2017-06-30

Ben Tatile Gidince:)

6/30/2017 02:29:00 ÖS 0 Comments

''Bilmediğin bir yere gitmek,
 bilmediğin bir yönünü keşfetmektir.''
Martin Buber 

Tatile çıkma, uzaklara gitmek isteği, o her gün yüzünü gördüğünüz insanlardan, monoton yaşamdan, her gün tekrarlanan yaşamdan, artık kendiniz için zaman ayıramadığınız büyülü devasa hayatınızdan  kaçma isteği,  herkesin yapmak istediği bir şey değil midir? Ben böyle bir deliyim işte canım isterse kaçarım ve hiç bir allahın kulu tutamaz beni, dostlarımda bilir ailem de bilir canım kocacım çok daha iyi bilir, benim vaktim gelmişse dünya gelse durduramaz binerim ben o tatil gemisine:)
Fakat tatil demek, dert demek, karmaşa demek, araştırma demek, en iyisi demek, yok o yok bu derken nereye gitmeli? bütçe ne olmalı?  arabayla mı? otobüsle mi? gitmeli evde  her şey varken hayda yeniden havlu , terlik, yok efendim mayo bikini derken astarı yüzünü geçen tatil bizi bir taraftan boğarken bir taraftan da zevkten dört köşe haline getirmez mi? bir de şöyle bir durum var hazır tatil alışverişine çıkmışken vurun kartınızın dibine, ne olacak benden değerli mi diyor insan sonunu düşünmeden çatır çatır harcadığı bu paraların sonra kendisine ateşler hafakanlar basacağını fark etmeden.
 Alışveriş çılgınlığını çok ama çok severim, ama hakkaniyetli olacaksa, aldığım şey, gerçekten ihtiyacımsa, gerçekten sevdimse, uzun soluklu işime yarayacaksa yoksa salla gitsin. Evimde bir köşede duracağına sevimli yavrucak vitrininde ikamet etmeye , renkli vitrin dünyasında yaşamaya devam edebilir. 

Türkiye'nin tamamını gezmiş biri olarak, eğer bir yere gideceksem ve bu beni heyecanlandıran, hiç görmediğimiz farklı bir tatil olacaksa,  bu mutlaka Bakü'ye kardeşimin yanına, gitme isteğimdir. Uçak paralarını devasa olduğu bu dönemde, bir daha ki bir daha ki ay diye diye ertelediğimiz bu  tatile umarım en kısa zamanda gitme şansı elde ederiz. Tüm dünyayı gezmek istiyorum. Fakat , Türkiyede de çok sevdiğim yerler  var, özellikle el değmemiş bakir yerlerden   çok daha fazla keyif alıyorum.  Özellikle  merak ettiğim birkaç küçük yer var listemde, örneğin, marmara, avşa adası, iğne ada, bursa göl yazı, tirilye, mudanya , gidip görmem gereken güzel yerler, mutlaka bu rutların etrafından geçip durmuşumdur mutlaka sadece birebir gitme şansım olmadı,  
 Kocişle tatile çıkmak da inanılmaz keyifli onun o pimpirik li hali her şeyi ama her şeyi tüm detayları ile  inceleyen, araştıran,meraklı hali zaten bize artı bonus olarak dönmekte, nerede ne yemek yeriz? ki bu artık et konusunda uzmanlaşıp gurme yolunda ilerleyen  eşimin  bir numaralı favori ilgi alanıdır. Antrikot mu yapılacak, mangal mı var ızgara mı olsun?  yazın bize  tüm detaylar, tüm pişirme teknikleri  emrinize amade :P  Et  nereden? nasıl alınır? hangi parçasından hangi yemek yapılır, tava seçimi, ısı derecesi, pişme derecesi ve sunum derken benim koca kendini kaybeder durur, benim kendime has deliliklerim olduğu gibi adamcağızında kendine has ilgileri var, bir bakmışsın çiftçiliğe soyunmuş, evimizin her yeri bitkiler, bitki suları, ilaçlar, vitaminler , beslenme bakım önerileri derken evimiz amazon ormanlarına dönmüş:))
Bunlar tabi işin şakası yeri ve zamanı gelince eşimin çılgınlarını da ayrı bir sayfada daha detaylı paylaşmak istiyorum sizlerle. Dediğim gibi onunda  hayatın bu ince ayarlarına, ince noktaalrına  olan merakı aradığımız adreste doğru bir panzehir görevi görmekte,
Konumuzu fazla dağıtmadan, tatile çıkma fikri, nerede kalınır eziyeti, alışveriş çılgınlığı derken, dikkat ediyorum da bu bayramda yine evde kalmış, mutfak, salon arası mekik dokuyan çay, kahve kahve çay, olmadı ben bir börek yapayım yok oda olmadı kek yapayım havasında, orta şekerli, naneli limonlu, el öpmeli gönül almalı bir bayram geçiriyoruz hep birlikte, iç ruhumun duvarlarının darlanması mütevellin, çok sevdiği iş den, tam da kariyerinin zirve noktasındayken, sevgili patronu ile kavga dövüş ayrılmış biri olarak, evin en güzel köşesinde hanım hanımcık oturup, kedi misali, kuyruğumu da kısıp haline razıgiller tayfasından ben usul usul sizlere bu bayram ve tatile çıkamadan çıkmayı isteyen modumdan yazıyorum. 
 İnsan ara ara eski resimlerine, eski saçlarına, elbiselerine, bakım ve makyajına , havasına bakmalı, bir ilham geliyor da bütün enerjisi değişiyor,bu sebebten birazda bu yazının çıkış noktası bu konu oldu sanırım. Eskiden gittiğimiz, çok memnun kaldığımız oteller var umarım işinize yarar, bence gezmek insanın kafasına yerleşmişse, mutlaka bir ege turu, tekne turu  bir karadeniz turu, gap turu yapmalı ki biraz olsun neler olup bittiğinin farkına varsın, daha sonrası kendiliğinden gelir zaten, Yurdışı için, herkesin zevki kendine ben en çok alpleri merak ediyorum isveçi mesela, bazıları daha popülarist olan yerleri seviyor, tabi ki müzeleri sanat galerilerini bende çok seviyorum. Ama açık havada  yapılan tatil bana daha cazip daha güzel geliyor, nefes almak, havayı içine çekmek, uzanmak yemyeşil çimenlere, doğadaki hayvanları sevip, parıltılı derelerde ki yakamozlarda kaybolmak inanın çok daha keyifli benim için, yediğiniz bir köy ekmeği, çocuklar, renkler, sesler, tüm doğa ve evren bayram edermişçesine kucaklıyor bu anda sizi.

Bakıyorum da artık  nedense insanlar daha çok kalabalık ve gece eğlence merkezleri olan yerleri tercih ediyor, tabiki de tercih meselesi,örneğin  ben bodrum merkeze gitmektense köylerini gezmeyi yeğlerim. organik pazarlarda kaybolmayı, el işi atölyelerinde insanlarla birarada olmayı, onları izlemeyi, sohbet etmeyi, kendimi ve karşımdaki kişiyi yeniden tanımayı daha çok isterim.

Bir yerlere  gidilecekse mutlaka bir hafta öncesinden hazırlandığımız tatil için  valizimiz  salonun bir köşesinde açık durur, gelip gittikçe veya dışarı çıktıkça neyim eksik neyim fazla böylece daha rahat görebilirim. Mutlaka her kıyafeti kendi içinde ayrı poşete koyarım, örneğin mayolar ayrı bir poşet, gece kıyafetlerim ayrı bir poşet, günlük her giydiğim kıyafet alt üst kombin edilmiş şekilde ayrı bir poşet gibi, böyle yapıyorum çünkü, otele vardığınızda seyahatin de etkisiyle elinize geçen kıyafetleri bir anda karman çorman edebiliyor insan. Bu yöntem işinizi kolaylaştırmakla kalmıyor, belli düzen içinde giyilen kıyafetler elinizin altında hazır bulunuyor, her şey önceden ayarlı olduğundan sebep, sırasıyla şeker kız candy hesabı her güne ayrı bir güzel, büyüleyici ve özel oluyorsunuz.  Ben valizimize önce eşimin eşyalarını yerleştiriyorum. Zaten bildiğininiz üzre erkekler bizim kadar detaycı değil daha düz mantık daha sade, alışverişle 2 şort, 2 t-shırt, ve bir terlik aldınız mı kendisine dünya yansa umrunda olmaz adamcağızın, ha birde gece için 2 fırıldak gömleği de ilave ettiniz mi tamamdır bu iş. 


2017-06-22

Orhan Pamuk (Masumiyet Müzesi)

6/22/2017 07:51:00 ÖÖ 0 Comments
https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Pamuk


"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."


"It was the happiest moment of my life, though I didn't know it."



"Sana bir şey söyleyeceğim," dedi.
"Söyle."
"Söylediğim şeyi yeterince ciddiye almazsın ya da tamamen yanlış davranırsın diye korkuyorum."
"Bana güven."
"İşte ondan emin değilim,ama gene de söyleyeceğim," dedi. Artık okun yaydan çıktığını,içindeki gizli şeyi bundan sonra saklayamayacağını bilen birinin kararlılığı geldi yüzüne."Bana yanlış davranırsan ölürüm,"dedi.
"Kazayı unut canım ve lütfen söyle artık."
Tıpkı Şanzelize Butik'te çantanın parasını bana geri veremediği öğle vakti yaptığı gibi sessizce ağlamaya başladı.Hıçkırıkları uğradığı haksızlığa öfkelenen bir çocuğun hırçın sesine dönüştü.
"Sana aşık oldum.Sana çok fena aşık oldum!"
Sesi hem suçlayıcıydı,hem de beklenmedik ölçüde şefkatli.
Ellerini yüzüne kapayıp ağladı.





2017-06-19

Taksim Gezi Parkı

6/19/2017 08:43:00 ÖÖ 0 Comments

Çocukken,  hayatımızın   ilerleyen zamanlarında   neler yaşayacağınızı asla tahmin bile edemezsiniz. . Hayat mucize kartlarını yeri ve zamanı gelince nasıl da sıralar karşınıza, siz isteseniz de bu kartları değiştirme şansınız olmadan. Hiçbir şey aynı kalmıyor, devamlı bir gelişime gebe kalıyor. 
Küçükken tek derdiniz sabah okula giderken  sıcacık yatağınızdan kalkıp bir an önce yola koyulma telaşesidir.  Sırtınızda kocaman bir çanta ile okula koşma sevdası, arkadaşlarınızla şimdilerde adı bile anılmayan teneffüs arası oynan oyunların birdir bir, saklambaç, istop, yakan top, misket, ip atlama sevdası duymanızdır. Küçük kardeşimle, çalışan bir annenin çocuğu olmanın zorluklarını tam da bu dönemde yaşadık biz, evde kek yapanımız ve sıcak bir çorba ile karşılayanımız olmadı hiç belki de bu yüzden hep güçlü, hep kendi ayakları üzerinde duran, ne istediğini bilen 3 kardeş olduk biz:)
Evimiz küçücük kutu gibi bir evdi, 90'lar dönemi öncesini bilenler iyi bilir hemen hemen tüm evlerde sobaların olduğu, komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu, nezaket ve kibarlığın olduğu, fakat siyasi olayların çalkalandığı bir dönemdi bu dönem.. 
Lisede  zamanımın çoğunluğunu  okmeydanında oturan teyzemde geçirmeyi çok severdim. Benim kaçış noktam, yenilenme sevilme noktamdı canım teyzem. Bu vesile ile her defasında m.köy, şişli ve taksim uğrak duraklarım olur. Buraları daha da yakından görme şansım olurdu. Çocuk aklı ile çok fazla yapabileceğim şeyler olmasa da, en çok taksimde atlas pasajına gitmeye bayılır  2. el paçoz kıyafetlere, absurd ayakkabılara  elimdeki avucumdaki tüm paralarımı feda ederdim.  

Anıtın hemen ilerisinde  taksimde meydanı üst kısmında , ağaçlar içerisinde bir yer vardı ki benim huzur bulduğum, dinlendiğim, kuş seslerini dinlediğim, en güzel kitaplarımı okuduğum ve satır aralarında renkli maceralara daldığım taksim gezi parkıydı. Taksimin benim için çocukluğumda ve gençliğimde  bile çok önemli bir yeri her zaman vardı. 
Atatürk heykelinin önünde çekindiğim çocukluk  fotoğrafım da  içimdeki sevgiyi belgeler biçimde. Mağrur bir duruş, canım halamın almanya dönüşü bana getirdiği güzel kıyafetlerim hem mağrur hem güçlü, hemde çocuksuluğumu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarıyor. 

Bir gün tesadüf haberleri izlerken, gezi parkındaki tüm ağaçların kesilip, yerine topçu kışlası inşaa edileceğini  duyunca yüreğim o anda buza kesti, nasıl olabilirdi, ben orayı çok seviyordum. Ağaçların gölgesinde kaç kitap bitirmişliğim, kanımın deli aktığı o dönemde ne acılı sevda acısıyla kendimi buraya atmışlığım vardı. Öyle bir korku ve hüzün kapladı ki içimi tek kelimeyle yıkıldım, üzüldüm, ağladım. Ne olur böyle olmasın dedim içimden ne olur, yıkmayın çocukluğumu, hatıralarımı, yıkmayın dedim. Fakat başa gelen çekilirmiş diye boşuna söylemiyorlar. 

Şimdi anlatacaklarım ve yazacaklarım veya hislerinize dokunmak istediğim konu ne siyasi görüş, ne fikir ayrılığı ne de başka bir şey,
Bahsetmek istediğim, yeni nesil gençlerimizi, çocuklarımızı biraz daha yakından tanımak ne istediklerini anlayabilmek, onların hisleriyle empati yapabilmek,  hoşgörünün sınır  dallarını üst seviyelere çıkarmak, daha olgun ve daha mütevazi bir kalbe ulaşmaya çalışmak. 
Ben kendim o olayların cereyan ettiği dönemde  bizzat kendim gezi parkını ziyaret ettim.Burada nelerin döndüğünü bir nebze olsun anlamak, olay yeri incelemesini kendi tarafımdan yapıp tarafsız , dürüst bir gözle görebilmek için. Bu medyada böyle değirmidir, bir haber çıkar bin kişi inanır fakat işin derinine arka mutfak kısmına girdiğinizde olayın hiç de böyle olmadığını görebilirsiniz.. Öncelikliğim  o güzelim parkın huşusunu yeniden duyma hevesiydi, fakat adımımı attığım ilk andan itibaren buradaki çoğunluğun topluluğun, her telden adamın kendi misyon ve vizyonunda, gezi parkını hedef tahtası haline getirmeleriydi. Benim bahsedeceğim diğer azınlık eğitimli, kültürlü popilarist düzene ayak sağlamış, mevlana manifestosunu kendilerine amaç edinen yeni nesil gençlik, teknolojiyi çok iyi kullanan  paylaşmayı seven, ne olursa olsun insana saygıyı ön planda tutan seven ve daha çok seven paylaşımcı yenilikçi genç grup. Moda ve tasarımı seven, eğlenmeyi dozunda bilen ve kalitelerinden giyim kuşamlarından ödün vermeyen bu grubun  bir gün bile aralarında olmak onların  neler hissettiklerini, neler yaşadıklarını  anlamanıza yardımcı oluyor. Dediğim gibi genç bunlar, çocuk yaştalar, akılları  bir karış havada, hayalleri var, eli ellerine değmemiş kızların, delikanlıların  rüyaları var düşlerinde. 

 Büyük çadırlar kurulmuş, nöbetler, tutulmuş, üzerlerine acımasızca sıkılan biber gazıyla sersemletilen gençlerimizi, gördüm ki hakikaten çok acı çekiyor,  böyle bir zulmü kimsenin kimseye yapma hakkı yoktur. Gençlere, çocuklara, kadınlara ve hayvanlara zulümden vazgeçmemiz gerek artık, Bunun yolu bu olamaz, uzlaşmayı, esnemeyi, empati yapma yeteneğimizi kaybeder olduk ,

Her zaman benciliz ve korkarım ki bu bencillik bizi yeni dünyanın kapılarının ardında bırakacak. 
Türkiye eski türkiye değil biliyorum, fakat yeni türkiyenin eşiğinde savaşın izleri var, bombalar var, şehitler var, gözyaşı döken babasını soran çocuklar var, gözden kaçırılan küçük kutuplaşmalar daha sonrasında çığ gibi büyüyen daha büyük sorunlara gebe kalıyor. Küçük sorunlarla baş edemezken, büyük sorunlar kökten bizi yıpratıp, benliğimizi yok edecek, vatan inancımızı içimizde bir yerlerde tekrar sorgulamamamıza neden olacaktır. 

2017-06-18

Moda 127

6/18/2017 03:02:00 ÖS 0 Comments

Saat ve zaman kavramı, içiçe geçmiş gibi yaşamsal  fırtına biçiminde küçük parçalara ayrılıp, ruhsuzlaştırıp, sakinleştirip insanoğlunu ehlileştiren zaman kavramı...
Evveliyattan beri  boş boş oturup canım sıkılıyor,  ne yapabilirim, ne yapsak acaba diyen insanlardan bana her zaman bir sinir gelmiştir. Ne kadar boşladık hayatı biz,  ne ara neyi daha az önemseyip, neyi daha çok hayatımızın mihenk taşı, odak noktası yapar hale geldik.
Zamanı iyi değerlendirebilmek insanın düşünme zekasında  daha çok yerini almalı,
Kendimden örnek vermek gerekirse; çalışma hayatımda da ev hayatımda da zaman maalesef hiç bir şekilde bana yetmiyor, artı saatlerim olsun istiyorum. Artı sevgilerin de olduğu gibi, artı yaşam, artı bakış, artıya dair ne varsa...Artarak çoğalarak ben oluyorum. Elimde az olan her şeyi çoğaltmaya, üretmeye, ve yaptığım şeyden daha da çok mutlu olmaya bayılıyorum. İşinden n geç çıkan, elinde lap topu, dosyaları ve öylece kağıtlara çizilmiş plan ve program yazılarını eve  taşımaya alışan ben, böyle daha iyi olduğumu, ve abana iyi hissettirdiğini biliyorum. Bu durumdan çok da memnun olmayan bir eşim var ama ne yapabilirim ben böyleyim tek kelime ile bir şeyler yapmadan duramayan, yaşadığı alana renk katan, duygularını açıkca ifadeleştirip yaratıcı, iyileştirici, ve üretici bir İŞ KOLİK:)

Bu zaman merhalesinde, iş yapmak, yani iş kadını olmak, aynı zamanda cumartesi yarım gün çalışılan işten koşa koşa eve gelip, dip köşe evin temizliğine kendini vermek, tüm fazla eşyalardan her defasında kurtulmayı istemek, evdeki  eşyaların yerlerini değiştirmek istediğiniz halde yorgunluktan hiçbir şey yapamamak, gül yüzlü evladınızın ergen trollerine eşlik etmek, hatta bazen elinizde bir fincan kahveyle teras taki çatı da 2 kişilik bir dünya da oğlunuzun hoşlanacağını bildiğiniz bir atmosfer   yaratmak ve onun uzun soluklu ergen maceralarını dinlemek zor olabiliyor.
 Fakat dediğim gibi artı zamanları yaratan yaratıcı bir kadınsanız belki de bunların üstesinden gelmek pek de zor olmasa gerek diyebilirsiniz.  Zaman her şeye yetiyor gibi görünse de, uzun zamandır arayamadığınız bir anneniz, uzun zamandır görmeyi çok arzuladığınız dostlarınız ki bu dostlar sizin konuşmaktan en çok keyif aldığınız dostlarınızdır.  En son baktığınız fakat bir türlü alamadığınız babetler, elbiseler, çantalar, tam alma durumdayken  paranızın olmadığı, olduğu zamanda zamanın yetmediği yarım kalan alışverişlere zamanın kalmadığını görmek üzücü gelebilir insanın kalbine bir süre sonra.

Bazen bir hiddet geliyor, bazen de bir gevşeklik anı işte bu an da o anlardan biri, kendime zaman ayırma anı, kendini özel hissetmek anı, bir işe yaramanın verdiği haz anı bu, anı yaşamak isteyenler benimle beraber moda 127 de eğlenip güzel bir gün geçirebilir. Güzel geçen günün tüm detayları aşağıdaki gibidir. 


Severek gittiğim bu kurs, kadıköy, moda ya çıkarken yolun sonunda sağda kalıyor. Kurs sahipleri çok şeker, kimi gün resim boyama, kimi gün baskı çanta, keçe, minik objeler, makrome, dikiş, güzel sanatlara hazırlanmak isteyenler için bulunmaz bir fırsat. Genellikle 4-5 kişilik kontenjanla sınırlı olan bu butik kursumuz, çok iyi bir alana saihp, kapıdan içeri girdiğinizde büyük bir ayna sizi karşılıyor, bu  aynada insanın kendisini görmesi deva sallaşması bir o kadar keyifli, kendilerinin hem ev hemde home ofis şeklinde kullandıkları bu mekanın içi tamamen  resimler, çizimler, mini çerçeveler ve gün be gün ellerinin maharetleriyle ortaya çıkardıkları bir sanat atölyesi gibi :) bir kere katılıp keçeden yastık yaptığım bu mekana en yakın zamanda tekrar katılmayı çok istiyorum. Kendi el emeğinizle ürettiğiniz objelerin başkaları tarafından beğenildiğini bilmek, ve kurs bitiminde emeğinizle  yaptığınız  şeyleri eve götürmek çok güzel.

Paşamandıra Köyü (Beykoz-Riva)

6/18/2017 09:13:00 ÖÖ 0 Comments

Hafta sonu eşimle birlikte, uzak, yakın demeden, kaçıp uzaklaştığımız,  çok sevdiğimiz hatta fazlasıyla sevdiğimiz evimiz yerimiz yurdumuz, yazlık yerimiz, pikniğimizi ve keyifli mangalımızı yaptığımız,  içinde uzun bir nehir geçen ,oturduğumuz yere yakın olması da nedeniyle bizim için nefes aldığımız, yemyeşil yollarında kah müzik dinleyerek, kah o güzel kuşların sesinden ilhamlanarak, yolda proje geliştirdiğimiz, keyfe keder kar yağdığında bile müptelası olduğumuz paşamandıra köyü'nü anlatmak istiyorum. Taşdelen, şile yolu üzerinden gittiğimiz, yol öyle güzel ki anlatamam kuş sesleri, doğal köy evleri, hayvanlar, inekler kuzular arasında yol alıyorsunuz, yol bitimine yakın bir yerde minik bir dere kenarında mangal tesisleri var adını şimdi hatırlayamadığım bu yerde  içtiğiniz semaver çaya ve ortama bayılacaksınız, her geçtiğimizde bizim için uğrak yeri olan bu yerde sabah kahvaltı yapabilir, ağaçların içinde kuş seslerinin cıvıltılarıyla tüm hafta yoğun geçen işinizin stresini üzerinizden atabilirsiniz. Burada durmak, ormanı izlemek, yemyeşil ağaçların büyüsünde geçmiş, gelecek ve tüm hayat meşgalelerinin yerini  kendi ekseninde anlamlı huşu içinde bir suskunluğa  bırakır. Bir diğer yol rotamız ise,  şileye gidermiş gibi ömerli yolu üzerinden yan yola ayrılıp şile gözlemecilere varmadan, polonezköy ayrımında paşamandıra köyüne riva sapağına kadar düz gidip yol ayrımında yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuğun ardından kendinizi Ömerli, Şile, Paşamandıra Bozhane sapağında bulmanızdır. Yaz gel dimi, buralar ayrı bir yeşillenir ayrı bir  gösterir kendini. 
Polonezköy'den geçip de  burada mola vermeden durmadan olmaz, özellikle polina nın yerinde kahvaltı yapıp, envai çeşit reçellerini tatmadan olmaz, çok detaya girmek istemiyorum polonez köyü ayrı bir yazımda paylaşmak istiyorum sizlerle, yoksa yazacak görecek anlatacak çok şey var buralarla ilgili. 
Eğer ömerli tarafından geliyorsanız gözlemecilere uğramadan el yapımı gözlemelerden yemeden olmaz Dediğim gibi bu güzelliklere de yeri gelince ayrı olarak daha detaylı bilgi vericem. Bu yaz özellikle  özellikle polonezköy kiraz festivalini fotoğraflayıp vlog çekebilirsek  değmeyin keyfimize. 
Biz normal rotamızdan çıkmadığımızı düşünerek, yola devam edip Değirmendere Köyü‘ne ulaşıyoruz. 

Yol boyunca sanki İstanbul’da değilmişsiniz hissine kapılıyorsunuz. Her taraf yeşil, ağaçlar… Burası İstanbul’un şimdilik kurtarılmış bölgesi.  Değirmendere’den itibaren birçok köyde sizi sıcak ekmek bulunur tabelaları karşılıyor.
Burada bizim ilk durağımız yeşil vadi oluyor. Riva Deresi manzaralı yeşillikler içindeki bu tesiste girer girmez kendinizi çok iyi hissediyorsunuz, doğal orman ve temiz havası yolda gelirken çoşmuş neşenize neşe katıyor. Kendinizi evinizde hissetmenize sebep olan tesis sahipleri, bir yandan pötikare örtülü  masanızı hazırlarken, bir taraftan a mangal ateşinizi çoktan tutuşturmuş oluyor. 
Burada mangalı ister kendiniz yapıyorsunuz, isterseniz de mekan sizin için pişirebiliyor. Biz mangal öncesi bir demlik çay demlettik. Sonrasında salata, patates kızartması, et ve tavuk karışık ızgara yaptırdık. Ben size köfteyi öneririm. Patates kızartması da eskilerde alıştığımız büyük ev tipi patates kızartmalarından, hazır dondurulmuş patates püresi değil.
Neden böyle bir sim aldığına gelirsek, Köylülerin bir araya gelip kurdukları mandıra ve bunun başında bulunan paşa lakaplı kişiden dolayı Paşamandıra ismini almıştır. Değirmendere koyu ise ismini Hüsnü Çavuş adındaki bir köylünün dere üzerine yaptığı ve uzun yıllar civar köylerine hizmet veren bir su değirmeninden almış olmasıdır. Pasamandıra Mahalleninde yaşayanların tamamı Karadenizlidir. Köy halkının 100 de 90'ı Kastamonu'lu diğerleri de Trabzon'ludur. Karadeniz'e özgü gelenek ve göreneklerini devam ettirmek için gayret gösterseler de şehir hayatına adapte olmuş görünmektedirler. Yine de özellikle düğünlerde ve asker uğurlamalarında geleneklere uyulmaktadır.
Günün ilerleyen saatlerinde burada iğne atsanız bulamayacağınız, istanbulun bütün insanlarının buraya akın ettiği, çocukların tatlı sesleri, top sesleri, yavaş ama hızlı bir yaşamın tüm anılarını, üzerinde şahane bir tablo gibi  size sunan nehirle adeta bütünleşmenizdir. Benim burada en sevdiğim şey ise akşamüzeri edilen sohbetler, içilen rakılar, keyfin demi dediğimiz, kurbağa seslerinin nehir üzerinde yankılandığı, ışıkların loşlaştığı, ve şurada bir evim olsa da gitmesem, yatsam uyusam dediğiniz anlardır. 


Paşamandıra ruhu koruduğu gibi, aklınızın ve kalbinizin de orada kalmasına olanak sağlıyor. Gece dönüşte tüm ışıkları söndürüp, karanlıkta kaldığınız o birkaç dakikalık zaman diliminde  karanlığın gücünü ve ormanın hakimiyetini tüm iliklerinizde hissedebiliyorsunuz. 


2017-06-14

Büyükada da çekim yaptık:))

6/14/2017 05:37:00 ÖÖ 0 Comments



Herkese merhabalar, daha önce arkadaşım ile gidip gezdiğimiz büyükada ile ilgili sizlere bilgi vermek istiyorum. 
Eğer sizde bir gününüzü ayırıp buraya gitmek isterseniz, kadıköy, kabataş ve bostancıdan kalkan vapurlarla güzel güneşli bol martlı bir günde adaya kaçabilirsiniz.  Arkadaşımla beraber biz kartal  güzergahını kullandık. Vapur yaklaşık 1,5 saat sonra sizi doğruca adaya götürüyor. Hummalı bir kalabalın içinde birden bire adaya varınca şaşırıyorsunuz daha doğrusu bu kadar çok turistin memleketimizi sevmelerine hayran kalıyorsunuz.
O güzelim sokakların evlerin,  güzelliği karşısında inanın buralara aşık olmamak elde değil,  Adada yapılacaklar kısıtlı fakat keyif almak dinlenmek , püfür püfür esen ada havasını solumak süper birşey, böyle yerleri görünce insan yaşadığı şehre uzaklaşıyor, yabancılaşıyor.

En büyük ada ünvanını elinden kaçırmayan büyükada da ilk yapmak isteyeceğiniz şey, fayton kiralamak ve adayı baştanbaşa gezmek olacaktır. Tabi bisiklet kiralayıp kendini dağ bayır ormana vurmak isteyenlerde olabilir.  Biz tercihimizi  bisikletten yana kullanıp, yoğun tempolu  sıcak bir yolculukla  adayı turlama kararı aldık.
Gitmek isteyenler için, adanın arka tarafına denk düşen tepede  rum yetimhanesi bulunmakta, özellikle bugün youtube dan detaylı olarak incelediğim bu yetimhane gerçekten de çok ürkütücü bir yer, gerek mimarisi, gerek burada yaşanılan yangın olayı ve kuyuda saklanan çocugun esrarengiz hikayesi, insanı ürpertmekle kalmıyor daha da meraklanmasına sebeb oluyor. Vapur dönüşü uzaktan baktığınızda yetimhanenin camları karaltılı bir şekilde mahzunlukla beraber size el sallıyor gibi. 
Bir dahaki gidişimde mutlaka daha dtaylı  fotoğraflamak istediğim bu yer şimdilerde devlet tarafından dikenli teller, ve duvarlarla  çevrelenmiş, bayağı bir  korunaklı sormayın gitsin. Ben eskiden beri böyle gizemli yerleri  çok merak ediyorum.  Efsunlu hikayesinden de bir o kadar ürküp kaçıyorum. Buna benzer bir yerde moda sahilinde ki büyük beyaz köşkün başından geçen ilginç olaylardır. 
Bu köşk, ne hikmetse, kendisini istemsiz bir şekilde davetsiz olarak gelen bu misafirlerine, karşı hazırlık yaparcasına korkutma amaçlı tuzaklara hazırlamaktadır. En son gördüğüm  ve izlediğim olayda içeriye izinsiz girmeye çalışan çocukların çatıdan düşmesi ve başlarından geçen ilginç olaylardı. 

Sahipli diye boşuna demiyorlar zannımca böyle yerlere, gitmek görmek lazım bence ama bu rum yetimhanesi gerçekten çok ilgimi çekiyor. Orada yaşayan çocukların akibeti ne oldu acaba? hala içerde yatakları eşyaları duran bu çocuklar gerçekten eziyet gördüler mi?
Bu hazin hikayeye daha sonra mutlaka yer vereceğim. Araştırmalarım devam etmekte, umarım sizlerde yorum kısmına bu konuyla alakalı birşeyler eklersiniz sevinirim.  Ciddi anlamda araştırılması incelenmesi gerekiyor.

Adayı biraz gezerek keşfe çıktık, antikacı dükkanları, resim sergileri, incik boncuk, hediyelik eşya satan dükkanlar, renkli kıyafetler ve daha niceleri, alışveriş tutkusu derinleştikçe insanın gözü hep daha farklı zevklere yöneliyor, uzun zamandır istediğim güzellikte kıyafet bulamıyorum herşey minicik, moda küçüldükçe küçülüyor, insanların zevkleriyse gittikçe köreliyor. Beden kalıpları bile eskiye nazaran daha da minik. Bu konuda eminim benimle hemfikir olanlarınız vardır. 

Eskiden bir gömlek almak istediğim zaman, en kalitelisi en pamuklusu, en tarzı ve havalısını bulmakta zorlanmazdım. Şimdiyse bazı markalar alınmasın ama herşey çerçöpten ibaret valla açıkca yazmak istiyorum. Belki yeniden eski kalitemizi, güzelliğimizi ve farklılığımızı yakalarız. Mina urganın kitaplarını okuyun daha iyi anlayacaksınız beni tüm güzellikler eskide kalıyor, tarih yeni nesil için yeniden yazılıyor. 

Adada öyle güzel kokular var ki acıkmamak elde değil  bayağı bir gezip  yorulduktan sonra deniz kenarında birbirinden güzel restaurantlarda balık yemenin zamanıdır diye düşünmüştüm. Fakat önümüze büyükadanın lokma tatlıcısı çıktı, hemen kurulup kenara kendimizden geçercesine lokma tatlılarını midemize indirdik, allahım ne güzel bir tat öyle, yapılışını incecik usuldan izleyerek keyf alarak yedik lokma talısını vakti zamanı geldiği içinde hemen olay yerinde amatörde olsa ropörtaj tadında mini bir çekim yaptık lokmacı ustası dostumuzla:)
Ve tabiki eve dönüş yolu bizlere göründü yine, demem o ki eğer adaya giderseniz hatta bizim gibi sıcaklarda giderseniz sakın olaki faytonlara binmeyin derim, yazık o atlara, inanın çok zorlanıyorlar, kasınız gücününüz bacaklarınızda derman varsa bisiklet kiralayabilir, adaya baştan başa gezebilr, durak noktalarında moa verip fotoğraf çekebilirsiniz, hem bu şekilde ada hakkında daha detaylı bilgi sahibi olabiliyor insan, ayrıca gözüme çarpan başka birşey daha vardı elektrikli bisikletler, onşarı da kiralama şansınız var, bisikletin  bir saati 10 TL, giderseniz mutlaka bahar veya sonbahar ayları olsun derim. Çok sıcaktan bunalıp hiç bir şey yapamama gibi bir durum da söz konusu,  bir diğer tavsiyem birbirinden lezzetli ilginç renkli dondurmalarından tatmadan dönmeyin derim.  Adanın her tarafından denize girebilir, plajlarının ılık sularında yüzebilirsiniz. 
Adlarını bilmediğim çiçekleri koklamak, ve mümkünse bir gecenizi  oralarda geçirmek, yetimhanenin acısını içimde hissetmek, atların çoşkulu nal seslerini işitmek, dizinizin kanayacağını bile bile bisiklete binmek, gizli kapılardan, bahçelerden geçmek, herşey  sizin için mümkün  mümkün kılındığı sürece,  adaya doyamadığımı farkedip  yieniden gitme isteğiyle doluyor içim , bekle demiyorum bu güzel adaya, bekletmek yakışmaz  çünkü bu güzelliğe:) sevgiler


Büyükada Keyfi

6/14/2017 05:34:00 ÖÖ 0 Comments

Büyükadayı çok seviyorum hemde çok, daha doğrusu adalar benim için özel sayılır. Okuduğum kitaplarda özellikle de irfan orga'nın istanbulun eski hallerini anlatan kitabında bunu çok daha iyi anlayabilirsiniz. Ada demek, aşk demek, huzur, demek, mutluluk temiz hava bol güneş demek, sayfiye yerlerinde bir parça huzur ve dinlenmek demek, uzun zmandır gitmediğim için, içim bira buruk, gitmek istiyorum, kalmak, yüzmek, video çekmek, ve birazda belki dinlenmek, Ada kültürü bambaşka birşey, ada insanı olmak, ada  hayatını sevmek, sanırım bir gün bende küçük bir adada yaşayacağım. 
Sevgiler dostlar, iyi bakın kendinize:) 

2017-06-02

Edirne

6/02/2017 02:54:00 ÖS 0 Comments

Ramazana yeni girdiğimiz şu günlerde duruma uygun olması sebebiyle, daha önce ziyaret ettiğim ve kafa  ve ruhen bana iyi geldiğini düşündüğüm, edirne yolculuğumdan bahsetmek  istiyorum. Edirne deyince insanın aklına öyle güzel şeyler geliyorki hangisinden başlayacağını bilemiyor insan; selimiye cami, 2.beyazid külliyesive şifahane, eski cami, karaağaç, meriç köprüsü, alipaşa çarşısı, karaağaç tren istasyonu, edirne büyük sinogogu, edirne arkeoloji müzesi, türk islam müzesi, beyazid 2. külliyesi, lozan anıtı, bulgar kilisesi, ters lale ve daha nicesi hepsini say syabitmez en iyisi bol bol fotoğrafladığım edirneyi bizzat yazarak anlatmalıyım sizlere,  tabi meşhur edirne cigersini de es geçmeden. 

Seyahat etmek çok keyifli, çok heyecanlı, ansızın hazırlanıp evden çıkmak gibisi yok,  herkes tatlış uykusundayken yollara düşmek, gece karanlığında bir elinizde termos bir elinizde valiziniz binbir heyecanla dışarıyı seyretmek, örneğin tatowla kotor tren yolculuğu yaptığımız zamanda da aynı bu  bu keyfi vermişti bize, sabahın çok erken saatlerinde  zifiri karanlıkta otobüsten inmek, karanlıkda sokaklar tenha ve sessizken ilginç ışık oyunlarıyla desteklenmiş fotoğraflar çekmek, keyif ötesi birşey, heleki bilmediğiniz bir şehre ilk defa gidiyorsanız, ve farklı kahvaltı kültürleri varsa,  Benim yolumda bu sebebten bir kaç kez birazdan detaylı bahsedeceğim Edirneye,   can dostum gamze ablamı ziyaret etmek amacıyla birkaç kez düsmüştür. kendimize  minik bir ara, minik bir tatil, minik bir kaçış nokyası atadığımızda, en sevdiğimiz en rahatladığımız, en dinlendiğimiz yerlere gitme isteği uyanır içimizde bende bu sebebten uzakta olsa çok yollar aşındırmışımdır  en sevdiğim yerlerdeki en sevdiğim insanları görmek için.
Edirneye gidin derim, osmanlının bir zamanlar tüm tarihini yansıtan bu devasa  şehri gidin  görün izleyin.  İlk önce camilerini gezdiğinizde büyük bir huşu duyacaksınız, zamanın burda yavaş aktığını görüp şaşıracaksınız. Anlatılan hikayelerde bir anlam ve mana arayacaksınız. Hikaye bu ya  caminin müezzin mahfilinin mermer ayaklarından birinin altında ters bir lalemotifi bulunmaktadır.  Rivayete göre, caminin yapılacağı arsa üzerinde bir lale bahçesi bulunmaktaydı. Bu arsanın sahibi, başlarda arsasının satılmasını istememiştir. En sonunda, Mimar Sinan'dan camide bir lale motifi olmasını isteyerek arsasını satmıştır. Mimar Sinanda lale motifini ters olarak yapmıştır. Lale motifi bu arsada bir lale bahçesi olduğunu, ters olması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir .

Ters Lale

Son derece ihtişamlı duran bu yapının içerisinde herkesin dikkatini çeken bir ayrıntı vardır; “ters lale”. Ters lale hakkında birçok söylenti vardır. 
Edirne’de, Selimiye Camisi’nin yapım yerinin bir kadına ait olduğu ve bu kadının da ters birisi olduğu söylenmektedir. Cami yapımından önce yer sahibi olan kadınla konuşmaya giderler fakat kadın çok ters, huysuz birisidir ve gayrimüslimdir. Devlet isterse yeri alabilir ama cami yapılacağı için özellikle sahibin rızası alınmak istenmektedir. Kadın sonunda ikna olur ama bir isteği vardır. Bahçede kadının özel bir yeri vardır ve oraya dokunulmamasını istemektedir. Fakat bu imkansızdır çünkü kadının dediği yer caminin tam ortasında kalmaktadır. Caminin tam ortasına demirlerle özel bir bölüm yaparlar ve kadını hatırlatması için ters bir lale çizerler (kadının ters biri olmasından dolayı). Başka bir rivayet der ki aslında bir hikaye daha vardır ve bu hikaye daha dramatiktir. Caminin mimarı olan Mimar Sinan bu caminin yapımı sırasında işine kendisini çok vermiştir. Bu sırada Mimar Sinan’a bir haber gelir. Kızı çok hastadır. Mimar Sinan çok üzülür. Çocuğu ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Zaman kaybetmeden kızının yanına gider.  Kızının yaşı da küçüktür. Aradan fazla zaman geçmez ve Mimar Sinan’ın kızı hayata gözlerini yumar. Bu durum usta mimarı çok derinden etkilemiştir. Gözlerinin önünde kızının ölmesi kendisini mahvetmiştir. Bu acısını içine gömer ve işine geri döner ama aklı hep ölen kızındadır. Caminin ortasındaki yere kızı için lale çizer öldüğü için de laleyi ters yapar. Bu lale hala orada bulunmaktadır. Camiye namaza gelenler, bilmeyenlere, duymuş oldukları bu hikayeleri anlatmaktadırlar. Ama tarihçiler özellikle ikinci hikayenin doğru olabileceğini söylemektedirler. Ters lalenin caminin içinde bulunması ve günümüze kadar gelmesi, cami ziyaretçilerinin hala ilgisini çekmektedir.
Müzeyi gezerken ne derece güzel bir canlandırma ile karşı karşıya olduğunuzu anlayacaksınız. Müzenin aldığı ödüller dünya çapında. Akıl hastalarının müzikle şifa bulduğu ilk hastahane. Temeli 1.000 yıl ve belki daha uzun senelere dayanan Osmanlı Tıp Kültürü, 500-600 sene önce kullanılan tedavi ve ameliyat yöntemleri, tamamen arşivlere dayanılarak canlandırılmış ve orjinal taş yapıda
 kültür gezginlerinin beğenisine sunulmuş.özenle hazırlanmış, eski tıbbi uygulamalar hakkında 
ayrıntılı bilgiler veriyor. Özellikle sağlık çalışanlarının çok memnun ayrılacağını düşünüyorum.
Edirneye gittiğimde, 2 gün kalıp geri döndüm. Bir daha gidersem mutlaka yol üzeri iğneada, kıyıköyü görmek isterim. Duyduğum kadarıyla iğneada ormanları trekking için çok uygunmuş, yıllar önce terkos gölünde nilüferler arasında  kayıkla gezmiştim. Hala dün bugün unutmam, yine olsa yine giderim. O yüzden iğnedayı merak edip duruyorum. Giden bloger arkadaşlarımdan naçizane tavsiyeler alabilirim bu yüzden.


Her zaman tavsiyelerinize açığım dostlar, her ne kadar tanışmıyor olsak da bir gün mutlka bir etkinlikte karşılaşırız diye düşünüyorum.





























































http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/edirne/gezilecekyer







Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim