2017-06-22

# anılar # aşk

Orhan Pamuk (Masumiyet Müzesi)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk


"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."


"It was the happiest moment of my life, though I didn't know it."



"Sana bir şey söyleyeceğim," dedi.
"Söyle."
"Söylediğim şeyi yeterince ciddiye almazsın ya da tamamen yanlış davranırsın diye korkuyorum."
"Bana güven."
"İşte ondan emin değilim,ama gene de söyleyeceğim," dedi. Artık okun yaydan çıktığını,içindeki gizli şeyi bundan sonra saklayamayacağını bilen birinin kararlılığı geldi yüzüne."Bana yanlış davranırsan ölürüm,"dedi.
"Kazayı unut canım ve lütfen söyle artık."
Tıpkı Şanzelize Butik'te çantanın parasını bana geri veremediği öğle vakti yaptığı gibi sessizce ağlamaya başladı.Hıçkırıkları uğradığı haksızlığa öfkelenen bir çocuğun hırçın sesine dönüştü.
"Sana aşık oldum.Sana çok fena aşık oldum!"
Sesi hem suçlayıcıydı,hem de beklenmedik ölçüde şefkatli.
Ellerini yüzüne kapayıp ağladı.







1975'te bir bahar günü başlayıp, günümüze kadar gelen istanbullu zengin çocuğu kemal ile, uzak ve yoksul akrabası füsunun aşk  hikayesidir bu yaşananlar. 

Orhan kemal masumiyet müzesini yazarken, müzeyi kurarken, tüm bu malzemeleri biriktirirken ne hissetmiştir ne yaşamıştır bilmiyorum ama kitabı okuduğum andan itibaren yaşadığı o sarsıntılı küçük  aşk depreminin üzerinden yıllar geçmesine rağmen etkisinden  hala kurtulamadım. Dönem dönem aklıma takılan bir kitaptaki  bu gizemli kadın, kim? 
Orhan pamuk kitaplarını okuyanlar bilir, çocukluk onun için başka bir şey, eski istanbul, babasının silüeti, annesine duyduğu derin sevgi, istanbulun şişlinin beşiktaşın havasından aldığı mutluluk, ve çocukluk anıları her şey ama her şey onun için bambaşka şeyleri ifade ediyor, dikkat ederseniz, tüm kitaplarında satır aralarından fırlayan bir ergen orhanın saf temiz duyguları  ön plana çıkar, istanbulun aşığıdır. Biraz modern biraz gelişmişlik duygusundan kurtulamaz, sanat aşkı ve farkındalıklık, içindeki her şeyi yapabilirim gücü, her ne kadar tanrıya inanmıyor gibi gözükse de onu içinde bir yerlerde deli gibi arama isteği, Tertemiz bir gençtir bu orhan tabi onu derinden anlamak, duygularına tercüman olmak için,  yazdığı kitapalrdaki  satır altlarını yakalamak gerekiyor. 
Bir düşünün, insan aşk acısını, kaç yıl içinde yaşayabilir, kaç yıl  herkes den gizlice saklayabilir. Mutlaka herkesin bir aşk acısı  vardır. Ve bana göre de tek hissedilen gerçek aşk budur, hani ayaklarınızın yerden kesildiği tüm vücudunuzun ateş gibi yandığı, kalbinizin daha fazla attığı tam bir hastalık, tutkulu hastalıktır  aşk dediğimiz şey, böyle bir anda bu illet  insanın  bütün anlarına nasıl sızabilir, kayar mı gerçekten hayatı, mahvolur mu? yada insanoğlu tamamen sıfıra vurup, dibe çöker mi?
Altı sene tamamen kaybolmuş birini aramak, altı sene pişmanlık gözyaşı içinde yaşamak, umutla  bir gün onu görebileceğin ihtimalini yaşamak, yarım yamalak tanıdığı bir aileyle aynı sofrada hiç kıpırdamadan yıllarca her akşam düzenli olarak gidip sofralarına bir yabancı gibi oturup,  yemek yemek ne için olsa gerek,? sadece küçük bir bakışmayı yakalayabilme, küçük bir anı yakalarım umudu mu? Füsunun bir göz işareti, bir hüzün anı veya coşkunlukla sevinçle yapılan bir davranış, her şey ama her şey  ufacık minicik miniminicik bir  umut içind de olsa değmez mi? 

Yeter ama bezdirdi bu aşk  beni dediği anda bile, o ulaşılmaz sevdaya sıkı sıkı tutunmak,tüm ruhu ile bu aşka inanmak,kendini vermek, ömrünü vermek, tüm hayatının merkez noktası yapmak, azapların en azabını yaşayarak, tutkusallaştırmak, takıntı haline getirmek bile böyle bir aşkın insanı  ruhani anlamda çok derin bir yerlerde hapsettiğine inanıyorum. 


*Keşke insanların anılarına yolculuk eden bir zaman makinesi olsa, anılarını görmek için geçmişe, hayallerini yakalamak içinse geleceğe gidebileceği *

Bir insanın anatomisi, elleri, gözleri, zarifliği, sadece ruhen değil, her şeyiyle, kaşı gözü, kızması, sinirlenmesi, hava yapması, bazen sessiz kalıp çekilirken bazen de atmaca gibi şevkle sevgiyle, heyecanla bülbül gibi şakıması, adem oğlu ve adem kızının tüm hassas noktaları fiziken ve ruhen, sevabıyla günahıyla, şeffaf bir şekilde karşı cinsi sevebilme yetisi, öyle bir sevgi ki,  ona ait ne varsa tüm eşyaları tarak , toka  bir çift ince küpeyi, laf arasında eyleme dönüşmüş ve orada zamanda çürüyüp gitmiş bir  nesneyi bile, ona sahip olamamanın acısıyla dişi kaşınan bir bebek misali kendini bu  objelerle avutma isteği içinde avunurum sanıp , hafif bir parasetomol tadında yatıştırıcı niyetine alıp saklamak, yıllarca o objelere  anılar , manalar yüklemek, koca yürekli bir insanın büyük bir aşkla sevebilme duygusundan geliyor olsa gerek
Hepimizin böyle küçük hazineleri olmadı  mı? Evimizin  gizli bir köşesinde bir kutu veya çekmece içinde, çukulatalar, sinema biletler, alınan parfüm etiketi, hediye paketi, otobüs biletleri,yemek yenilen yerlere ait ürünler, peçeteler, küçük bir şal, misket ki benim de çocukken sevdiğim ve çok saklayıp biriktirdiğim bireydir kendileri, küçük oğlan çocuklarını  pataklayıp ellerinden almanın gururuyla çok saklamışlığım vardır.
Aramızda kalmasını rica ederekten büyük bir pul koleksiyonum ve misketlerim bizim evde hep meşhurdur. Yerini daha sonrasında şu yaşıma kadar deli gibi sevdiğim kitaplar alana dek.  




Masumiyet müzesinden görüntüler




Özenle saklanılan sigara izmaritleri



Kitapta da bahsedildiği üzere, açılış kısmındaki meşhur butik, ve çanta

İnsan sevince, hayattan da koptuğunu hissediyor, tam tersi yaşama enerjisi vermesi gerekirken, yemekten içmekten kesildi dedikleri tam da budur işte..Sevmek sınırları zorlamak, sevmek sevmenin getirdiği utançları büyük bir kararlılıkla kaldırabilmek, sevmek aynı hatanın içine binlerce defa düşebilmek, sonunu bildiğin halde aynı romanı defalarca okuyabilmek, 
Romanımızın başkahramanı Füsun böyle böyle  bir insandı işte, karşılığının olduğunu bilmesine rağmen, yıllarca kendi iç dünyasına kendini hapsedip hen orhan'aa hemde kendine deliler gibi işkence edip küçücük bir mutluluğu bile orhan' dan esirgeyerek ,içinde sevgiden, öfkeden hırçınlıktan dağlar yaratan bir insan. Aceleci kararların getirdiği acı, felaketler, tam mutlu olabilecekken , mutluluğun yaklaştığını hissederken, ölüm meleğinin  kapıyı çalarak bu zavallı acı çekmiş faniyi hayattan koparması, 

Akıl alacak gibi değil, neden diye sorulamıyor, insan inanmak istemiyor, düşte olmak istiyor, yaşanmasın diyor, fakat kader ağlarını klasik bir şekilde örüyor, örüyor hiç bırakmamacasına. 
Mutluluk kelebek gibi  sen kovalamaktan vazgeçtiğin an omzuna konduğu anda da artık ömrünü tamamladığını son demlerini yaşadığını anlıyorsun. 

Çinliler dediği gibi; Her eşyanın bir ruhu vardır. İnsanın da bir ruhu var ve bu ruh sonsuza kadar yaşayacak, diğer eşini bularak, kainattaki binlerce yıldızın altında dans ederek, efsaneleşerek, 
Orhan ve Füsun un kırılgan ince naif ruhlarından doğan bu aşkı okuyup sizlerle paylaşmak istedim. Tıpkı kürşat başarın başucumda müziği okuduğumda hissetimim duygularımın aynısını  yansıttığı için, 
Ölümün acımasızca  ayırdığı bu iki gencin, birbirlerine son bakışmaları, son sevişmeleri, ve istanbulun çarpıcı güzeliliğini bu kadar derin yaşatmasıyla birlikte
Son sözü Orhan'a bırakıyorum. Gerçek Orhan Pamuk'a, tüm kitaplarında ki başkahramanın kendisini olduğuna inandığım, benim çocukluğumun da aynı yerlerde geçmesi vesilesiyle, aynı duygulardan geçtiğimize inandığım  Orhan Pamuğa  .....

''İnsanlar bilsin ki, çok mutlu bir hayat yaşadım''

''Hayatımın En mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu.''

   İstanbul 2013 

Yazarın diğer kitapları;



Orhan Pamuk

1952’de İstanbul’da doğdu. Cevdet Bey ve Oğulları ve Kara Kitap romanlarında anlattığına benzer kalabalık bir ailede, Nişantaşı’nda büyüdü. Otobiyografik kitabı İstanbul’da anlattığı gibi çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun bir şekilde resim yaparak ve ileride ressam olacağını düşleyerek yaşadı. Liseyi İstanbul’daki Amerikan lisesi Robert Kolej’de okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde üç yıl mimarlık okuduktan sonra, mimar ve ressam olmayacağına karar verip okulu bıraktı ve İstanbul Üniversitesi’nde gazetecilik okudu. Pamuk, yirmi üç yaşından sonra romancı olmaya karar vererek başka her şeyi bıraktı ve kendini evine kapatıp yazmaya başladı. İlk romanı Cevdet Bey ve Oğulları 1982’de yayınlandı ve Orhan Kemal ve Milliyet Roman Ödülleri’ni aldı. Pamuk ertesi yıl Sessiz Ev adlı romanını yayınladı ve bu kitabın Fransızca çevirisiyle 1991’de Prix de la Découverte Européene’i kazandı. Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı Beyaz Kale (1985), pek çok dile çevrilerek Pamuk’a uluslararası ününü sağlayan ilk romanı oldu. Aynı yıl karısıyla Amerika’ya gitti ve 1985-88 arasında New York’ta Columbia Üniversitesi’nde “misafir âlim” olarak bulundu. İstanbul’un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatan Kara Kitap’ı 1990’da Türkiye’de yayınladı. Fransızca çevirisiyle Prix France Culture Ödülü’nü kazanan bu roman, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Pamuk’un ününü hem Türkiye’de hem de yurtdışında genişletti. 1991’de, Pamuk’un Rüya adını verdiği bir kızı oldu. 1994’te, esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye ettiği Yeni Hayat adlı şiirsel romanı yayınlandı. Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ettiği Benim Adım Kırmızı adlı romanı 1998’de yayınlandı. Bu kitapla Fransa’da Prix du Meilleur Livre étranger, İtalya’da Grinzane Cavour (2002) ve İrlanda’da International Impac-Dublin (2003) ödüllerini kazandı. 1990’ların ortasından itibaren Pamuk, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konularında yazdığı makalelerle Türkiye devletine karşı eleştirel bir tavır takındı. Yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilere yazdığı edebi, kültürel makalelerden oluşturduğu geniş bir seçmeyi 1999 yılında Öteki Renkler adıyla yayınladı. “İlk ve son siyasi romanım” dediği Kar adlı kitabını 2002’de yayınladı. Kars şehrinde, siyasal İslamcılar, askerler, laikler, Kürt ve Türk milliyetçileri arasındaki şiddeti ve gerilimi hikâye eden bu kitap, New York Times Book Review tarafından 2004 yılının en iyi 10 kitabından biri seçildi. Pamuk’un 2003 yılında yayınladığı İstanbul, yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir. Kitapları 59 dile çevrilmiş olan, bütün dünyada on milyondan fazla satmış olan Pamuk, pek çok üniversiteden şeref doktorası aldı. Alman Kitapçılar Birliği tarafından 1950 yılından beri verilmekte olan, Almanya’nın kültür alanındaki en seçkin ödülü olarak kabul edilen Barış Ödülü, 2005’te Orhan Pamuk’a verildi. Ayrıca Kar Fransa’da her yıl en iyi yabancı romana verilen Le Prix Médicis étranger ödülünü aldı. Aynı yıl Prospect dergisi tarafından dünyanın 100 entelektüeli arasında gösterildi ve 2006 yılında Time dergisi tarafından dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. American Academy of Arts and Letters’ın ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nin şeref üyesi olan Pamuk, senede bir dönem Columbia Üniversitesi’nde ders veriyor. Orhan Pamuk 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak bu ödülü kazanan ilk Türk oldu. Pamuk 2008’de aşk, evlilik, dostluk, mutluluk gibi konuları bireysel ve toplumsal boyutlarıyla işlediği Masumiyet Müzesi adlı romanını; 2010 yılında ise çocukluğundan başlayarak hayatını ve edebiyatla ilişkisini eksen alan yazı ve röportajlarından oluşan Manzaradan Parçalar’ı yayınladı. Pamuk, 2009’da Harvard Üniversitesi’nde verdiği Norton derslerini 2011 yılında Saf ve Düşünceli Romancı adıyla kitaplaştırdı.















Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim