerken, objelere dokunup, hikayenin içine girebilirsiniz.  http://tr.masumiyetmuzesi.org/page/katalog
*Eğer Üsküdar ve çevresini sevenlerdenseniz, Kız kulesine kaçabilir  (ben henüz gitmedim, kahvaltı keyfi ve manzaranın güzel olduğunu duydum.) tekneyle kuleye  doğru geçebilir, ve buranın derin hikayesini kalbinizde hissedebilirsiniz.  http://www.kizkulesi.com.tr/ 
*Türk gecesi ve bu tür aktiviteleri seven biriyseniz, Galata kulesindeki özellikle turistler için hazırlanan   Türk gecesi eğlencesine katılabilir, farklı kıyafetler giyip dansöz kızlar'a eşlik edebilirsiniz. Buraya mutlaka gidin derim,  lakin yemekler ve mezeler çok  leziz, ilgi ve alaka süper, harika bir gecede harika bir manzara eşliğinde çok eğleneceğinizi belirtmek isterim.  http://www.galatakulesi.org/  
*Mangalseverler için'de bir detayım var:) Çekmeköy Aktaş Mangal'da kahvaltı ve mangal keyfi yapın derim. Buraya yıllardır giderim, hem uygun, hem lezzetli et hemde doğal bir
ortam arayanlar için biçilmez kaftan diyebilirim.  http://www.aktasetmangal.org/
*Kartal Karayemiş tesislerinde gün boyu çocuklarınızla havuz keyfi yapmaya ne dersiniz?
*Büyükada, Heybeliada keyfi yapabilirsiniz?   http://www.karayemistesisleri.com/
*Paşamandıra beykoz'da piknik keyfi'de fena olmaz derim. Nehir üzerinde, yunuslarla gezebilir, mangal keyfi yapabilir, 
ayrıca yakınlarda bulunan göllü  binicilik  tesislerinde neşeli bir kahvaltı ve etkinlik gerçekleştirebilirsiniz.  http://www.gollubinicilik.com/
*Ağva'yı bilenler için Gökmaslı köylerini ziyaret edebilir, tekneyle açılabilir, kilimli koyunda, gün batımına doğru şaraplarınızı yudumlayıp, nefis bir akşam yemeği ve gün batımı keyfini yaşayabilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=zNxZrSaQD_4
*Viktoryman Binicilik tesislerinde bir gün geçirebilirsiniz. Sonuç olarak yol boyu, yemyeşil ağaçla, mis gibi köyler, bol oksijen  bol hayvan sevgisi ve atlarla kuracağınız bağ paha biçilemez derim.  https://www.google.com.tr/maps/dir/''/victoryman+binicilik+kul%C3%BCb%C3%BC/@40.9085487,29.4263294,12z/data=!3m1!4b1!4m8!4m7!1m0!1m5!1m1!1s0x14cb28c7aa5d18b3:0x379c32e26708c292!2m2!1d29.4963693!2d40.9085699
*Tatilinizi gece hayatından eğlenceden yana kullanmak isteyenler için Ataşehir'de yer alan shot İstanbul'u ziyaret etmenizi, güzel bir akşam yemeğinden sonra alemlere akabileceğinizi garantilerim. :) http://www.shotistanbul.com/

Şimdilik aklıma bunlar gelse de ilave bir şey olursa mutlaka yazıma eklerim diye düşünüyorum.  Tatil'de neyi nasıl yapmak istediğiniz, nasıl geçirmek istediğiniz ve beklentinizin yüksekliği, çıtayı yukarı taşımak ve yaşadıklarınızı daha da güzelleştirmek hepsi sizin elinizde olan bir şey,  tatile gittiğiniz yeri artık öyle bir araştırma durumunuz olmalı ki orası sizin elinizin ayasını  bildiğiniz bir yer gibi olmalı . 
Bizde bu düşünce ile Ayvalık'a gitmeden, nasıl gidilir? nerede kalınır? ne yenir? ne içilir? diye iyice bir araştırıp, güzeller güzeli Ayvalığa attık kendimizi.
Ayvalık Cunda Adasına vardığınızda, sanki yüzyıllar öncesine  seyahat etmiş olacaksınız, daracık sokaklar, evler pansiyonlar, Medeni insanlar doğal yaşam ortamı karşılar sizi  
Burayı anlamak ve  keşfetmek istiyorsanız öncelikle sokaklarını adım adım yürümelisiniz. Mübadeleyi, Girittten ve Midilli'den gelenleri, gidenlerin bıraktığı izleri tanımalı, Ayvalığın pazarına inip o güzelim otlardan almalısınız.  El sanatları ve rengarenk atölyelerde bambaşka bir dünyaya tanık olmak,  Ayvalık mutfağında, zeytinyağı ile pişen her yemek ve ızgara balığın tadına varmalısınız. Kabak dolmasının  nefis  tadına bakıp,  merkez'de pazarın içindeki  darbukacı kardeşler 'den peynir, zeytin ve zeytinyağı almalısınız.  http://www.darbukakardesler.com/icerik/fotograflarla-biz-0379dc22
Müptelası olacağınız bu ürünleri inanın her sene buradan sipariş etmek isteyeceksiniz. 

Ayvalığa gidince şeytan sofrasına gitmeden,  gün batımını orada geçirmeden, nefis yemeklerini yemeden olmaz,  manzaraya karşı, içinizde ne var ne yok alıp götürür buranın havası, karşıda masmavi deniz, zümrüt yeşili orman, küçük adacıklar, özellikle  aşağıya doğru inip soldaki şose yolu kullanıp, patrisya koyuna doğru gitmenizi öneririm.  Yol biraz bozuk gibi olsa da, karşılaşacağınız deniz, koy, kumsallar inanın başka dünyaya aitmişsiniz hissi verecek sizlere
Yolun ilerisinde ki tımarhane adasında, papatyalar içinde oynaşan börtü böceğin sesiyle sarhoş olmanız an meselesi. Bir kaç tane yeni yapılmış pansiyonların olduğu bu evler de kalabilirsiniz.  Cunda veya yeni adıyla Alibey, Ayvalık'a ince bir köprüyle bağlanmış. isterseniz yürüyün, isterseniz de bu gizemli kasabaya bir an önce ulaşıp, 
bizim gibi akşam, yunan, girit tavernalarının keyifli tıngırtılarını dinleyip, lezzetli mezeler eşliğinde güzel bir akşam geçirin derim.  Cunda tam bir tatil köşesi, özellikle akşamları çok canlı ve hareketli, cıvıl cıvıl bu ortam'da inanın keyif almamak na mümkün. Bizim yemek için gittiğimiz Moshos Tavernada , Rumca ve Türkçe müzikleri, yunan çalgıları eşliğinde dinlerken çok keyif alacaksınız. http://www.moshostaverna.com/moshostaverna.html

Cunda Adasının tarihteki ismi Moshonisia’dan gelen Moshos, mis kokulu anlamına gelmektedir.Burada imbat esmeye başladığı zaman keyfine doyum olmaz.
Cunda Adasına gelip de Tavernalarında birkaç tabak kırıp , Yunan müziği eşliğinde sirtaki yapmadan dönmek olur mu?

Benim en çok sevdiğim yerlerden biri, Taksiyarhis Kilisesi, mutlaka gidin görün, fotoğraflayın derim, özellikle tepesindeki gotik camlardan gelen ışık oyunlarına  bayılırsınız.
Ali bey Adası'nın merkezinde bulunan Taksiyarhis (Aya Nikola) Kilisesi, Tımarhane Adası-Taşlı Manastır, Ay Işığı Manastırı, Agios Yannis Kilisesi, Koruyan Meryem (Leka) Manastırı, Kızlar Manastırı, Tavuk Adası Manastırı, İlyas Peygamber Manastırı görülebilecek tarihi mekanlardandır. Bizim kaldığımızı butik otel, merkezden biraz yukarı yürüdüğünüzde kilisenin arkasında kalan, Taksiyarhis Pansiyon,  http://www.taksiyarhispension.com/Benim gibi büyük otelleri sevmeyip butik otellerde daha rahat ediyorsanız burası tam size göre bir yer, hem Türkiye'den hemde Yurt dışından turistlerin daha çok tercih
edip rezervasyon yaptırdığı,  mekanı, temizliği, kahvaltısı, terasıyla herkese rahatlıkla önerebileceğim bir yer. 
Buraya gelipte balık yemeden dönmek olmaz:) Ayvalık'ın balığı olan papalina'yı tadabilirsiniz. Hafif zeytinyağlı ve limonlu  sunulan börülce, deniz börülcesini'de çok seveceksiniz.  Gece dolaşıp, bir ayvalık tostu patlatalım dersenizde, merkezde bir çok ayvalık tostçusundan bu işi görebilirsiniz.  Hazır dışarı çıkmış akşamın keyfini yaşarken, karadut dondurması ve sakızlı dondurma'da emrinize amade derim. Ayvalıkta yapılabilecek diğer bir aktivite ise, sabah çok erkenden  kalkıp,  tekne turlarına katılmanızdır.  Ziyaret edeceğiniz  koylarda, bol bol yüzebilir,  kıyıların keyfini çıkarabilir, bol bol mola verdiğiniz yerlerde alışveriş yapabilir, güneşin ve güneşlenmenin tadını çıkarabilirsiniz. 
Şimdiden herkese güzel bir bayram diliyorum, Ağzınız tadı hiç kaçmasın. Bol neşeli, bol kahkahalı, kalabalık bir bayram sabahına uyanmanız dileğiyle. 

Yapmadan Dönmeyin Derim:)

Ayvalık'ta arnavut taşlı yollarında gezmeden, Aşıklar Tepesi'ne çıkmadan, lokma tatlısı yemeden, Taş Kahve'de ada çayı içmeden, Ada Restoran'da balık yemeden, Pateriça köylerine gitmeden, tarihi yel değirmenlerini görmeden, kilise ve manastırları gezmeden, sahil boyunda eşsiz manzarayı seyretmeden, resim çekmeden, Cunda'nın ıssız koylarında yüzmeden, küçük gezi tekneleriyle ada turu yapmadan, gün batımını izlemeden dönmemenizi hararetle öneririm. 

2017-08-25

Alevilik Hakkında Bilmediklerimiz.

8/25/2017 08:09:00 ÖÖ 0 Comments


Gönül kendisine benzeyen gönül'e akar.
 HZ. Ali

Selamlar herkese ;

Alevilik hakkında bir araştırma ve röportaj yazısı yazmak istiyordum uzun zamandır. 
Ve aslında bu yazıyı yazıp yazmamak konusunda çok kararsızdım geceden beni uyku tutmayınca saatin de geç olmasına bakmadan kalkıp düşüncelerimi yazma isteği duydum. 
Alevilik denilince akla ilk gelen şey benim için hep gizem sözcüğü olmuştur. 
Üstü kapalı, sorulması her zaman zor soru, ne amaca, neye hizmet ettiği,  hep gizli kapaklı bir konu  olarak kalmıştır içimde. Bence her zaman merak edilen, ilginç gelen, farklı görülen, atıl alanlarda azınlık haline getirildiğine  inandığım Alevilik, gerçekten literatürlerde,
kitaplarda yazıldığı ve yaşandığı şekilde midir?  Ben, sakın yanlış anlamayın, biliyorum bu bahsettiğim konular çok hassas konular, en ufak yanlış bir bilgi karşı tarafta farklı bir intiba oluşturacağına da eminim  O yüzden çok dikkat ederek, sık dokuyarak, doğru bilgiler ışığında yazmaya itina göstereceğime emin olabilirsiniz.   Bu konularda farklı bir bilgisi olan, farklı bakış açılarına sahip, özgün düşünceleri olan arkadaşlarımın da yorumlarını ayrıca bekliyorum.  Aynı yöne yaslanıp aynı konularla harmanlaşan yaşam tarzlarından olsa gerek, aleviyse solcu, solcuysa kesin alevi yapıştırmasını inanın çocukluğumdan  itibaren çok gördüm, çok dinledim.  Lise dönemimde hem  sol görüşlü arkadaşlarım hemde alevi arkadaş grubum çok olmuş ve hepsini ayrı ayrı çok sevmişimdir. Bu dönem benim, en çok solcu grupları ve alevi gruplarıyla arkadaşlık yaptığım dönemdir. Hatta en keyifli en sanatsal, en müzikli, en psikolojik bir dönemdir bu dönem benim için. Alevilerle  dostluğum her daim devam etti, her daim bana güven verdiler, özellikle kadınlarına verdikleri değer bile çok farklıydı, okumayı, okutmayı çok seven, kendi kültürlerini en üst segmentte yaşatmaya çalışan aleviler için hayat bazen gerçekten zor olabiliyordu, belki de bu yazıyı yazmamdaki asıl ana sebep budur.  Konudan fazla sapmadan, hiç kimseyi yargılamadan, konumuzun şeffaflığına, doğruluğuna, doğru kaynaklardan yapılan araştırmalarla, yolumuza yani mini röportajıma emin adımlarla devam etmek istiyorum.  Benim gördüğüm gözlemlediğim buydu. Tabi siz değerli, candan okuyucularım daha iyi bilirsiniz diyorum;

Zaman gelip geçtikçe, tabi tüm arkadaşlarımla bağım iyice koptu, farklı bir yere taşınma, evlilik, çocuk iş güç meseleleri derken, bizim dereden çok sular aktı, hayat değişti, biz değiştik, yaşam şartlarımız farklılaştı; evli evine Köylü köyüne mantığından yola çıkarak, her birimiz ayrı yollara, ayrı yerlere, ayrı işlere farklı yaşam tarzlarına koşarken,   koptuk tabi haliyle birbirimizden.  Çekmeköy- Sancaktepe tarafında oturuyor olmam nedeniyle; Bir sürü yeni dostlar, yeni arkadaşlıklar, yeni komşular, yeni akrabalar , çalışıyor olmam nedeniyle, çok tatlı yeni iş arkadaşlar edindim. Bazılarıyla dosttan öte kardeş gibi olduk, ara sıra yaptığımız etkinliklerde de karşıma şahane insanlar çıkınca Çekmeköy benim için Sarıyer den sonra vazgeçilmez bir yer oldu.  Burada çok sevdiğim biriyle tanışıp bayağı yakın kanka :) olduk. Hepinizin tahmin edeceği gibi alevi olan bu dostum'la yıllar öncesinin alevi çocukluk anılarına ve dostluğuna bakışım neyse, şimdi de aynı duygular içinde arkadaşlığımız başladı kendisiyle . Geçenlerde bu arkadaşımı ziyaret ettim ve tabi ki kendisi benim blog yazdığımı, acayip, çılgın işler peşinde koştuğumu ve rengarenk kişiliğimi iyi bilen biri; Bu arada kendisi de benim için kalbi ve kendisi dünyalar güzeli, yaptığı işi düzgün yapan, zeki ve insancıl biridir.

Genel projelerden, neler yaptığımdan bahsederken neden Alevilik ile alakalı bir röpotaj yapmayalım dedik, zaten bir kaç farklı samimi ropörtaj projeleri aklımdaydı,  Çinli dostum Hana ile geçirdiğimiz harika çin yemeği gecesinden sonra onunla yaptığımız röportajın da iskeleti yavaş yavaş kafam da şekillenmeye başlamıştı.  Çin'den  buraya geliş, hikayesi, Türklerle birlikte burada yaşamak, Türkiye'de çalışmak ve Türklere olan bakış açısını  anlatan Çinli Hana'nın Türkiye'ye ayak uydurması ve Türkiye'ye  bakışının röportajı olacak:)

Ben aramızdaki sohbeti aşağıdaki şekilde isim değiştirerek yazmayı uygun buldum.

2017-08-22

Tac Mahal'in İçindeki Aşk?

8/22/2017 11:10:00 ÖÖ 0 Comments

''Zamanın yanağında bir göz damlası''

Daha Tac Mahal'in yazısına başlamadan, içim öyle bir buruk bir acıyla yan dı ki anlatamam, sizlere. Nasıl  bir aşk , nasıl bir sevgi ,nasıl bir bağlılık ve sadakat bir insana  bu güzelliği yapması için güç verir.  İçindeki güzelliği, acıyı , aşkı , aynı zamanda kaybetmenin derin üzüntüsünü  bu şekilde  dışarıya yansıtmak için çıpınır durur, Şah Cihan, nasıl bir  keder ve özlem içinde burayı yaptırmış,  karısını kaybettiğinde kimbilir ne acılar çekmiş, nasıl yanlızlaşmış, düşüncesi bile mahvediyor beni, nasıl bir büyü  nasıl bir his  kaybetmenin, artık olmadığını bilmenin, zamanda yanlızlaşmanın , ve güçlü bir sesle içerden bir sesle ayağa kalkarak , onu yaşatabilmek adına , tüm zamana yayılacak, dillere destan olacak, adından herkese söz ettirecek ,  kendi aşk  mabedini göklere  yükselttirebiliyor. 

Bence, bir tek yapının, bütün bir ülkenin sembolü olmasına Eyfel kulesi, Özgürlük anıtı ve Piramitler  örnek olarak gösterilirse, Taç Mahal'inde Hindistanı temsil ettiğine  hiç kuşku yok. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse;  Dönemin  İmparatoru  Şah Cihanın karısı mümtaz Mahal'in  anısına yaptırdığı  ,sabahın erken saatlerinde pembe, gün içerisinde beyaz, ay ışığında ise altın rengine bürünen anıt mezar,  Babür İmparatorluğu hükümdarı Şah Cihan tarafından başkent Agra’da Jumna Nehri kıyısına  özenle yaptırılmış, Şah Cihan'nın tutkususunun eseridir. 
Mümtaz Mahal, 17 yıl evli kaldığı imparatora, 14. çocuğunu doğururken  1629 yılında,  ölmüş ve  şah cihanı dayanılmaz acılar içine sürüklemiştir. İmparator bu acı kayıptan sonra, 2 yıl süreyle yas tutmuş, ve çok sade bir hayat sürmeye başlamıştı. İmparatorluğunu genişletmek ve yeni ülkeler fethetmekten çok mimari alanında sanat eserleri meydana getirmeye yönelmiştir. 
Şah Cihan, eşine olan sevgisinin büyüklüğünü bütün dünyaya kanıtlamak için mezar yaptırmaya karar verdi .Taç Mahal'in yapımına, 1632 yılında başlanmış, ve anıt, 21 yıl sonra 1653 te tamamlanmıştır. 
Yapımına sadece hindistan'dan değil, orta asya'da bir çok yerden getirilen toplam 20 bin işçinin çalıştığı bilinmektedir.  2.5 ton ağırlığındaki mermer bloklar, 300 km uzaklıktan taşınırken sayısı  bine yaklaşan  filler kullanılmıştır. Bu blokların yapının tepesine çıkartılması için, 3.2 km uzunluğunda bir rampa yapılmıştır. 

Taç Mahal

Anıtın baş mimarlığını, Şiraz'dan gelen, İsa Khan üstlenmiş ve zamanın ünlü sanatçıları olan, Bordo'dan Auistin usta ve Venedik'ten, Veroneo ustalar kendisine asistanlık yapmıştır. 
Bir efsaneye göre, Şah Cihan, Taç Mahalin yapılmasından sonra buna benzeyen başka bir eser yaratmaması için mimar İsa Khan'nın sağ elini kestirmiştir. 

Şirince Köyü Çok Şirin

8/22/2017 06:46:00 ÖÖ 0 Comments

Selamlar herkese;

Sizleri bu kez ülkemizin  en şirin, en tatlı, en canlı, en samimi, en güzel köyü Şirince'ye davet ediyorum. Zamanında Rumların yaşadığı Şirince köyü, Selçuk’a 10 km mesafedeki bir tepede saklanıyor ve küçücük bünyesinde inanılmaz bir tarih barındırıyor. Efes yazımda da  http://tulin-art.blogspot.com.tr/2017/01/antik-cagn-anadolu-baskenti-efes.html  söz verdiğim gibi   sizlere bu sefer güzeller güzeli, minicik, tatlıcık bir köy olan  Şirinceyi anlatmak istiyorum.  Tarihi, yaklaşık olarak M.S 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Köyün kuruluşu hakkında iki değişik inanış var; bir tanesi, nehir taşması nedeniyle Efes’te yaşayan halkın tepeye kaçarak bu köyü kurduğu, diğeri ise etrafta yaşayan halkın yaz aylarında üreyen sivrisinekler dolayısıyla serin bir bölge arayıp burayı yazlık olarak kullanmak için kurdukları. Hangi hikayenin gerçek olduğunu bilmiyorum ama şunu söyleyebilirim; bu şirin köyün hayatta olması Ege halkı ve Türkler için büyük bir şans. Benim kendi dünyamda yanlız olarak son tatilim dediğim, bundan sonraki süreçte hayatımın tamamen değişeceği, bambaşka bir dünyaya adım atacağım , Efes çıkışı yokuş yukarı 15-20 dk, yeşillikler içindeki köye ulaşıyorsunuz, hele ki benim gibi  Efes'te bir dünya güneş yemiş, çok fazla sıcaklardan bunalmış bir haldeyseniz, burası insana  cennetlerden cennet köşe geliyor. Köyün meydanı, sakin, sessizliğiyle sizi karşılıyor, oh tam yerine geldik dediğim anda  turistlerin akınına uğramış olduk, ve ben buranın ne denli özel, ne denli vazgeçilmez bir yer olduğunu daha iyi anladım.  Merkezin tam ortasında, şimdilerde taş mektep olarak hizmet veren bu yerde, çok acıktığımız için , şahane bir öğlen yemeği yedik, nereye baksanız şarabın eşlik edeceği her masa, her güzel akşam, Şirince'de olmazsa olmaz; Biraz dinlenmek, biraz kendimize gelme faslından sonra, gece kalacağımız yeri de belirledik, tabi ben durur muyum ? Hemen attım kendimi, köyün merkezine, başladım tek tek dükkanları gezmeye, incelemeye, tabi bir taraftan da kafamda gezen tilkilerin kuyruğunu bağlama derdindeyim. Hayatımla ilgili en büyük kararı vereceğim yer bula bula beni bir tatil yerinde bulunca halim de biraz dalgın, karmaşık, ne yapacağım, nasıl yağacağım, nasıl olur terenenneleriyle , evleri ve kendimi fotoğraflamaya, şarap mahzenlerine inip tadlarını denemeye, farklı otların hikayesini dinlemeye , açık duran yerel halk pazarlarını gezmeye, ve  çok yorulunca da köyün kahvesinde şöyle okkalı bir türk kahvesi içmeye oturdum.:)) ( Şimdi 2. evliliğimi yapmış ve çok mutlu olarak hayatına devam eden biriyim:)) okuyucularım aqman ha merak etmeyuin herşey yolunda ve herşey çok güzel:))


Sizleri bu yazıyı çok rahat yazarmış gibi görünüyorum ama; inanın dananın kuyruğu hiçte  öyle olmadı, geceler boyu uyuyamamak, içinizde size dert olmuş sıkıntıları, çözüm yollarını bulamamak, bazen çok ağlamak, bazen, vurdumduymaz olmak, bazen yüzünüze gizli bir maske takmak, hiç olmadığınız biri gibi davranmak gerçekten çok zor, benim akıllı okuyucularım sanırsam bu tatil öncesi boşanma ayrımında olduğumu çözmüşlerdir diye düşünüyorum. 

Sevgili okuyucum; Umarım herkes hayatında doğru kararlar verir, doğru insanlarla bir arada olur. Hayat mayat işleri gerçekten zor, hayatınızı yeniden kurmak, kurgulamak, sağlam zemine oturtmak, yeniden ayağa kalkmak, yanlızlığını emin olduğunuz kişiyle paylaşmak, yeniden güvenmek gerçekten çok zor. Ben buradan ayrılan insanlara da, yeni evlenen gençlere de sadece şunu söyleyebilirim. Hayatın bizlere neler getireceğini kimse bilemez, hayat çok değişik bir şey, bir bakarsın hiç olmadığın şey olursun, bir bakarsın, günlerce, senelerce yerinde sayarsın, hayat garip ve gerçekten sürprizlerle dolu sevgili .
Bendeki derin dünyaya çok dalmadan, sizlere Şirince tatilimde kaldığım yerden devam ediyorum:)
Hatırlarsanız kahve içmek için kendimi meydan da yer alan köy  kahvesine atmıştım. Burada çok güzel hikayeler dinledim, satılan otların hikayelerin yazıp notlarımı aldım. Şirince'de sohbet etmeye meraklı  amcalar, ellerinde lokum ve yiyecek  ikram eden teyzelerle ve Şirince nin halkı gerçekten çok samimi ve de içten. 
Şirince'nin genel mimarisine  bakınca, Osmanlı esintilerini, aynı zamanda evlerin hala eski Rum evleri tarzını koruduklarını görebiliyoruz.  1923′te Osmanlı nüfus mübadelesi döneminde Rumlar buradan göç etmek zorunda kalmışlar ve şehre Makedonyalılar yerleştirilmiş, muhtemelen bu olay köyün bugünkü mimarisini fazlasıyla  etkilemiş. Buraya gelip kalacaksanız, mutlaka aşağıda kalınacak yerlerin tabelasını çektiğim fotoğrafa göz gezdirin derim. En tepede Aşiyanların kurduğu otelde mutlaka kalın çünkü ben tekrar gidersem oraya mutlaka bakmak istiyorum, güzel olduğunu söyleyenler var, zaten kendileri de buranın kuruluşunda epey bir mücadele vermişler diye duydum. Tabi biz bildiklerimizi yazıyoruz, eksiğimiz kusurumuz olursa af fola, zaten sevgili okuyum beni hemen uyarıyorsun yorumlarında ki bu da çok hoşuma gidiyor, gittiğim yolda emin adımlarla yürümek istiyorum, aman ha yanlış olmasın diyorum bu yüzden de sizden gelecek, önerilere, yorumlara, her zaman açığım seviyorum sizleri, kalbime mutluluk veriyorsun sevgili okuyucum, hepinizi ayrı ayrı merak ediyorum, şimdiden keşif etkinliğim hazırlıklarıma başladım ve sizlerle bir arada olacağım günleri iple çekiyorum 
Şirince'de güneş tepeden biraz inince Şirince farklı, daha gizemli bir tarza bürünüyor. Ve hayat saat 22:00′den sonra duruyor. Bahsettiğim küçük pazarlar kapanıyor ve dar sokaklarda bulunan evlerin ışıkları 10 dediniz mi sönüyor. Zaten gün içinde çok gezdiğiniz için yorgun olup, otelinizin odasında kendinize zaman ayırmak ve bol oksijenli temiz havada uzun uzun gezindikten sonra güzel bir uyku çekmek istiyorsunuz. 
Tabi ki ben böyle yerlere gelince yorgunluktan ölsem de yine de akşam dışarıya çıkıp, şöyle bir gece hayatına doğru uzanmak isterim. Nitekim de kaldığımız pansiyonun yanında, canlı müzik yapan , şahane bir yer bulmam çok da zor olmadı, sağ olsun müzisyen en sevdiğim parçaları da sırasıyla çalınca, masamıza ufaktan şaraplar, mezelerde eşlik edince çok ama çok keyifli bir gece oldu benim için. Birde falcı bir çocuk düşmez mi peşime, yok böyle yok şöyle diyerek başladık bir sohbete, hakkımızda tüm gerçekleri bir çırpıda anlatıp, geleceğim hakkında yorumlarda yapınca, ben bayağı bir coşmuşum haliyle:)) gece güzel, müzikler güzel, yemekler güzel, pansiyona dönüşte, dantel işlemeli yastığa başımı koyar koymaz uyuyakalmışım. Sabah kuş sesleri kuş cıvıltılarıyla uyanıp, mükemmel bir kahvaltı sofrasına oturdum, aklımda kaldığı kadarı ile İstanbul pansiyon'du galiba kaldığımız yer, mekanı çok güzel, sahibesi çok güleryüzlü, ve kahvaltısı da süperdi diyebilirim. 
Şirince Köyü
Kahvaltıdan sonra köyün meydanında bulunan  kiliseyi ziyaret ettim. Resimlerini ve genel bilgilerini yapılış yılını hepsini aşağıdaki detaylarda verdiğim kiliseyi gezip bol bol selfie lendikten sonra  kilisenin çıkışında bir minik havuz  gördüm. Dilek havuzu dedikleri yere insanlar para atıyorlardı. çeşmenin hemen yanında, şahane bir sanat atölyesi ve cam yapımı atölyesine denk geldim. Çok güzel bir kolye ve anahtarlık yaptırıp, bir kaç küçük hediye eşyalar alıp meydana tekrar inip bu kez daha detaylı daha geniş bir şekilde gezmeye başladım.   Merkez de envai çeşit ev yapımı sabun, el işleri, zeytinyağı ürünleri satılan köy pazarı, şarap evleri ve Arnavut kaldırımlı sokaklarındaki tarihi Rum evlerini fotoğraflayıp, kapılarından bizi buyur eden teyzelerle daha derin sohbetlere daldım. :)  Köyün kuzey tarafına denk düşen Hodri Meydan Kulesi‘nden köy manzarası'na bayıldım.  
Şirince’nin  en çok meyve şarabı çok meşhur. Buraya gelmişken köyün merkezindeki mahzenlerde şarap tadımı ve alışverişi bol bol yapabilirsiniz, ben en çok zeytinyağı , sabun , bitkiler ve şarap aldım.   Genellikle Şirince’ye gelen insanlar meyve şaraplarına bayılıyor ama bizim gibi klasik üzüm şarabı sevenlerdenseniz size hitap etmeyebilir. Mahzen olarak buranın en eskisi, Aziz John Baptist Kilisesi’nin tarihi mahzeni ama bütün diğer şarap evleri merkezde toplanmış. Bazıları restoranların bazıları ise butik otellerin mahzenleri. (Artemis Şarap Evi, Kıvırcık Şarap Evi, Eski Sinema Şarap Evi tadım yapabileceğiniz şarap evlerinden bazıları. 

Aşağıda bu gezini tüm fotoğraflarını, merkezi, kiliseyi, ve pazarlarının olduğu fotoğrafları paylaşıyorum, ayrıca nasıl gidebileceğiniz ile ilgili bir anekdot bulacaksınız. Birde burada bahsetmeden duramayacağım maya takvimi ile ilgili dini inanışın detaylı macerasıyla ilgili bir yazı paylaştım. Şimdilik hoşcakalın, keyifle kalın, doğru kararlar üzerinde, doğru yaşamda, doğru insanlarla birarada kalın, yeni yazımız Taç Mahal hakkında olacak çünkü, karısını çok seven bir adamın, öldükten sonra da anısını nasıl yaşatığının, ve bunu bir anıtla nasıl ebedileştirdiğini göreceğiz, Okuyucu gözlerinden, ve kalbinden öpüyorum, iyi bak kendine:)


ŞİRİNCE'YE NASIL GİDİLİR?


 Buraya gelmek için İzmir-Aydın otoyolu üzerinden Selçuk yönüne devam edip Selçuk-İzmir otoyoluna girip Şht. Er Yüksel Özülkü Cd. üzerinden Şirince yönüne gidiyorsunuz. Konum için tıklayın. 
Selçuk – Şirince arası arabayla 7 kilometre 12 dakika,


İzmir Şirince arası 87 kilometre 1,5 saat sürüyor.


Selçuk’tan Şirince’ye saat 07.00 – 10.00 arası her 20 dakikada bir, 10.00 – 18.00 arası 30 dakikada bir, 18.00 – 19.40 arası da her 20 dakikada bir minibüsler kalkıyor. Buraya İzmir’den gelecekler içinse İzmir garajından ise her 40 dakikada bir Selçuk’a otobüs kalkıyor. 


Şirince’nin en ünlü şarapçıları başta Vin Cent ve Köylüm olmak üzere, Vinova, AkBerg, Solaris, Meşk, Artemis, Kaplankaya. 


Aziz John Baptist Kilisesi



 Çeşmeli bir avlu içinde yer alan The St John Baptist kilisesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilmiştir. 
         

  Okulda sanat tarihi okumam nedeniyle mutlaka, yapıların mimari özelliklerini de eklemek istiyorum. Burada ki kilise  doğudan bir terasla sınırlanırken batıda kendi duvarı ile evler arasında bir tür teraslama yapıyor. Kilisenin kuzey tarafındaki  giriş kapısı dökme üç demir ayak üzerine oturtulmuş bir saçayağının sunduramanın altındadır. Mermer kemerli çerçevenin içinde iki kanatlı, çiçek motiflileri oyulmuş tahta  kapının üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Yazı tamamı ile okunuyor.            

         Buyrun birlikte okuyalım; Yazıtta; “Peygammer ve Vaftizci Yahya Kilisesi, Helliopolisin Kutsal Rahibenin Emri ile Siphnos’lu Kallinikos Lütfuyla Çok Sevdiği Tanrısı İçin Yapılmıştır. Buradaki ve Çevredeki Dindar Hristiyanların çok değerli Yardımlarıyla Yapılmıştır." yazmaktadır.
         Kilise yıkıldıktan sonra 1805 yılı eylül ayında büyük masraf ve çabalarla yeni bir kilise inşaa edilmiş,  Kilise taş olduğundan yakın tarihe kadar kendi haline terk edilmiş ama korunmuş, Ancak 1988 yılında batı kısmındaki kubbe ve tonozların yıkılması ile harabeye dönmemesi için burada  restorasyon çalışmaları  başlatılmıştır. Ölçüleri 13.440mt. X 20.20 mt. Olan iki büyük ve altı küçük kubbeli ve dört tonoz ile örtülü bir kilisedir. Kubbe ve tonozları taşıyan ve kiliseyi sahınlara bölen altı devşirme sütün(büyük olasılıkla bizans devrinden kalma)  ve her iki tarafta dört ayak vardır. Taban  restorasyon sırasında sütunlar ayaklar kubbeler ve tonozlar için sağlam bir alt yapı hazırlanmış yıkık durumdaki kubbelerden biri yapının daha iyi ışık  alabilmesi için geçirgen modern malzeme ile kapatılmış diğerleri eskisine uygun olarak oluklu kiremit ile kaplanmıştır.  Bu gün restorasyon başarılı olarak tamamlanmış köy muhtarlığının hizmetine verilmiş.
 Yerel arduvaz plakalarla döşenmiş üç  basamaklı merdivenle kilisenin seviyesine inilmiş,  Kemer şeklinde mermerle kaplanmış çerçevenin içinde çift kanatlı, çiçek motifleri oyulmuş tahta kapının  üstünde yazıtı olan bir mermer levhası yapılmıştır.  Kilisenin St.Jean Baptiste (vaftizci Yahya ) Prodromos (selef)’e adanmış olduğunu ve 1805 senesinin eylül ayında,daha önce yıkıldığı için,yeniden inşaa edildiği bu yazıttan anlaşılmakta,  Kilisenin inşaası 1832 dir.
         İki büyük ve altı küçük kubbe, ayrıca da dört tonoz ile örtülüdür. Taban siyah mermer levhalarla ve siyah çakıl taşları ile döşenmiştir. Kubbe ve tonozları taşıyan ve kiliseyi sahınlara bölen altı devşirme sütün (büyük bir olasılıkla bizans devrinden kalma) ve her iki tarafta dört ayak vardır. Doğuda ki apsiste  demir kafesli bir pencere vardır. Onun üstünde hazreti İsa’yı sembolize eden en eski gizli işaretlerden biri olan balık tasviri (alçıdan) tavanda görülmektedir. Sağ tarafta bir kadeh içinden çıkan İsa görülür. Bu tasvir İsa’nın vücüdü ve kanını temsil ediyor. Güney duvarda da fresk kalıntıları vardır. Güney tarafında dışarıdan üst kata çıkan bir giriş bulunuyordu. Köyün yaşlıları bu kilisenin köyün hem en güzel hemde en eski  kilisesi olduğunu söylüyorlar. Kiisenin ne zaman yapıldığı hakkında bir bilgimiz bulunmamaktadır. Chishull ve daha sonra Arundell köy papazının bizzat St.Jean tarafından yazılmış olan bir incilden bahsettiğini anlatıyorlar. Kilisenin yanında Nipiagogeion.bir nevi çocuk yurdu veya okulu bulunuyor, ben zaten bu bizanslıları hiç çözebilmiş değilim, ne varsa bizans dönemine ait, adamlar mimari anlamda hep ön planda, 
         Kilis'de çatı,çan kulesi  yeniden yapılmış,mermer taban kaplamaları,freskleri restore edilmiş, kilise ve yakın çevresi yeniden düzenlenmiş,  Köyün yakın etrafında bu gün hayvan barınağı olarak kullanılan bir çok küçük kilise vardır. Köyün doğu kenarında büyük yaşlı bir selvi böyle küçük bir kilisenin varlığını bize işaret ediyor. Yukarıda ki yazımda da anlattığım üzre, kilise kapısının önünde, ortasında Meryem Ana heykeli bulunan küçük havuza, ziyarete gelenler tarafından dilek dilenerek madeni para atılıyor.
Aziz John Babtist Kilisesi

Bu elbisemi  merak edenler için  Lc Waikiki'nin çocuk bölümünden  http://www.lcwaikiki.com/tr-TR/TR/kategori/kiz-cocuk/elbise
aldım. Parmak arası terliği de yüksek taban sevdiğim için her yerden her renk bulabiliyorum. 

2017-08-21

Konstantinopolis (İstanbul'un) Tarihçesi

8/21/2017 06:41:00 ÖÖ 0 Comments
Eski İstanbul

KONSTANTİNOPOLİS

Bir zamanların konstantinopolis'i, şimdi diki adıyla İstanbul büyük metropol kent'in  ilk kuruluş yıllarına, semtlerin birer birer oluştuğu döneme çok eski bir döneme doğru bir yolculuğa çıkalım hep beraber merak içinde;
Küçükçekmece yakınlarındaki, yarım burgaz mağarasında bulunan, yaklaşık dörtyüz bin yıl öncesine ait kalıntılar, istanbul da insan aktivitelerinin, ilk izlerini taşıyor.  Kentteki ilk sabit yerleşim yeri ise, fikir tepe, kültürü adıyla, tanınan ve bugünkü kadıköy, fikir tepe semtinde, 60'lı yılarda kazılan yerleşmeden biliniyor.  Aynı döneme denk gelen , bir diğer yerleşim ise pendiktedir. Son zamanlar da bunlara bir yenisi daha eklendi. Yeni kapıda sürdürülen marmaray projesi, kapsamındaki kurtarma kazılarında, önce bizans dönemi liman; daha derinde ise neolitik bir köy ile karşılaşıldı. İnsanların sabit köyler kurduğunu, bitkileri elleştirdiği, hayvanları evcilleştirdiği bu dönem, bugünkü uygarlığın temellerini atılması anlamına da geliyor. Günümüzde yaklaşık 8 bin yıl öncesine  giden bu köylerde, yaşayan insanların iskeletleri, başka bir deyişle ilk istanbullular yeni kapıda açığa çıkarıldı. Bundan sonraki süreç pek tanınmazken, istanbul da ilk kentleşme döneminin, kadıköy de başladığı biliniyor. Topraklarına, kalkhedon adını veren bu insanları bugün Aydın'da bulunan Milet kentinden geldikleri, düşünülüyor. Aynı dönemde, Üsküdar, hrisopolis ve Galata da sykai da küçük köyler olduğu kabul ediliyor. Uzmanlar ise, İstanbulun kökenini, bugünkü Yunanistan da bulunan, Megaradan gelenlerin saray burnun da kurduğu byzantion kentine bağlarlar. kentin kuruluş tarihi. İ.Ö 668 yılları olarak kabul edilir. Efsanye göre kral, Byzais kenti kuracağı yeri kahinlere danışır. Kahinler Byzaise kentini körler ülkesinin bugünkü kadıköy karşısına, kurmasını tavsiye eder. Byzais önderliğinde yola çıkan gemiler saray burnuna demirler. Daha sonraları, kadıköy de de, bir köy olduğu fark edilir. Ancak burası saray burnunun aksine, doğal limanları olmayan ticaret bakımından, gelişmemiş bir yerdir. Ne yazık ki Byzantion'nun  kurulduğu saray burnunda bu dönemden yana hiç bir yapı yoktur.
O dönemin kent merkezi bugün, topkapı sarayının olduğu yere denk düşer. Yazılı kaynaklar bu bölgede Zeus, Apollon, Artemis ve Afrodit'e  adanan tapınaklar olduğuna işaret eder.

Gülhane parkının stadyum, Agoranın olduğu yerin ise, Topkapı sarayından denize doğru inen, yamaçta olduğu tahmin ediliyor.

Mezarlıklar bölgesinin de, kent merkezinin dışında, Süleymaniye ve Beyazıt camilerinin arasında bir yerde olduğu biliniyor. Byzantion, onu yeniden kurarak, başkent ilan eden Konstantinus Magnusa değin İ.S 313-337 'e kadar yaşar. Ve bundan sonra yeni kurucusunun adıyla Konstantinopolis olarak tarihe geçer.

Eski İstanbul

İstanbulun geçmişini okurken etkilenmemek mümkün değil, eski yerleşimlerin olduğu semtler gerçekten tarihsel anlamda çok ilginç olmuş. Benim de aklımdan uzun zamandan beri  İstanbul'un geçmiş tarihini, önemli kalıntılarını , müzelerini yazmak geliyordu. Bu sebeple yukarıdaki eski tarihe rastlayınca hemen siz değerli, sevgili okurlarımla paylaşmak istedim. Ben özellikle kendi sevdiğim, gezdiğim, ve etkilendiğim yerlerle ilgili paylaşımda  bulundum. Yoksa derin tarihe girince siz de  bilirsiniz ki işin içinden çıkmak hakkaten meşakatli bir şey oluyor. Bir diğer dikkat çekeceğim konu ise; son zamanlarda Beşiktaş'ta yapılan kazıda çıkan kalıntılarla ilgili medyada  çıkan haberler  çok ilginç, önce kalıntılar var deniliyor, 2 gğn sonra kalıntılar yok oluyor,  varsa madem niçin sergilenmiyor veya daha önemli bir açıklama gelmiyor. Bu ve buna benzer, kaç tarihi eserimiz yok olup bilinmeze yol alıyor.    Daha önce sarıyerli olmam nedeniyle beşiktaş Hacı osman, beşiktaş sarıyer minibüsünü sık kullanmam, buradan Ferah evlere evime gitmem nedeniyle hem karşı tarafı hemde  beşiktaş ve çevresini çok iyi bilirim. Düşünsenize yıllardır, üzerinden geçip durduğum, çarşısından, balıkçısından, pazarından alışveriş yaptığım bu yerin altında tarih öncesine ait kalıntılar varmış, tabi buhaberi duyunca ben bile gerçekten heyecanlandım. Dediğim gibi tarih öncesi herşey benim gerçekten ilgimi çeken konular olmuş, ilgi alanıma girmiş, bir çok yazıyı, metni araştırıp okumuşumdur. Her zaman ortadan birşeyler kayboluyor, veya üzeri örtülüyor,  Ağaçların, arazilerin, deniz kıyılarının, askeriyenin ve en güzel değerli  yerlerin  bu şekilde yağmalanıp, talan edilip, yıkılıp  tahrip edildiği gibi. Bu bir derin yaradır, dün üzerinde yürünen bu topraklar bize güzellikler bahşetti, biz yarın yakın tarihe, çocuklarımıza ne bırakacağız, bunu hep yazıyorum, ve üzülüyorum. Bir zamanlar lordların, kumandanların, imparatorların, fransızların, levantenlerin, cirit attığı bu ülke, sanatını, toprağını, elit havasını, tarihi dokusunu ,günden güne solan bir çiçek gibi kaybediyor. Biz  bakmadıktan sonra, kıyısını köşesini derleyip toparlamayıp,  sulamadığımız,  göz ardı ettiğimiz, her gün yanından öylesine geçtiğimiz bu topraklar artık bize çiçek de vermeyecek, onun  yerine;  eski türk filmlerinde olduğu gibi  kuru çiçekler, plastik çiçeklerle süsleyeceğiz ülkemizi galiba. 
Rumeli kavağı


Sevgili okuyucu; 
İstanbul'da daha bir çok  geçmişe ait kalıntıların yer altı geçitlerin, dehlizlerin, kalelerin, tapınakların olduğuna bir yerlerde  gizli kaldığına   inanıyorum. Her defasında daha büyük bir merakla, büyük bir gizemle, gittiğim her yere daha dikkatli bakıyorum. Yıkılan bir kale, dökük kırık bir çeşme, eskiye ait minicik de olsa bir kalıntı , parça pinçik olmuş uzun  surların altında bir çok hazine ve gizemin yattığına inanıyorum. Bu özel mülklerin, hasar görmeden koruma altına alınması ve özenle korunması gerektiğini düşünüyorum. Örnek sümela manastırına gittiğinizde, o tahrip olmuş resimleri görmek inanın canımı çok acıttı. Bu kadar lakayt davrandığımız , geçmişin tüm izlerini taşıyan tarihimize bu kötülüğü yapamayız. 
Bu sefer ki yazım bir serzeniş, biraz tarih, biraz geçmişe ağıt olsun..Adı  istanbul,  Topkapı, Ayasofya Yerebatan, Galata, Kız kulesi olsun. 
Sevgili okuyucum, benim duygularımı  en iyi sen hissedersin, satır aralarındaki cümlelerimi en iyi sen anlarsın,beni  en iyi sen okursun, en iyi sen izlersin, en iyi sen gözlemlersin, en iyi sen bilirsin. Yaşantılarımız, yaşam tarzlarımız kim bilir belki aynı  kim bilir belki de çok farklı olsa da, aynı evreni yaşayıp, aynı evreni soluyup, aynı gökyüzünün altında birlikte yaşayıp, aynı yıldızların altında birlikte uyuyoruz kimi kez senle, her  
Sen ben, ben sensem, istanbul'da birlikte yaşadık,  birlikte plajlara uzandık, birlikte masmavi denizlere kulaç attık, emirgan dan geçtik, tarabya da demlendik, ortaköy'de eğlendik,  
Bu ülkenin sorunlarını aynı zamanda yaşayıp, aynı trafik işkencesini birlikte yaşayıp, bitmeyen metrolarını birlikte bekleyip, kargaşayı,yaşamı, yaşamamayı, doğadan uzaklaşmayı, bir türlü gelmeyen geleceği birlikte bekledik.  Her gün onlarca sayfa okuyup, popüler başlıklar altında kaybolup, o site senin bu site benim o blog senin bu blog benim birlikte takıldık.
Sevgili okuyucu; ülkemiz hakkında gözden kaçırdığımız değerlerimiz var, yok olan zaman ve hayallerimiz var. Geç kaldığımız sevgili istanbul bizim için, yolunu gözlediğimiz, özlediğimiz, sevdiğimiz bir yer. 
 Bu nedenle her sene olduğu gibi bu sene de ,kendimi sokaklara atıp, istanbulu yeniden keşfetmek istiyorum. Yeniden topkapı sarayını hayranlık içinde gezmek, yeniden yerebatan sarnıcının dehlizlerinde kaybolmak, galata uzanıp, saçlarımı rüzgara vermek, ve ne kadar  mükemmel bir şehirde yaşadığımı içimde hissetmek istiyorum.
Çevremdeki,  turistlere gülümseyip, uzun uzun galatadan İstanbul'u  izlemek,  bu şehirde geçmiş, bugün ve geleceği birbirine bağlamak, istiyorum. 

İstanbul öyle bir şehir ki bazen bu  şehri aşkla yakmak, bazen içinize  sokmak, bazende nedensiz kaçmak istiyor insan;

Dostlar, n e ben İstanbulu derin anlatabilirim, nede istanbul kendini size açar, siz ona yaklaşmadığınız, körlüğümüzden  kurtulamadığımız,  çıkarlarlarımızı  bir kenara atmadığınız sürece, kapısı içeriden açılan büyük istanbul'u fethetmemiz çok zor, 
Ben istanbul'a geldiğimde 7 yaşındaydım. Şimdi yıllarım geçmiş içinde, her gün görsem, her gün yeni bir fikirle evime dönsem, nafile .. Bu şehir hep bir gizem bırakacak içimde, tarih başka yazacak, kitaplar başka anlatacak, insanoğlu başka anlayacak bu gizemli  şehri...Her defasında yeni elbisesini geçirecek üzerine İstanbul, yeni kelimelere aşina olacak, yeni insanlarla harmanlanıp karışacak  eski alışkanlıklarını bırakmadan, öğretilerinden kaçmadan, mutlu çocukluğunu, kafes ardı yaşantısını unutmadan yapacak bunu, herkes le dost olmayı başaran istanbul gün gelecek, yeni dostlar edinecek kendine, tıpkı yıllar öncesinde, bizlere göz kırptığı gibi. 
Bir devrin, şanlı devrin   büyük  tarih'in  geçmiş ve geleceğin  büyük  İstanbul'u  sizi bekliyor dostlarım.
 Güneşin altında, taa mısırdan gelen dikilitaşıyla, gizemli medusasıyla sizi bekliyor. 

Küsmesin bize güzel şehrimiz, anıtlar kolye istanbulun hazinesinde,  öyle bir kolye ki cilalayıp parlatıp yeniden takalım gözalıcı parlaklığıyla  güzel gerdanımıza her seferinde... 

2017-08-18

Haftasonu bizim evde durum:)

8/18/2017 09:46:00 ÖÖ 0 Comments

Herkese merhaba;
Haftasonu bizim evde durumlar nedir? neler yapıyoruz? evde hayat nasıl geçiyor? bazen çok sıkıcı olabiliyorken, bazen inanılmaz keyifli geçen ev hayatımızı, gündelik yaşantımızı  paylaştım bu yazımda sizlerle:)
T-shırt tasarımları yapmayı seven biri olarak, her daim yeni şeylerle beslenmem, yeni şeyler icat etmem, yeni yapılan çalışmaları takip etmem gerekiyor. Bende bu sebeple, internet'ten görüp beğendiğim bazı tasarımcıların çalışmalarından ilham alarak, onların  tarzında hafta sonu evde oturup çalışmalar yapıyorum. Evde dağınık bir ortamda, kafamda iyice karışmış bir durumdayken,  çizdiğim bu çalışmalar her şeye ilham olabilecek ve her objeye yakışacak durumda kullanılabilir. Bu bazen t-shırt bazen  çanta olabilir, elbise, makyaj çantası ve aklına gelecebilecek  her hangi bir promosyon makzemesi de tabiki.  Her zaman   konularına göre  farklı farklı koleksiyonlar hazırlıyorum,  fakat web sitemin hala yapım aşaması devam ettiği için   bunları gösterme ve satma şansına erişemedim henüz.   Hepsi kafamın içinde, bazıları taslak şeklinde masamın, dosyalarımın  üzerinde duruyor. Bazılarını burada blogumda yer vermeye çalışıyorum. Kafamın içindekileri ortaya çıkarmak, ve bana gerekenleri de ayrıca klasörlerlemem gerekiyor. Beyin tabi bu haliyle yorulunca bum! diye duruveriyor:))) Özellikle kolaj olarak hazırladığım koleksiyonun çok renkli, çok farklı ve marjinal olması hoşuma gidiyor. İçimdeki hayvan sevgisini anlatan ve kedim pıtırın ölümünden sonra daha çok hayvanlara yönelik onlar için de bir şeyler yapma isteğimden dolayı, kedileri, atları, ve diğer hayvanları anlatan t-shırlerimi de hazırlamak istiyorum. İnternet ve pinterest bu konuda ilham almam için çok güzel bir kaynak, kullanın kullanabildiğiniz kadar:)
Şimdilik size, sunabileceğim şey,  hafta sonumu anlatan, ev ortamında çalışma masamın kafam kadar olmasa da size yansıyan dağınıklıdır. Kimi zaman  kendimi çizmeye, yazmaya, karalamaya, okumaya,  kimi zaman da bir çok dergi ve kağıtlardan kestiğim özel kağıt ve görselleri, yağlı boya tekniğine veriyorum.  Kendi içimden o an ne geçiyor, ne fışkırıyorsa  bir sanat eserine dönüştürmeye çabalamam boşuna değildir umarım:(  Çalışma masam gördüğünüz üzre çok fazla dağınık olabiliyor bazen, her şey orda gözümün önünde dursun istiyorum. Yazacağım notlar, resimler, sözler, yeni birşey, her şey orada yanımda başucumda dursun ki devamlı görüp ilham alıp anında bir projeye ev sahipliği yapabilsinler. Tabi bu masada olmazsa olmaz bir şey mutlaka sabah içilen türk kahvem, her nerde olursam olayım, yanlız veya dostlarla içilen kahve paha biçilemez. 
Böylesi sanatsal işlerle uğraşırken, öte yandan iş kıyafetleriyle alakalı firmalara tanıtıcı mailler, iş bitirici mailler, ürün bilgileri, ürün detayları, randevu çalışmaları hazırlamakla meşgul oluyorum.   Bu konuya  bir hayli kafa patlatmış durumdayım, iş kıyafetleri, iş ekipmanları, alevalmaz ve elektriğe dayanıklı ürünler, kkd grubu ve fabrikalar için ayakkabı sevkiyatı yapma işleri, beni en çok mutlu eden motive eden şeyler, çalışmayı çalışırken seven biriyim galiba:))
Gerek hafta içi gerekse haftasonu olsun. Güne kahvaltısız başlamıyoruz.  Diyet yaptığımdan dolayı, mutlaka 1 adet haşlanmış yumurta yemeğe özen gösteriyorum. Meyveyi bile sabah yiyorum bu şekilde doğru şeylerin olacağına inancım tam.  Maydonozlu ve dereotlu, bol peynir karışımlı kahvaltılara bayılıyorum. Balkonda, terasda veya açıkhavada, bahçeli bol yeşilli, bol verandalı, bol oksijenli, mümkünse deniz kenarı  yerlerde kahvaltı yapmanın keyfini hiç birşeye değişmem. 
 Dediğim gibi , güne kahvaltıyla başlıyoruz. Gün içi mutlaka kahve içiyoruz, yoksa  hiçbir şekilde çalışamıyorum, yazamıyorum. Kahve beni dinç tutuyor, zayıflamam yardımcı oluyor, metabolizmamı çalıştırıyor.  
 Farkında olmadan o kadar çok kalorili yiyecekler tüketiyoruz ki inanın bu kötülüğü vücumuz haketmiyor, fazladan bir ekmek, fazladan yenilen abur cubur, ekmeğe sürülen reçel, nutella tarzı şeyler sizi daha fazla yemeğe daha fazla kalorili şeylere yönlendiriyor. Hafta içi yeni bir kanal keşfettim şahane şeyler yayınlıyorlar, aile, çocuk, ilişkiler, pasta yapımı cücelerin yaşantısı hele bir program var bayılıyorum ona,  rolapların çiftliği, (küçük insanlar, büyük dünya)  pasta yapımı ve gece eşimle büyük bir zevkle izlediğimiz ağır yaşamlar, estetik yaşamlarla ilgili yayınlar, fırsat bulursanız bence izleyin derim, çok keyifli, her zaman eğitici, öğretici, yapıcı, insanlarla yaptıkları röportajlar çok dikkat çekici, herkesin olumlu yaşam önerileri doğrultusunda, hayatlarını düzene sokması, ve  mükemmel  sonuçlar alması,  kanalın adı TLC, mutlaka görmüşsünüzdür diye düşünüyorum. 
Başka bir işte çalışma fikri artık kafamdan tamamen çıkmış durumda, biraz daha kendi işlerime hız verip sonuçlarını görüp, o şekilde planlarım doğrultusunda devam edeceğim iş yaşantıma. Hazır bu kadar ilerlemişken, bir sürü müşteri portföyü biriktirmişken yoluma devam etmeliyim, sabırla, emekle, alınterimle.
Evde zaman çok yavaş akıyor, günün erken saatleri yani kahve saatleri, iş planı, yazılarımız yazmak, blog için araştırmalar yapmak , yeni arkadaşların çok sevdiğim yazılarını okumak, faydalı videolar izlemek,  dışarı çıkıp market alışverişi yapmak, ortalığı derleyip toparlamak, uzun telefon görüşmeleri yapmak, yeni ürünler hakkında incelemeler yapmak, makyaj yapmak:)) akşam olunca düzenli ve sağlıklı yemek yemek, ardından mutlaka iyi bir film izleyip kendime ders çıkarmak, bir taraftan kitabımı okumak, eşimle kahve içmeye kaçmak, teras da uzun sohbetler yapmak, yürüyüşe çıkmak, bana hep iyi gelen şeyler, terapi alanımı kendim oluşturuyorum, çok hareketli gibi görünmese de elimden geldiğince hayatımı renklendirmeye, iş hayatımdan  ödün verip arkadaşlarımla zaman geçirmeye çalışıyorum. Her dışarı çıktığımda mutlaka yeni bir şeyle, yeni bir fikirle eve dönmek beni yenileyen en iyi şey diyebilirim.  15-20 senedir araç kullanmama rağmen geçen gün bir kızın motor kullandığını gördüm çok hoşuma gitti, dedim ki neden olmasın, 2-3 saatlik bir ders sonrasında neden motor kullanamayayım  ki, takarım kafama kaskımı, giyerim montumu, ve giderim rüzgarın beni götürdüğü yere doğru:) Gerçekten bunu ciddi olarak düşüneceğim, bir gelişme olursa mutlaka yazarım sizlere zaten:))

Ev yaşantısından devam etmek gerekirse, büyük evleri şekillendirmek, derlemek toparlamak daha kolay, fakat eviniz benimkisi gibi küçükse biraz uğraşmanız gerekebilyor. Çoğu gereksiz, eşyaları kolileyip  kaldırıp, dar alanlarda kullanım alanları  açınca tabi biraz daha işim kolaylaştı gibi. Kullanmadığım işime yaramayan tüm kıyafetlerimi ihtiyacı olan kişilere verdim. İlgimi çekmeyen benimle alakası olmayan kitapları kitap takas evlerinden değiştirip yerine bir çok yeni kitaplar aldım. Fazla olan dergi ve ıvırzıvırı kolileyip kaldırdım. Evdeki halıları, yıkayıp kaldırıp, yerine günlük daha rahat temizleyebileceğim yeni halılar aldım.  Hatta kerkes bu halılara bayıldı diyebilirim. Tv ünitesinin kırılan kapaklarını atıp alt kısma sevdiğim kitapları koydum. Çiçekleri çok sevdiğim için yeni bir çiçek düzenleme alanı oluşturdum. Orkide, kaktüs, sulu kent, mandalina ağacıma yeni yerler açıp, kaktüslerime beyaz saksılar aldım. Şu ara en çok istediğim çiçekler şöyle; nar ağacı, zakkum ağacı, bonsai çiçeği yetiştirmek, pıtır için yeni bir çam ağacı diktim onun da bakımını severek yapıyorum. Ayrıca tatow'un özel çiçekleri var ve bu çiçeklerin domates ve biberlerini  kahvaltı sofrasında yemek de çok keyifli. Umarım ilerde bahçeli bir evimiz olur da, bahçesinde kediler, köpekler, tavuklar, minik bir kuzu,  hamak, mangal köşesi, havuza giren güzel çocuklar, ve en sevdiğim dostlarımı ağırladığım lezzetli yemek masalarım  olur.
 Aslında bunlar hiç de zor değil, biraz bu konuda yoğunlaşmak, arsaları takip etmek, ev planlarını yada size uygun bir ev  planını hayata geçirmek çok da zor olmasa gerek, umarım bu hayallerime yaklaşırım diye düşünüyorum.  
Bu yazı sonrasında sizlere, efes yazımın devamı niteliğinde, şirince de geçirdiğim bir günü yazacağım, daha sonrasında ise, çok merak ettiğim Taç Mahal hakkında yaptığım araştırmalar sonrasında sizi yine güzel bir yazı bekliyor, yakın zamanda Ikea maceram oldu, yeni aldığım şeyler,  onu da ayrıca anlatırım  belki, birde sizlerden gelen istekler doğrultusunda, yeni kozmetik ürünler, saç bakımı için aldığım şampuanların sonucunu  paylaşmak istiyorum. Bugüne kadar ne dehşet şeyler kullanmışım öyle ki bu doğal ürünlerin inanın bana çok faydaları oldu. Şimdiden insanlara tavsiye eder oldum. Kullandığım ürünler içindeki papatya ve diğer bitkisel ürünler saçımı yumuşatmakla kalmadı,  aynı zaman da çok güzel kokmasını da sağladı.  Saçımla ilgili  neler aldım, nasıl kullandım? Yeni keşfettiğim  japon firmasından aldığım saç,  makyaj kozmetik ürünleri neler?  Saçıma nasıl bakım yaptım?   Hepsini sırayla paylaşıcam sizlerle. 
Sevgiyle dostlar, merak ve heyecanla kalın, iyi bakın kendinize, sevgilerim sizden yana:)




Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim