2017-01-28

Kayseri Kapuzbaşı Şelaleleri & Erciyes

1/28/2017 01:14:00 ÖS 0 Comments

Hep duyarız ya, yok şuraya gidelim yok buraya gidelim diye, ben de diyorum ki önce yurdumuzun güzelliklerini gezelim görelim. Yur dışına gideceklere naçizane tavsiyem; önce buraları keşfedin derim, Çanakkaleyi, mardin, urfa yı, adana, belki kar kış vakti kars'ı karadeniz de yöresel yemekleri, doğunun şahane kültürünü, ege'nin naif koylarını, tekne gezilerini önce gezin görün derim. Mevlanayı görmediyseniz, ki bende gitmedim henüz, anıtkabire varmadıysanız tatil rotalarınızı yeniden gözden geçirin dedim. Yeniden kayserideyiz, daha önce gitmeyenler için gezilecek rotalar belli ;Erciyes Dağı, sultan sazlığı,kapuz kaya şelaleler ki gittiğiniz de doyamayacaksınız buraya, mutlaka sabah erken gidin mangal yapın balık yiyin, yollar tehlikeli çok dikkat edin:) yahyalı da pazarlara dalın tazecik sebze meyve alın, yazdan giderseniz mis gibi turşular kurun, reçeller yapın, soslar hazırlayın, bol bol domates ve elma  kurutun. Gazi köyünü ve diğer köyleri ziyaret edin,Meşhur cıvıklının tadına bakın, baraja gidin, erciyes de tekir yaylasında çadır kurun, kış mevsimi giderseniz erciyes de kayak yapın, teleferiğe çıkın gelirken de bol bol sucuk, pastırma, ne nefis elma ağaçlarından elma toplayın:) her şey ucuz , bereketli, bol mahsullü, insanlar çalışkan, güleç yüzlü, sevimli ve yurdum insanı:
Bu bendeki bahçe, ağaç ,çiçek böcek sevgisi hiç bitmeyecek:))
Kayseri de bayram süresince kaldığımız eşimin ailesinin evindeyiz, tertemiz havasıyla kayseri bir başka güzel, doğasına aşık oldum buranın resmen hiç yorgun kalkmıyorsunuz, Babamın özenle yaptığı bahçede keyiflerden keyif çatıyoruz. Annemin ellerinden öptüğü etli kavurmanın tadı bir başka güzel, bahçe ve doğa tüm sevgisini tüm şefkatini eksik etmiyor üzerimizden, Ben en çok kapuz kaya şelalesini merak ediyorum, gittiğimizde de bu kadar merak etmeye değer olduğunu görmek çok güzel, develi pazarları gezmek, yahyalıda halıları incelemek çok keyifli, ama en çok kapuz kaya yolu beni çok etkiledi. Yol boyu ilginç şelaleler, dağlar, taşlık kayalar, inanılmaz büyüleyici bir atmosferdeyiz, yan tarafımızda büyük bir gürültüyle akan nehir, rafting yapmak için ilginç, nasıl olmuş da turistler burayı yakalamamış, hadi o da olmadı doğa severler nerde diyorum. İlginç mağaralara girip, ilginç seslerin yankısını dinliyoruz yol boyu. 


Kayseri dedik yollara düştük.

1/28/2017 05:25:00 ÖÖ 0 Comments

Çocukluk başka bir şey  derler ya hakikaten de ne kadar doğru bir söz,;) insan  öyle birşey ki asla çocukluğunu unutamıyor, çocukken gezdiği dolaştığı, yerler, oynadığı oyunlar, ilk arkadaşları, ilk oyuncakları, kendini ifade etme şekli,  hayata ve çevresine bakma şekli, tanıdıklar, akrabalar, anne babasının dünyası, akrabalar,  yediği içtiği , gezdiği gördüğü ne varsa, çocukluk gerçekten başka bir şey, kırmızı bisikletimi, ilk öğretmenimi, okulda okuma yarışmasında kızaran elmaları, güzel bahçemizi, ferahevleri, tarabyayı, sarıyeri,samsundaki bahçeli evimizi, tatillerde gittiğim köy yaşamını, ırmaktan usulca akan tertemiz buz gibi suyu, dallarına tırmanıp deli gibi elma armut yediğim ağaçları, ne olduğunu bilmeden deli gibi yediğim ve ağzımın buruşmasına neden olan hurmayı, her tarafın bembeyaz kar olmasını tüm çatıların don tutmasını ,babamın küçükken kardeşimle bana aldığı o pullu parlak uçan balonu ki şu an artık öyle bir balon modeli yok, Samsun'da yaşarken fuarda  birbirine geçen sırlı parlak aynaları, ve geçmişteki yaşamımı düşününce evet çocukluk bambaşka birşey  ve benim gibi uzun zamandır çocukluğunun geçtiği yerlere gitmemiş biri olarak artık yeniden samsuna gitmek ve anıları doya doya yad etmek gerekiyordu. Yaptığımız bu yolculuk  bize enerji verdi, anıları tazeletti, geçmişle yüzleştirdi. Unuttuğumuz ve herzaman hatırlamamız gereken anıları , gelenek ve görenekleri daha da bilinir kıldı:)
Yolculuğumuz önce kayseriden başladığı için, öncelikle orada gezdiğimiz , anıları ve yaşamları paylaşacağım sizlerle:) Eşimin dedesi ve babasının memleketi olan kayseri inanılmaz güzeliklerle süprizlerle dolu bir yer:) bu yazım bir nevi tbt olacak, fakat aynı yere bu yaz tekrardan gittik ve onuda 2. kayseri yazımda paylaşacağım. Aslında yurdumuz gerçekten çok güzel her köşesi, herşeyiyle kültürü, yemekleri, insanları ve farklı doğa harikasıyla. İnsanoğlu herşeyin aynı olmasına , herşeyin klasikleşmesine, metalaşmasına , ticarete dökülmesine öyle alışmışki, şöyle kafasın kaldırıp farklı güzellikleri görememesi çok üzücü, doğal yaşam, organik yiyecekler, 90'lar retrosu, hayatımızdan akıp giden bizi o eski günlerimize döndürme sevdamızı içimizden söküp alan insanüstü yaşamamının nefes almanın mücadelesi  bu. Yaşamaksa amacımız daha güzel, daha yaşanılır, daha katlanılır olması gerek, hayatımızda lüzumsuz şeylere, gereksizlere, kabalıklara son vermek gerek..Evet Kayseri gazi kasabasındayım. Adımımı attğım andan itibaren tanıdık bir doku, koku, sevgi içimi kapladı, sıcak toprakların sıcak insanlarının samimiyeti de büstübün bu sevecenliğimi, insanlığımı daha da ortaya çıkardı. Aynada ki Tülin, gerçekte ki Tülin, yansıyan Tülin, hepsi bir harmanın içinde büyüsünü kaybetmemiş gibi .Yinede daha çok  parladığımı, ve kalbimin canla başla attığını görebilmek çok güzel.

2017-01-25

Antik Çağın Anadolu Başkenti Efes

1/25/2017 02:42:00 ÖS 0 Comments


Efes ören yerinde, Hadrianus Tapınağı girişindeki frizde Efes'in 3 bin yıllık kuruluş efsanesi şu cümlelerle yer alır: Atina kralı Kodros'un cesur oğlu Androklos, Ege'nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı'nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege'nin lacivert sularına yelken açar... Kaystros (Küçük Menderes) Nehri'nin ağzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yabandomuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler...


                    

                 

Tarihi yerleri yazarken, karşı tarafa  yani sizlere, nasıl anlatmam gerektiği benim için hep bir sorun olmuştur. Büyüleyici, etkileyici yerleri kısa makale şeklinde geçmek, tarihi dokusunu anlatmak yeterli gelmiyor bana, daha ben olmalı yazı, daha kendimden birşeyler katmalı yazı, daha içten olmalı, anıları saklamalı ve yeri gelince gün yüzüne çıkarmalı, o taşlar, o sütunlar, yapılan emekler, geçip giden  zamanlar, toplulukların yaşadığı kabileler, yedikleri, içtikleri,  aşık oldukları , mücade verdikleri, seviştikleri, ticaret yaptıkları, ülkeleri  için onurlarını ortaya koydukları, büüyk savaşlar kaybedip kazandıkları topraklarını daha iyi anlatmak gerekir diye düşünürüm;  İçimden hadi Tülin daha iyisini yapabilirsin, daha farklı bir üslupla insanlara buranın görülebilir bir yer olduğunu hissettirebilirsin , buranın ruhunu içinde yaşayıp ,mümkünse başka bir kişiliğe  başka bnir yüze bürünüp, kral olup, kraliçe olup, yerel halk olup, belki derviş olup, daha iyi anlatabilirsin demek geçer içimden.  Aslında Efes harabelerinin böyle bir şeye  gerçekten ihtiyacı yoktur. Her ege turu yapıp , veya oradan tatil amaçlı  geçen yerli ve yabancı turistlerin ,  mutlaka görmeyi isteyebileceği türden bir yerdir orası.
 Ben 2 kere giderek bu devasa, etkileyici yeri gezmiş bulundum. Benim bu Efes'e 2. gidişim diyebilirim. İlkinde babamın bizi ailecek  götürüp gezdirdiğ, daha sonrasında kendimin merak ederek, tarihçesini araştırarak yeniden daha bilgili ve donanımlı gezme isteğimle ziyaret ettiğim zamandır. 
Tatile gittiğim her neresi olursa olsun, mutlaka tarihini, kültürünü, kütüphanelerini, müzesini, araştırırım. Deniz, güneş, kum benim için 2. planda gelir her zaman. 
Daha sonrasında, en güzel görülecek yerleri, en mükemmel yemeği, akşam eğlenceleri clupleri, bit pazarları, 2. el yöresel yerler ve antikacılar, marketler, eti, sigarası, içkisi derken gittiğim yerde ne oluyor ne bitiyor anlamaya çalışırım. Halkın geçim kaynağını, aile yapısını, çocuklara bakışını ve teknolojik donanımlarını incelemek isterim. 

Efes'e gideceklere 2 türlü önerim var, birincisi günün erken saatlerinde veya akşamüstü ziyaret etmeleri önemle rica olunur. Benim gibi öğle sıcağında devasa yeri gezmeye çalışırsanız, sıcaktan ve güneşten bayılıp susuzluktan ölebilirsiniz. Yanınızda sırt çantanız olsun. Önemle yazıyorum çünkü bazı aileler nolecek 2 gezip çıkarız mantığı güdüyor, içine de girince kocaman bir yerde olduklarını farkedip artık geri gidemiyorlar. Mutlaka suyu bol bol alın, hatta japonların yaptığı gibi yanınızda şemsiye olursa çok daha şahane olur. Burayı gezerken her taşı, her yapıyı her ibadethaneye inanın farklı bir gözle bakacaksınız. Böyle bir yerde yaşamak, nefes almak, o tarihin bir parçası olmak isteyeceksiniz. Tarih sizi olmadığınız birine dönüştürebilir, hayallerinize uzanıp, sizleri bir ülkenin kralı bile yapabilir. 
Efes Örenyeri'nde, Celsius Kütüphanesi, Yamaç Evler, Tiyatro gibi eşsiz mimari eserlerlerden etkilenebilirsiniz.  Benimse  en çok etkilendiğim ve sevdiğim yer Celsius kütüphanesi ve Nıke heykelidir.  Eğer gitme fırsatı bulursanız eminim nasıl hissettiğmii anlayacaksınız, sizleri Efes'in gizemli, dar sokaklarına, bir zamanlar burada büyük bir ulusun, kültürün yakın tarih izlerine davet ediyorum, umarım keyif alırsınız bu büyülü şehir'den, hala  yeni kalıntıların yeni müzelerin, yeni araştırmaların yapıldığı bu şehri ziyaret edin derim. Hatta vaktiniz varsa oradan yarım saatlik uzakta bulunan şirince köyünü gidip, yemyeşil doğanın içinde bir gün geçirip, gece canlı müzik eşliğinde şaraplarınzı yudumlayın  derim. Yeni yazımda Şirince'yi anlatmak istiyorum . Bir gece kaldığım şirincenin o sevimli havasını, sevimli misafirperper insanını, çarşısını pazarını, şarap mahzenlerini ve daha nicesini, takipte kalın sevgili arkadaşlarım, inanın ben bile kendimi takip edemiyorum, hayatı kendi rotamın dışına taşırıp, patika yollardan bir keçi inadıyla, severek, hoplayaraki zıplayarak yaşıyorum.

2017-01-22

Kapadokya Çok Derin..

1/22/2017 09:31:00 ÖÖ 0 Comments

Kapadokya, 60 milyon yıllık bir coğrafya aslında.  Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’dan püsküren lav ve küller ile oluşan, yumuşacık zeminin zamanla yağmur ve rüzgar ile aşınması ile meşhur peri bacaları ve rengarenk vadilerin oluşturduğu ayılıp, bayıldığım bir coğrafya.“Beyaz Atlar Ülkesi” olarak bilinen güzide bölge, dünyada eşi benzeri olmayan, rengarenk balonların gözlerinizin önüne büyüleyici manzalar sunduğu bir yer. Bölge Nevşehir il sınırları içerisinde yer almakla beraber, Niğde, Aksaray, Kayseri ve Yozgat gibi şehirlere de komşu. Bölgenin tarihi de çok ama çok eski. Romalılar dönemine dayanıyor. Romalılardan kaçan diğer Hristiyanlar, bu bölgeye 3-4. yy.’da yerleşmişler. Güvercin gübrelerinin bereketinden yararlanarak, tarım alanları yaratmışlar, barınmalarını ise kayaları oyarak halletmişler. Din adamları da bölgede bolca kilise inşa edilmesinde görev almışlar.
Kapadokya'ya İlk gittiğimizde sonbahar mevsimiydi, ve hava şartları nedeniyle ve çok soğuk olmasından mütevelli, doğru dürüst, keyifle gezme şansımız olmamıştı. Daha sonra kayseri dönüş yolunda yeniden Kapadokya'da buluverdik kendimizi. 
Dünyanın 8.ci harikalarından biri olarak gördüğüm Kapadokya, gerçekten çok gizemli , çok özel, ve buram buram tarih kokan, ve  bende hala gizemini koruyabilmiş bir tarihi yerleşim yeri. 
Buradaki kalıntıları görmek, yanlarında ne kadar küçük olduğumuzu hissetmek, bir zamanlar insanların burada koloniler halinde yaşadığını öğrenmek, birilerinden saklanmak, avlanmak ve yaşamlarını idam ettirmek için farklı yapı türlerini oluşturduklarını görmek çok ilginç geldi bana, yürüdüğünüz yollarda, kaldığınız taş evlerde, başınızı uzattığınız rüzgarlı tepelerde, şehir sizlere bambaşka şeyler fısıldar gibi. Burayı asmalı konak filminde de çok sevdim, kış uykusunda da hayran kaldım.
 Kapadokya da  gezmek,  testi kebabı yemek, yeraltı şehirlerinin dipsiz kuyularını ve mağaralarını gezmek, balonla uçmak çok keyifliydi . 
Özellikle,  Ihlara vadisi dedikleri yer benim için  resmen saklı  bahçe, cennetten bir köşe. Uzun  merdivenlerden inip, cennet köşenin  gizli vadileri arasında kalmış,  yemyeşil ağaçları, ortasından dere akan köprüleri, sıra sıra kiliseleri, temiz havayı içinize çekmek, var olmanın dayanılmaz hafifliğini içinize çekmek,   tabiat  ananın ve tüm evrenin  size sunmuş olduğu güzellikleri yaşamak bambaşka bir keyifti benim için.  
 Kapadokya içinde, çok fazla keşfedilmemiş mağara, kilise ,mabet var. İbadet şekilleri, yapılaşma, Hristiyanlık dönemi oldukça incelenmeye değer, yer altına yaptıkları gizli geçitleri tekerlek tipi kilit sistemleri, baca sistemiyle havalandırma şekilleri yerin altına her türlü malzemeyi indirebilmeleri gerçekten çok ilginç. Yer altı mağaralarını  mutlaka gezin atlamayın , mümkünse çarşı pazar içinde satılan mini tanıtım kitapları ve haritalarla gezin. Toprağın altına 7 kat indikçe her katta farklı şeylerle karşılaşıyor insan, ahırlar, mutfak, kiler, birbirinden ilginç odalar,
 Bence  Kapadokya'ya her mevsim  gidilebilir, kalınabilir, sokaklarında gezilebilir, yabancı turistlerle sohbet edilip, türk gecesinde eğlenilebilir. Fotoğraf  severler ve çekmek isteyenler  burayı mesken tutup,  farklı kadrajlarda çekimlerle bu hobilerini daha da ilerletebilirler.

Kapadokya’da Türk Gecesi
Kapadokya’da gece hayatı,  ne aradığınıza göre değişir. O yüzden farklı bölgelerden ilerleyip, meşhur Türk Gecelerini görelim derseniz : Avanos’da bulunan Evranos restorana gidebilirsiniz. Türk kültürünü tanıtmak amaçlı halk oyunları, müzik gösterileri ve semazen gösterileri düzenleniyor. Yemek ücreti dahil 100 TL ödeniyor. Bu 100 TL’nin içinde mezeler, yemek (Tandır ve pilav), alkollü ve alkolsüz içecekler dahil. Ayrıca Uçhisar’da bulunan Yaşarbaba ‘da da Türk gecelerine gidebilirsiniz.
YAPMADAN DÖNMEYİN
  • Balon turu ile, rüya gibi gündoğumu anında izlemeden
  • En az 1 kez at turu veya ATV turu yapmadan
  • Göreme ve Uçhisar bölgesini gezmeden
  • Bölgenin  testi kebabını yemeden
  • Balonla uçmasanız bile, gündoğumunda ve günbatımında balonların yükselişini izlemeden
  • Vadileri dolaşıp, gündoğumu-günbatımı anında fotoğraflamadan (Özellikle Kızılvadi.)
  • Uçhisar kalesinin hemen arka kısmında bulunan Çiko’nun yerinde, çayınızı yudumlayarak cevizli bölgesinin seyir keyfini yaşamadan
  • Uçhisar kalesinden, bu güzel coğrafyayı izlemeden
  • Göreme ve Ürgüp sokaklarında alışveriş yapmadan
  • Avanos’da bulunan Kızılırmak’ta boylu boyunca yürümeden dönmeyin:))

2017-01-21

Gürcistan & Batum

1/21/2017 02:36:00 ÖS 0 Comments


Batum,  deniz kıyısında kurulmuş tam bir tatil şehri. Liman kenti özellikleri taşıyan şehir, büyük turistik gemilerin durak noktası olması nedeniyle çok sayıda turisti ağırlıyor. Tarihi bir dokusu olan şehirde gökdelenler, lüks casino otelleri, yeni yapılan modern binalar ile bakımlı tarihi yapılar, eski kiliseler bir arada bulunuyor. 
Sovyet Rusya döneminden kalan sıvaları dökülmüş eski binalarla, gökdelenlerin sırt sırta bulunduğu, iyi korunmuş tarihi binaları ile gezilesi görülesi bir yer bence.
 Karadeniz sınırını  geçtiğinizde bambaşka bir dünya, bambaşka kurallar, bambaşka hayat tarzı ve insanlar sizi karşılıyor. Gitmek isteyenlere öncelikle şunu söylemeliyim ki eğer araba ile gitme niyetindeyseniz, sınır kapısında sizleri inanılmaz bir kuyruk bekliyor. Ortalama 4-5 saat gibi bir süreç de sınırı geçebiliyorsunuz.  O yüzden de gitmek isteyenlere uçak'la gitmelerini öneririm. Veya sınır kapısından yaya olarak geçip içeride  araç kiralamalarını önerebilirim.  Başta da belirttiğim gibi burada her şey çok farklı, düzen, nizam, oteller, sokaklar, yaşam biçimleri, gece hayatları her şey bambaşka, küçük bir avrupa esintisi yüzünüze, yüzünüze doğru esiyor, Altın kum plajları, çocuk cıvıltıları, rengarenk otelleri ile istediğiniz bir yerde kalmak mümkün. 
Herkesin bildiği üzre, et, içki ve sigara çok uygun, çok acıktığımız için soluğu hemen  yemek yiyebileceğimiz şöyle canlı kanlı, taze antrikotlarla bedenimizi enerji depolatarak  güçlendireceğimiz bir mekanda yemeklerimi yedik. 
Batumun merkezi çok canlı, gece hayatı çok renkliydi.  Her yerde alışveriş yapabileceğiniz marketler sürüsüne bereket dolu ve hepsi de bayanlar tarafından işletiliyordu. Bayanlar bu konuda oldukça girişken ve tecrübeli:)) Gece hayatının olmazsa olmazı  kumarhaneler her yerde karşınıza çıkıyor.  Şehri tepeden izleyeceğiniz teleferik'le yukarı çıkıp bambaşka bir maceraya atılmanız sözkonusu:)) Dikkat ettiğim bir husus giyim  kıyafet burada çok pahalı, özelikle  Ruslar, Türkiye'den kıyafet satın alıp burada satıyorlar. Bir gün Amerikaya yerleşirsek, benimde hayallerimden biri bu, hem iş kıyafeti satmak, hem Türk ürünlerini tanıtmak, Türk danışma merkezi gibi bir şey, belki özel tasarım t-shırtler de yaparım kimbilir, zaman çok göreceli bir kavram, herşey bir anda bambaşka bir hale bürünüyor yeterki sabırlı ve sebatkar olalım.
Bir günümüzü  Batum'da geçirip, doyamadan ayrıldığımız için içim biraz buruk olsa da   en kısa zamanda burayı yeniden fethedip, civarlardaki şehirleri de gezmeyi planlarımız arasına almış bulunuyoruz. 

DİKKAT:))

*Batumun trafiği çok fena aman dikkat edin. 

*Ahşap bira bardaklarından almayı unutmayın.

BATUM'DA GEZİLECEK YERLER

*Teleferikle şehrin manzarasını keşfedin.

*Batum Bulvarı

*Piazza Meydanı

*Tiyatro Meydanı

*Avrupa Meydanı

*Asronomik Saat

*Batum Limanı

*Chacha Tower

*Batum Fener Kulesi

*Aşk Heykeli

*Ferris Fheel

*Alfabe Kulesi

*Virgin Mary Kilisesi

*Batum Botanik Bahçe

*Orta Camii

*St Nickolas Church Kilisesi

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim