2017-11-18

Benim güzel gözlü Pıtırım.

11/18/2017 05:11:00 ÖÖ 0 Comments


Ölen bir kedi için ne yazılır veya tuttuğunuz yas'ın acısı nasıl  anlatılır  bilemedim, ağıt mı?, özlem mi?, özlemek mi? senin için acı çekiyorum veya seni çok seviyor ve özlüyorum mu ? hiç bilemiyorum. Her şey senle başladı senle bitti çok ama çok klasik, içimi öldürdün yedin bitirdin beni fazla insani gibi mi? Galiba sen  ölünce resmen ayakta gezen ölü bir ruh gibi oldum diye başlayan yazı daha doğru olur.
Gerçekten benim kedim ölünce yaşayan ruha döndüm ve ben onun için  çok acı çektim.
Öncelikle bu hikayenin geçmişi nereden, nasıl başladı ve beni bu döngünün içine sürükledi önce burdan başlayarak anlatmalıyım hikayemi sanırım.
Herkes bu veya şu şekilde çocukluğunda bir  hayvan sevmiş ve beslemiştir, kiminin balığı, kiminin kuşu, kiminin köpeği kimininse atı olmuştur mutlaka.

Benimse hep kedim oldu kedigil familyasını çok sevdim her zaman.

Ben dünyaya geldiğim ve kendimi hatırladığım andan itibaren  yani bu 7 yaşıma tekabül ediyor. kedileri çok sevdiğimi hatırlıyorum. Bahçeli  evimizde bir sürü kedi olduğunu anımsıyorum.
Kedi manyağı kedi aşığı bir şeydim bende. Eskilerden çok yakın çocukluk arkadaşlarım bile beni görünce, Kedi Tülin derler, her macera içinde farklı anılar barındırıyor, isimler ünvanlar değişiyor, bir bakmışşsınız Tülinko, Tüliniçe, Tüliş abla, Tüline, olmuşsunuz, adınız zor gelenler hafiften ismimi Tülaya bile kaydırmış oluyor bazen, sıkıntı yok  biz 3 kardeşiz zaten , Tülin, Tülay ,Gülay:))
Annem ismimi eskilerden Tülin Yakarçelik adlı şarkıcıyı radyodan dinlerken çok sevmiş ve bu ismi bana koymuş, severim ismimi, fazla olmaması hoşuma gider, aslından her isim kişinin adını yansıtırmış asabi veya merhametli olmasını, duygusal veya naif veya fazla hırçın dikkat edin isimlerin içinde geçen harfler, mutlaka bu dediklerimi yansıtıyor benim ismimin anlamı Ayna (mirror)yani bana ne verirseniz yansımada onu alıyorsunuz. Tülinin sonsuz sevgisini, sonsuz soğukluğunu, nalet huysuz sabah kalmışsa 1 saat konuşmama hakkını, çok mutlu ve enerjisini dört dörtlük yaymışsa bol bol gülümsemesini insancıl merhametli yanını diye liste uzar gider böyle,
Fazla konuyu dağıtmadan devam ederek, çocukken sarı bir kedim vardı, onu sevip sarmalıcam, koruyup kollayacağım diye göbeğim çatlardı. Elimde, kolumda omuzumda her nereye gidersem yanımda gider, peşindende beni sürüklerdi. Ona ne olduğunu hatırlamıyorum, ama bugün hala gözümün önünde olan bu kedi, çocukluğumaki hayvan sevgime dair küçük bir işaretti belki.  Sonra evimizin en şahanesi annemin iş yerinden getirdiği Şiva kedimiz tabi onunda yavrusu oldu ve biz ona yıllarca baktık. Adı boncuk'tu çok akıllı zeki bir kediydi. Resmen attığınız her objeyi size geri getirirdi. Benim odamı benimle paylaşıp, yatağımda yıllarca yattı, şişman tombul tüyleriyle fıkır fıkır nefes alışverişiyle göbeğimin, göğsümün, yüzümün üstünde uyumaya bayılırdı hergele.
Tabi bir gün oda, öleceğini hissederek ,kendini bizden uzak tutarak kaybolup gitti yavrucak.
 Kediler öleceği zaman mutlaka evden gidermiş kesin oda aynısını yaptı bize. Ailemizin üyesi sevgili kedimiz kaybolunca evde herkesin çok üzüldüğünü hatırlıyorum. En çok benimle uyurken benden ayrılmaması ayak ucumda yatması, uyandığımda başımın üstüne çöreklenmiş halini hiç unutamam, kendini seviyor ve sevdirtiyordu  bize.
Alışkanlık olmuştu onunla yaşamak, evde bir kedinin olması, onu olağan şekilde sevip okşamak.

Kedim Pıtır ile tanışmamın  ise çok ilginç bir hikayesi var.
Geçen yaz arabanın ön motorundan gelen bir sesle korkarak kaputu açtığımızda onun oraya sıkıştığını gördük . Normalde bu tür haberleri çok duyuyordum, ama olacak ya işte benimde başıma gelmişti. Korkarak, üzülerek birazda ağlayarak motordan çıkaramadığımız kedi yavrusunu ancak tamirciye giderek çıkarabildik.

Motordan çıkarıldıktan sonra, onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum, yeni doğan bir bebek gibi tamircinin onu kucağıma vermesi ve onun  hırçın vari hareketlerle kaçmak isterkenki halleri unutulmazdı.
Yavruyu elimdeki  hırkanın içine sıkıştırdım, artık hiçbir yere kaçamazdı benimdi bana ait olmalıydı, bana gelmişti ve ben onu en iyi şekilde üstüme düşen şekilde bakmalıydım hayatın armağanı hediyesiydi  bana. Küçük bir kuzuydu elimde, minicikti, ürkekti, çekimser ve de korkak.

Hırkayı az biraz araladığımda onun o güzel yeşil gözlerini , yemyeşil gözlerini gördüm.
Öylesine hırçındıki beni neden aldın der gibi bakıyordu bana.
Elimde sardım, sıktım kaçmasın diye, onu o anda sevdim, gördüğüm anda sevdim, gördüğüm anda onunla bir bağ kurdum. Onu sevdiğimi anladım, benimle yaşamasını istediğimi hissettim.
SOnu tavlamak için , evimize geldiği andan itibaren peşinde pervane oldum, yatak altı, baza altı, kanepe altı süründüm peşinde, güvenini kazanmak, evimizi sevmesini sağlamak, beni sevmesini ve güvenmesini sağlamak için elimden ne gelirse yaptım.
Belki de o anda birisinin güvenini kazanmak, belki de o gün sevmek daha çok sevmek sevilmek ihtiyacım vardı. Belki  benim için bir geçiş kapısıydı.
Belkide güvenini kazanırsam her şeyi yapabilecek bir güç kazanacaktım.
Belki de o yüzden bu kadar ona bağımlı oldum, bağımlısı oldum delisi oldum.
Ben onu böyle severken üstüne böyle titrerken, oda artık yavaş yavaş bize alışmış ve ailemizin yeni üyesi olmuştu.
Küçücük bir çocuk yerine koydum onu , kucağımda uyuttum kimi zaman, dışarıdayken, işteyken koşa koşa eve geldim acıkmıştır diye, onu göreceğimin aşkıyla, heyecanıyla, kapıyı açtığım anda, merdivenden pıt pıt inişiyle kucağıma atlaması ve sevgisini içimde hissetmek dünyanın en güzel şeyiydi. Saf sevgi az bulunur bir şey, şimdilerde hiç olmayan bir şeydi.

Sanki bir altın madeni bulmuştum. Sanki benim en güzel hazinem oydu.
Güzeller güzeli, güzel gözlü Pıtırım'dı. İnanın şu an yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor.
Sokağa çıkıp bağıra bağıra ağlamak istiyorum.
Yumuşacık tüylerinden, kulaklarının üstünden usulca yumuşakça, severek sevdirerek, kolunun altından kendini uzatıp bana aldırarak, uzun tüylerini sevdirerek beni kendine  aşık ettiren dünyanın en güzel kedisiydi.
Aşk illaki sevgili demek değil, insan bazen bir kediye, bir canlıya, çocuğuna, eşine, hiç tanımadığı ama yaşam tarzına, fikirlerinden ilham aldığı bir kişiye de aşık olabilir.
Aşk saflıktır, sadeliktir, bağlılıktır, önemsemektir.
Tıpkı benim Pıtırımı  önemsemem gibi.
Ben onu bir  kedi gibi görmedim hiç ,bendeki bir emanet , değerli bir şey gibi gördüm.
Bu yüzden adını PITIR koydum, adını seslendiğimde, naif duruşu ve güzel gözleriyle yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürüsün diye.
İsmiyle özleşsin diye, ismiyle yaşasın diye, isminin hatırına daha da çok severek bağlanarak.
Ben işe gittiğim için evde yanlız kalmasına gönlüm razı gelmediği için,  ara sıra sepetine koyup iş yerime götürdüğüm zamanlarda olmuştu, sağ olsun değerli iş arkadaşlarım bana bu konuda çok destek verdiler.
Zaten uslu bir kedi olduğu için tüm gün ben bilgisayarımda çalışırken kucağımda yatardı. Bazen koltuğumun arkasında sırtını bana dayar, bazen de masamda ki ahşap kutunun içine girip bana oradan tatlı tatlı bakardı.
Her zaman bana yakın olmak, olduğum odada olmak indiğim merdivenlerden arkamdan peşimden koşmak hep onun işiydi.
Bana yakın olma derdine, laptopumun üzerine yatıp benim çalışmama bile izin vermeyecek derecede bana düşkündü.
Elini elime uzatır, elini yanağıma koyardı. Belki bunlar çok hayvani içgüdüsel bir şey ama zannedersem beni annesi sanıyordu. Akşam ben yatağıma uzandığımda illa başucuma çıkacak, illa yatağımın içine girecek, illa ki tırmanıp göğsümde uyuyacaktı.
Beni sevdiğini ve ben evde olmadığım zamanlar beni çok özlediğini hafiften de olsa küstüğünü anlıyordum.
Kedilerin küsme, alınma, darılma, gücenme, ve kalplerinin kırıldığını çok ama çok sonradan öğrendim. Daha detaylı araştırınca, tüm hayvanların içgüdüsel olarak çok farklı olduklarını ve sezgilerini, zekalarını içgüdülerini insan gibi algılayarak yaşadıklarını hayretle fark ettim.

Günlerden bir gün anneme bıraktığım bir gün, ki o günü hiç hatırlamak bile istemiyorum.
Hatta takvimlerden sildiğim bir yaz ve bir yıldır benim için. Bu yaşıma kadar en kötü anılarımın en acı kayıplarımı yaşadığım yıl olarak adleddiğim geçen yaz döneminde hayatımın en kötü gününü yaşayacağımı nereden bilecektim.
Kadıköy'de annemin beni telefonla arayarak  kedimin öldüğünü haber vermesiyle, olduğum yere yığılmışım. Elimdeki telefon bir yere ben başka yere, haykırarak ağladığımı bağırdığımı hatırlıyorum.
Bayılmışım...
O gün orada yaşadığım şey, her ne ise her psikolojide adı ne diye geçiyorsa, beni çok üzen mutsuz eden, ve bütün yaşayan nefes alan bütün hücrelerimi yakıp yıkan bir şeydi.

Hayat bazen hiç adil değil, hiç hemde, bazı şeyler, denenmeniz, test edilmeniz veya başka şeylerle ilintili olarak size geliyor.
Her zaman deneniyorsunuz, başınıza gelen felaketler, ölümler, hastalıklar,yediğiniz kazıklar, yanlızlaştığınız özel durumlar ve daha fazlasında siz hep deneniyorsunuz.
Hayat hiç kolay değil, kolayına alıp hafifcesine yaşayanlar için değil bu sözlerim.
Hayat da tıpkı trafik  gibi hafifsenemez, hayat şakaya gelmez, hayatınıza ciddi anlamda yatırımlar ciddi anlamda emek vermediğinizde çok kötü bir hayat kalitenizin olacağı  garanti.
Küçük bir detay, gözden kaçan bir şey, ihmal ettiğiniz ne varsa dönüp şöyle bir düşünün, derine inin, derinlerine girin, eminim ayırdığınız bu küçük bir zaman dilimi veya görmezden gelmeyip en ufak sorunun üstüne  gitmeniz ve sorunu kaynağında çözmeniz belki bir iş anlaşmasını, belki evliliğinizi belki iş hayatınızı kariyerinizi paranızı veya dostluğunuzu kaybetmemeniz için en iyi sonuç veren çabanız olacaktır.
Benim güzel gözlü kedim, annemin açık kalan camından dışarı çıkıp 6. kattan teras'dan  aşağıdaki arabanın üzerine düşüp ölmüş. Hemde hemen oracıkta, daha küçücükken, ben onu daha gezmelere götürecekken, kışın ona kazak şapka  örecekken, ona insanları anlatacakken, ona tüm sevgimi sonsuz bir şekilde verecekken. Ben onun yanında değilken onu koruyamadığım kollyamadığım bir zamanda.
Ben daha ona dokunmaya kıyamazken, akşam benimle televizyon izlerken dikilen kulaklarını aşkla sevgiyle hayranlıkla izlerken, bana koşup benimle oynamalarına doyamazken, o beni güzel güneşli bir günde son vedasını bile yapamadan öğleden sonra saat 2 civarında  meleklerin diyarına gitti.
Ondan sonraki süreç öyle kötüydü ki  anlatamam sizlere, hayatımdan giden her şeye bir ağıt bir yastı belkide.
Sorularım ve onu rüyalarımda görme isteğim hiç bitmedi. Geçenlerde koltukta uyuyakalmışım, artık halüsinasyonmu hayal mi bilemiyorum, kolumun içinde uyuduğunu gördüm, mırlayarak bana doğru sokularak, öylece uyanmışım hayal ve rüya karışımı içinde.
Kediler nereye gider?
Hep kafamın içinde bu soru, belkide ölmedi, belkide yaşıyor, belki annem onu başkasına verdi.
Ve daha neler neler neler neler?
Sokaktaki hiç bir kediyi sevmek istemiyorum.
Kedim beni görür kıskanır diye korkuyorum üzülüyor diye içleniyorum.
Uzun bir zaman böyle geçti. Kedim yüzümden hayat kalitem tamamen diplere düştü.
Ben ben değildim artık, üzgün mutsuz ve de kederli, acı ve yas içinde.

Acaba doktora gitsem mi?  diye düşündüm.
Biraz okuyup araştırınca benim gibi başka insanlarında acı çektiğini gördüm.
Aşk acısı, ölüm acısı gerçekten çok büyük bir keder, büyük bir hastalık.

Pıtır'ı uzun zaman aklımdan çıkaramadım.
Evdeki merdivende koşusu benimle beraber koltukta oturup kıyımdan köşemden ayrılamayışı.
Eve geldiğimde ki kapıda beni karşılayan halleri.
Bana düşkünlüğü ve daha neler.

Taki geçen güne kadar, resimlerini tesadüf görünce, gözlerine uzun uzun bakınca, acımın yavaş yavaş geçtiğini anladım.
Ve bu yazıyı paylaşmak ve Pıtır'ın adını yaşatmak istediğime karar verdim. Hatta balkonda  onun için küçük bir çam bile diktim.
Ortaya böyle bir yazı çıktı, sonuç olarak, bir canlıyı almak bakmak, hayvansever statüsünde olmak ve onu koruyup kollamakla mükellefiz.
Bir işe başlarken de böyle gerçekci olmak en iyisi mantığı ön planda tutmak, hayatın gerçekleri karşısında temkinli davranmak esas.
Bakımını üstlendiğimiz hayvanında duyguları var, oda bir canlı sizi anlıyor hissediyor ve sonuçta sizi oda çok seviyor, sorumluğun bilincinde olmak ve çabucak gececek bir sevdayla hayvanı üzmemek gerekiyor.
Benim başımdan böyle bir macera geçti, yok aşısı yok bakımı, sevgisi, ilgisi, yok maması kumu derken bayağı bir alışmıştım ona, ve gerçekten hala onu özlüyorum. Anısı ve sevgisi kalbimden hiç bir zaman silinmeyecek kesinlikle.

Anekdot: Kediler, sezgileri çok güçlü, çok duyarlı, içgüdüleriyle hareket edip, sahibini benimseyip kıskanıp, çok hassas ve duygu hayvandırlar. Evinize bir kedi aldığınızda sebep sonuçlarını, bakımını ve onun ruh dünyasını çok iyi tahlil edip bakım kararına öyle devam etmelisiniz. Yoksa hayvan içinde sizin içinde sonu çok kötü olabiliyor maalesef.

Tüm kediler mutlaka tuvalet eğitimini biliyor, evi kokluyor ve kendini o evin merkezine yerleştiriyor.
Sahibini çok seviyor, onu izliyor, taklit ediyor, takip ediyor, sizle birlikte tv izliyor, yanlızlığa hiç gelemiyor, eve gelen misafiri istemiyor.

Keyfi ve dünyası bozulsun hiç istemiyor.

Siyah beyaz  kediler uğurlu gelebiliyor, evinizde bol bereketin geldiğini hissediyorsunuz ayrıca bu kedi cinsleri çok zeki olabiliyor. Ünlüler bu kedileri sahipleniyor.

Geçenlerde bir kedi resmen benden yemek istedi. Çok sevemesemde, her nerde görürsem göreyim markete girip mutlaka bir süt veya başka bir şey almaya çalışıyorum.

Kapımızın önünde de yavrular var, mutlaka bir parça yemekten sonra sokağa inip önlerine bir şeyler bırakıyorum.

Vermekten, yedirmekten, beslemekten, fazla olanı ihtiyacı olanlara vermekten zarar gelmez.

Akşam omzumda hırka,elimde bir yemek kap  sokakta kedi arıyorum  besleyecek, ve tüm ekmeklerim gökyüzünün kanatlı krallarının yani  kuşların.

İnsan her daim her şeyi tecrübe etmeli, yaşamalı görmeli geçirmeli, yoksa tecrübe dediğimiz  o pahalı şeye nasıl sahip olabiliriz.

Eliniz kire pasa, yanlışa doğruya, kargaşaya, karmaya değmeden, biraz gözyaşınız akmadan, hayatı öyle süt liman yaşayamazsınız. Tecrübe sağlam iyidir. Ve sizi gitmek istediğiniz  yöne götürür.
Sevgili Pıtır'ın Anısına ...İSTANBUL 2017

Kedilerle ilgili daha fazla bilgi öğrenmek isterseniz  ilgili linki şuraya https://www.youtube.com/watch?v=Pg4srT6yAJQ

 http://www.beyazperde.com/filmler/film-244948/fragman-19540792/ bırakıyorum.


2017-11-15

Dünyası küçük, gönlü büyük pul koleksiyonum.

11/15/2017 12:15:00 ÖS 0 Comments

İnsanoğlunun doğasında her zaman bir şeyler biriktirmek, saklamak, vardır. Kimi zaman ise anılarını hatırlatacak  objelerle  yaşama isteğinden ister istemez  ayrılamaz.  İster güzel günden kalan bir şey, ister geçmişten bir hatıra, isterse günümüzden elimizin altında bakmaya doyamadığımız sevdiğimiz renkli bir sürü güzellikler onun için özel ve de çok anlamlıdır. 
Benimde ilk biriktirdiğim şey tabi ki başlıktan da anlayacağınız üzre, kapağı  lacivert renkli sert mukavvadan yapılmış,ilk  pul koleksiyonumdu. Üst üste binen şeffaf sıralamaların  içine yerleştirdiğim çok eski dönemlere ait çok severek ve özenerek biriktirdiğim minik boy  pul koleksiyonu kitapçığımdı. Çok kitap okuduğum için annem tarafından cezalandırılıp:)) yakılarak yok edilen belki bugün hala devam edebilseydim, içinde dünyanın en iyi en güzel en kaliteli  pullarının yer alacağı çocukluk hobimin meyvesi yok olan çağdaş koleksiyonum.  
Belki o gün yok olan şey, küçük bir çocuğun taze, saf  merakıyla biriktirilen minik kağıt parçaları gibi gözüken şey, eminim içimde ne derin darbeler yaratmıştır.  Şimdi bayağı bir büyüdüm ve içim öyle güzellik ve öyle güzel bakış açılarına  sahip oldu ki; bazen ben bile kendimi tanıyamayıp şaşırabiliyorum. Ruhaniyetimden acayip bir tırsıp kendimden şüpheye düşüyorum.  Gittikçe  daha da büyüyen  tasarım, resim, kitap, heykel, seramik sevgim  ve sanatın alt dalların ait ne varsa beni ben yapan ve şu an olduğum kişiye dönüştüren tek  şeyle gerçekten çok ama çok  mutluyum.  

Geçmişin koleksiyonunda  bizim evde ne ararsanız vardı. Belki de her şeyden biraz bir parça..
Kasetler, peçeteler, kitap arşivleri, tavan arasında ufak tefek valizler, kutular, kız arkadaşlarımın bana yazdığı güzel mektuplar, güzel şiirler, kurutulmuş güller, eski fotoğraflar, alman marka fotoğraf makinaları, kasetçalarlar, eski radyolar, eski şapkalar, abajurlar, kalem kutuları,  hepsi de evimizde bizle birlikte yaşayıp nefes alıp veren canlı hücre misali küçük hayatımızın evreni işgal eden uzaylıları gibiydiler.
Gece olunca başımı yastığa koyunca nedensiz bir ağlama isteğiyle uyuyakaldığımı hatırlıyorum. 
Mutsuzluk değildi tabi bu sadece çocukluğun getirdiği anlamsız bir şey, kederli bir şey, geleceği hayal edip ince ip üzerinde yavaş adımlarla yürümek, sessiz kör karanlıkta elini kolunu nereye koyacağını bilememek gibi bir şey.
Pek şefkatli, ama şefkatten eser olmayarak, pek düşünceli ama düşüncesizce davranılarak, pek tutucu ama sonuçlarına ağır ve tek başına katlanılarak.
Gecenin kör lambası sönünce evreninde  sadece benle beraber uykuya daldığını sanırdım. 
Hayat benim gördüğüm bildiğim kadardı. Ötesi yoktu ötesi bilinmezdi, sırla kaplı kitabın içinde koca yürekli bir bulmacaydı. 
 Büyümek zor işti, yaşamak kolay, sevmek zor işti sevilmek kolay.
Vermek kolay işti almak zor .

 Yıllar geçtikçe, hayat değiştikçe, zevklerim ve ilgi alanlarım  mevsimler gibi yer değiştirdikçe farklı şeyler üzerine yoğunlaşmam kaçınılmaz oldu haliyle
Kimi zaman hayatı serseriliğe vurdum, iplemedim, serseri takılıp gönlümü hoş ettim onla:)) Kimi zamansa çok derinden ta derinlerden sessizlerden,ermişlerden tasavvuflardan seslendim evren beyefendisinin   kendisine:)
Kim ne derse desin, hep kendime inandım, kendime güvendim, uzaktan tiz gelen cırtlak seslere hep kulağımı kapadım. 
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.
Ayaklarım yorulana, dilim damağım kuruyana hayatımı içselleştirene değin.
Kendimi kaybedip, kendimi bulduğum karanlık tünellerin sonundaki ışıkla kendimle dans ederek, ayağıma bulaşan çamuru , üstüme yapışan anlamsız, saçma sapan tozu kiri  bir çırpıda silerek , silkinerek.
Günler böyle gelip giderken, sonbahar yağmurları küçük evimizin çatısından sesler çıkarırken, arka bahçede elmalar olgunlaşmamış, dutlar daha yeni tadlanmış, annemin diktiği çiçekler daha güneşe yüzünü vermemişken,
Hayat çocukluğun çarkında  dört başı mağrur  mekanizmayla dönüyor ve ben 
çocukluğumun, gençliğimin en güzel zamanlarını mutlu fakat mutlu olduğunu bilmeden şimdiki zamanda ne hissediyorsam bir mukabele aynı tad ve keşifle yaşıyormuşum. Keşif adamı, keşif kadını, keşif cadısı, keşif meraklısı artık siz ne derseniz  deyin kabulumdur:))  
Çocukluğunuzu, gençliğinizi, güneşli günlerin zevkini,  ve size sımsıkı sarılıp sevdiğini çok sevdiğini , güvendiğini söyleyen insanlarla bir arada yaşamanız ve en mutlu olduğunuz günlerin anısına ithafen güzel koleksiyonlar biriktirmeniz  dileğiyle. 
Bugün içimden böyle bir yazı geçti, gerisi Evrenini işi:)))
Sevgiler herkese

2017-11-11

Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından:))

11/11/2017 11:20:00 ÖÖ 0 Comments

İnsan bazen bir gününü yazmak ister, bazen haftalarını bazen aylarını bazense yıllarını, bazende olur olmadık geçmişten güzel günlerini yazmak ister.  Benim aklıma gelen ve yazmak istediğim gün ise, kış mevsiminde kar lapa lapa yağarken okul yoluna doğru yürüdüğüm gündür.   Zaman geçtikçe anılar değerli bir hazineye dönüşüyor, zaman kavramı geçmiş ve gelecek içiçe geçiyor. Zamanı geçirmek, zamanı dondurmak, zamanla yarışmak, zamanı dingin bir şekilde yaşamak için yine doğa'dayım, yine yürüyorum, inceliyorum, dinleniyorum, hayranlık içinde gördüklerimden etkilenip mutlu oluyorum. 
  Biliyorum bu Doğa parkı çok yazdım  çok sıkıldınız ama ne yapayım baksınıza şu güzelliklere sanki Emirgan da lale festivalindeyiz. Şimdiden söz veriyorum Doğa park'ı bundan sonraki süreçte sadece kışın  karlar altında çekip paylaşım yapıp konuyu burada kapatacağım.:)) 
Beni biraz olsun takip edenler, okuyanlarınız bilir, yine değişik işler, güçler peşindeyim. 
Bu sonbahar mevsimini en güzel pastırma yazı tadında geçirdiğimiz günlerde, yoğunum ve güzel insanlarla, yeni arkadaşlıklar ve dostluklarla beraberim. 
Evren'den torpilim var kitabımdan sonra evren inanılmaz mucizelerini hayatımda göstermeye başladı. İnanılmaz güzellikler kapımda, ve her şey bana göz kırpıyor. Tabi bunun nasıl olduğunu soranlara tek cümlem, durmak yok egzersizlere devam, canınızı sıkan konu neyse, size dert olan neyse, yapmak istediğiniz neyse, olmak istediğiniz neyse, yok olmasını istediğiniz neyse, işte oturup mesai harcayıp liste liste yazın kenara . Fakat içinde asla olumsuz geçen bir cümle olmamasına dikkat edin. Örneğin borçlarımı en kısa zamanda ödemek istiyorum cümlesi yanlış bir cümledir,  içinde geçen borçlarım kelimesi olumsuz bir kelimedir, evren bunu aynen size geri gönderir borca devam şeklinde, onun yerine söyleyeceğiniz cümle şöyle olmalıdır. Bundan sonraki süreçte hayatımı bolluk, refah ve zenginlik içinde geçireceğim. Çok zengin ve muhteşem günler geçiriyorum. Muhteşem bir hayata sahibim gibi olumlu  cümleler kurarak listenize odaklanmaya devam.
Bu konuyu kitabı alıp okuyanlar eminim çok daha iyi kavrayacaktır. İnanmayıp kenarından kıyısından gülenlerde, çaktırmadan bu egzersizleri yapıp, evrenin göz kırpışlarını görünce de aman ha sakın tutuşmasınlar:)))
Evren size ne isterseniz karşılığında onu verecektir. Şimdilerde yüklü bir ödeme yapıcam ona yoğunlaştım ona göre egzersiz yaptım. Önüme çıkan ödeme fırsatlarını görünce, veya farklı alternatifler karşıma çıkınca hah diyorum tamam doğru yoldasın Tülin aynen devam:))
Aşağıda  size özel çok güzel lale fotoğraflarını çekip paylaştım. Her biri ayrı bir mucize, ayrı bir güzellik, ayrı bir keyif vericilikle dolu manzaralar.
Doğa beni seviyor, tabiki bende onu, geçenlerde Sakarya'da bir görüşme için fabrika ziyaretinde bulundum, toplantı esnasında''sonbaharı en güzel yaşayan fabrika bu olsa gerek dedim. '' İnanın herkes'in dışarıya bir bakışı vardı, hiç unutamam.  Yüzlerce defa çiğnedikleri bu yeşil alanlar, izledikleri ağaçlar veya fabrikanın o şahane nefis gökyüzü mavisi boyanmış duvarlarını  hiç keşfedememiş olmak, hiç bakmamak hiç görmemek, doğanın nefis tablolarını hiç ama hiç keşfedememek ne acı. 
Doğa ana üstüne düşen vazifeyi en mükemmel şekilde yapıyor. Peki neden biz bu güzelliklere dikkat etmiyoruz, sevmiyoruz, incelemiyoruz. 
Bir çiçek düşünün, büyümek hayata tutunmak, yapraklarını günbegün nazlı bir edayla açmak tohumlarını toprak anaya ve rüzgarların efendisine bırakmak için nasıl da çaba harcıyor, üstelik ne kadar kısa süre yaşayacağı ortadayken.
Hayattan umudumuzu kaybettiğimizde doğa bize en güzel yol gösterici, herkes bir parça olsun çiçekleriyle konuşmayı sever. Ben kocaman ağaçlara sırtımı dayayıp, bazende kollarımı açarak sarılıp nasıl da mutlu oluyorum. Onun bir hediye olduğunu biliyorum hemde gören gözlerim için dünyanın  en güzel hediyesi.
Dünyaya gelen her canlı bir hediyedir.  Her canlı özeldir. 
İster büyük ister küçük olsun nefes alabilen her canlının  yaşama tutunma çabası takdire şayandır. 
Yeni anne adaylarına bakıyorum bazen, kendilerine en güzel hediyenin bahşedildiğini düşünüyorum. 
Ne güzel dir anne olmak, evlat sevgisiyle, torun sevgisiyle, kuzen, yiğen sevgisiyle dolu olmak. 
Sevmek zaten başlıbaşına çok güzel bir şey, karşılık beklemeden, özenerek itinayla, elzemle sevmek.
 Bu aralar Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'ı okudum. Şimdi de Kar kitabını yeniden okuyorum. 
Kırmızı kitabında, unutulmaya yüz tutmuş resim sanatını, eski hattatları, nakkaşları, osmanlı dönemi padişahlarını, ve o dönemin minyatür işçiliklerini okumak ve o dönemin yaşamını düşünmek güzeldi.  Resim sanatını oldum olası çok severim. Bu kitapla birlikte resim ve  minyatür sanatına olan bakışım daha da bir değişti resmen. 
Kişisel gelişim, satış pazarlama, tatil ve gezi,  butik oteller, yemek , tarih ve psikolojiyle ilgili bir sürü yeni kitaplar  okuyorum şu aralar, hepsi de biribirinden ilginç ve özeller,  ayrıca çok özgün ilham verici izlediğim filmlerim de var, hepsi yeni yayında yeni paylaşımlarda kalbinize ulaşıyor olacak. 
Güzel sonbaharlarınız, güzel, uzun yürüyüşleriniz ve bol enerjileriniz olsun.
Sevgiler herkese.

2017-11-05

İstanbul'da katıldığım festivaller

11/05/2017 04:47:00 ÖÖ 0 Comments

Merhabalar arkadaşlarım, Festivaller şehri İstanbul'dan sesleniyorum sizlere:)) 
  2016 yılında katılmış olduğum ve çok renkli, macera dolu,enterasanlıklarla dolu  beğenerek katıldığım  3 festival'den bahsetmek istiyorum bu yayında hepinize:))
Festival deyince oh mis çayırlara uzanmak, yeni lezzetli yiyeceklerin tadına bakmak, konser alanlarında coşmak, dostlarla eğlenmenin ve keyfini çıkarmak, biraz kendi olağan dünyanızdan çiçek çocukları moduna çıkmak gerçekten iyi hissettiriyor  insana.
İnsanları kaynaştıran, gençlerin bir arada eğlenmesini sağlayan, yenilikçi ve modern dünyanın yeni hobi evleri hobi mekanları, hobi atölyeleri desek doğrudur bu güzeller güzeli etkinliklere evsahipliği yapan yeşilimsi ve doğalımsı cafemsi ortamlara.
 Bizim için  kış mevsiminde gidecek yeni yerler bulmak ,yeni yerlerin izini sürmek , bu tür ortamların  havasını solumak iyi geliyor, heyecanlandırıyor galiba.. 
Bence insanlar öğrendiği alanlarla ilgili etkinliklere katılmalı,bu etkinliklerdeki başarılı olmuş insanlardan fikir ve ilham almalı, bakış açılarını değiştiren, onları yenileyen, ve yeni fırsatlara yön veren insanların tasarımlarından faydalanmalı. 
 2. el kıyafet festivalinde;  neler yaşadık? neler gördük?  neler hissettik?  nelerden keyif aldık? hep beraber resimlerden ve yazılardan takip ederek başlayalım bakalım:))
Garaj organizasyon her sene 2.el kıyafet festivali düzenliyor ve bende bu festivallere ara ara katılmaya çalışıyorum. Aslı Kanber Tuzcuoğlu'nun  ve arkadaşlarının düzenlediği bu etkinlik benim için gerçekten çok keyifli geçiyor.  Sarıyer Belediyesinin ve radyo kanallarının sponsorluğu dahilinde yapılan organizasyon'da  müzikler, etkinlikler, step dans showları etkinliğin olmazsa olmazları. 2. el kıyafet  festivalinden  çok ucuz paralara çok güzel kıyafetler, retro işler, tablolar ve vintage ürünler alıyorum her sene.
Aynı etkinliği daha sonra Sarıyer meydanda engelliler içinde yapıldığını duydum. Fakat ona katılma şansım olmadı, eski Sarıyerli olarak duyduğum, bayağı ilginç eşyaların olduğuydu. Festival alanını gezerken insanların değişik kıyafetlerine rast geldim. Sadece bir kere giyilmiş veya paketinden hiç çıkarılmamış, etiketli olan bu ürünler kapış kapış satılıyordu. Garaj organizasyon bu konuda gerçekten çok yetkin ve de etkin. Sosyal işlerin, kurumlarını yardım sandıklarının ,sponsor olabilecek firmaların , sosyal medyayı çok iyi kullanıp bu etkinliklere destek veriyor olması da çok iyi bir şey. 
Destek olmadan, yardım görmeden, fikir alışverişinde bulunmadan bu tarz işlerin içine girmek gerçekten çok zor, inanın ben denedim, hakkaten insan acayip yoruluyor. O sebebten verilen emeğe saygı gösterip, bu tarz buluşmaları, özellikle de size fayda sağlayacak, yararlı grupları takip etmek ve kendi kişisel gelişim yolculuğunuzda, cebinize bir taş daha koymanız önemli bence.
 Ben bu tür etkinlikler için atma ver sloganını kullanmak istiyorum. 
Düşünsenize evinizde yıllarca kullanmadığınız eşyalar, uzun zamandır giymediğiniz kıyafetler, okumadığınız kitaplar, kolilediğiniz ıvır zıvır'lar  emin olun başka insanların kullanım alanlarında  çok işlerine yarayacaktır. Atmayıp vermek, komşumuza, arkadaşımıza size olmayan kıyafetleri hediye etmek,  çocukların, bebeklerin  giymediği ve artık kullanamadığı eşyaları, ihtiyacı olan insanlara vermek sizden bir şey kaybettirmez tam tersi insancıllığınızı , merhametinizi, ve vicdanınızı  artırır. 
Fırsat bulursam, yeni festivallere, tiyatro gruplarına, el sanatları, gıda fermantasyonu, psikoloji, ve hiç bir şey yapmama:))) festivallerine'de katılmak  istiyorum. 
Umarım yakın bir zamanda bende bir etkinlik yaparım. Bizde yakın arkadaşlarımız ve facebook grubumuzla açıkhava'da  2. el kıyafet takas şenliği yapmıştık. Bu sene de yılbaşı için böyle bir etkinlik hayalim var. 
İster dışarda isterse kapalı modern bir alanda kurulsun etkinliğin amacına ulaşması ve kitleleri bir araya getirmelerinde ki amaçlarına ulaşmak olsun.  Bu kitlelerle birlikte hareket ediyor olmak, ve neyi hangi amaçla yapıyor olduğunuzu bilmek çok önemli, biliyorsunuz, bende bu arada evrene enerji gönderme ve sinerjimi yükselterek, hergün düzenli egzersizlerimi yaparak evrenden torpilli davranmaya ve ona göre davranışlarımın sonuçlarını, yani evrenin göz lırpışlarını yaşıyorum. 
Hepimiz ve herkes için çok güzel enerji mesajlarım var 2018 yılı blogerların en  yılı olacak, başarılı, bol bereketli, bol bol yeni dostlarla birlikte...
Ve her zaman dediğim gibi zenginiz, sağlıklıyız, güçlüyüz, başarılıyız. 
Evren bizi dinliyor ben siparişi verdim bile:))
Enerji modunuz her zaman %80 lerde olsun emin olun tüm gün karşılaşacağınız frekanstaki kişilerinde aynı oranda olacaktır. 
Siz olumlusunuz hayat da size olumlu..
Sevgiler arkadaşlarım, yıl boyu  keyifle, pozitif enerjiyle kalmanız dileğiyle:))


2017-10-30

Sonbahar'da Yaşama Koşmak:))

10/30/2017 07:37:00 ÖÖ 0 Comments


Selamlar herkese, sonbahar temalı yeni yayınıma hoş geldiniz:)
Sonbahar gelince, ormanın derinliklerinde doğru ,yemyeşil ağaçlar arasında , uzun yürüyüşler yapmanın, sahilde uzun uzun  yürümenin, tempolu koşmanın, sakin dingin oturmanın, mis gibi  tavşan kanı bir bardak çayla kır kahvesinde bir dostla dertleşmenin,  göl kenarında faytonla gezmenin tam'da  zamanıdır şimdi.
Yaz artık ufaktan aramızdan ayrılıp, güneşin son demlerini ensemizde hissettirirken gezdiğiniz yerlerde, yaprakları sarıdan kırmızıya dönen ağaçların,  mis gibi ahşap köy evlerinin çardağı altına sığınıp, yağmur damlalarının çıkardığı müziği dinlemenin, şehirden uzak olmanın keyfini yaşamanın , yaz sıcağında dolaşmaktan vazgeçtiğiniz açık hava müzelerini gezmenin, gri bulutlar güneşle dans ederken çıkan rüzgarla uçuşan yaprakları izlemenin hatta fazlasından ziyade benim gibi deliler gibi her şeyi fotoğraflamanın, doğanın gizli bahçesinden birer sürpriz  gibi karşınıza çıkıveren yüzlerce mantarı , çiçekleri , bitkileri  keşfetmenin, yaprakların hışırtısını dinlemenin, kısaca sonbaharın tadını çıkarmanın tam da  zamanıdır şimdi.
Doğanın fırçasının yaprakları yeşilden sarıya, turuncudan kızıla ve mora boyadığı bu mevsimde dağlar, ormanlar, deniz kenarları, göller ve yaylalar  gezmek için büyük bir nimet.
Sonbahar her ne kadar dökülen yapraklarla hüznü çağrıştırsa da, doğaya yürüyüşe  çıktığınızda karşılaştığınız renkler size hüzünden çok  çocuklar gibi neşe ve keyif vermesi büyük nimet.
İş hayatı, ev yaşamı içinde insan arada kendisine zaman ayırıp  doğayla baş başa zaman geçiriyorsa büyük nimet.
 Son demlerini yaşayan güneşin ensenizi kızartmasını aldırmadan, kapın paltonuzu, benim gibi   kırmızı  termosunuzu ve o harika yeni aldığınız kırmızı çizmelerinizi atın  kendinizi dışarıya,
inanın  Sonbaharın tadını çıkarmak için çok da  uzaklara da gitmeye gerek yok bazen.
 Sokağınızın başındaki yürüyüş alanı, mini parklarda kısa vadede bu işi çözer gibi geliyor bana,
Bu tarz yerler için benim ilk adresim Doğa park Çekme köy  oluyor, bazen de  sahil'de oturan arkadaşlarımın yanına kaçıyorum. Çıkmışken şehrin yenilenen yüzünü görmek, yeni binaları ve mimarileri incelemek, peşime takılan kedileri anında  oracıkta sütle ödüllendirmek, insanları incelemek, eve dönüş yolunda ilk defa evime geliyormuş gibi bir heyecanla eve dönmek, evin kendine has kokusunu içime çekmek, evimin düzeninden hoşnut olmak beni hem yenileyen, hem mutlu eden, hem de  çok şanslı olduğumu gösteren en büyük işaretler bence.
Gezgin sevdalıları sonbahar geldi diye üzülmeyin inanın sonbahar ve kış mevsiminde de öyle yapılacak çok şey var ki, her şeyden öte bir sonbahar temizlik serenomisi yaşar herkes, uzun zamandır dolabımızın diplerinde duran kışlık ürünlerin havalandırılma zamanı gelmiştir. Biraz yıpranan kıyafetleri onarmanın, kuru temizlemecinin yolunu öğrenmenin tam da vaktidir şimdi.
Kışlık dolabımız için eksik gördüğümüz, kombinde eksiğin hissettiğimiz şeylerin alışveriş zamanıdır şimdi.
Oturma  odası için koltuklara krem, vanilya, tatlı kahve polarlar almanın ve uzun zamandır duvarınızda sizinle özleşen panoları, tabloları yeni sevdiğiniz resimlerle yer değiştirme zamanı geldi de geçiyor bile.
Sonbahar'da polonez köy çok güzel oluyor, bolu abant fotoğraf severlere inanılmaz hazineler sunabiliyor..
Geçenlerde keşfettiğim ve herkese daha kendim gitmeden tavsiye ettiğim Kulindağ ahşap evlerinde bir gece geçirmek ve nefis görünen kahvaltılarını tatmak çok hoş olsa gerek merak edenler için ilgili linki buraya bırakıyorum. Birde belki duymuşsunuzdur Bolu Hindibağ evleri çok güzel görünüyor, gitmenizde fayda görüyorum onunda, linkini gitmek isteyenler için  burada paylaşıyorum.

Yazının sonunda  da  kırmızı rengi çok sevdiğim için kırmızı renk sonbahar'da kullanabileceğiniz ürünlerin ilgili linklerini bıraktım. Belki içinde hoşunuza giden bir şeyler çıkar:)
Herkesin de bildiği gibi yaz mevsiminde gidilecek yerler gerçekten çok fazla, yaz tatili, kültür tatili, günlük gezilecek yerler, fakat kış gelince bende uzun zamandır gitmediğim, görmediğim arkadaş ve akrabalarımı ziyaret etmeyi daha çok seviyorum. Kış mevsiminde tüm aile bir arada yapılan kahvaltı, uzun zamandır görmediğiniz teyze veya halanın evinde geçireceğiniz güzel bir gece, veya kız arkadaşlarınızla yapacağınız o dillere destan pijama partileri, sizi tüm benliğimle yazıyorum, inanın gençleştirecektir.
Hem kendinizi bulma, tanıma hemde karşınızdaki kişilerle kuracağınız ilişkilerin daha derin ve sağlam olmasına sebep oluyor bu tarz ziyaretler, aman eliniz boş gitmeyin böyle yerlere:) hazır aldığınız şeyler de makbuldur ama nedense ben oyumu renkli bir kutu içinde kurabiye veya kek'den yana kullanıyorum. Sevdiklerime almaktan en çok hoşlandığım şeylerden bir tanesi'de mutfak da kullanabilecekleri servis tepsisidir. Özellikle üzerinde ıllustratıon bir çalışma varsa beni de anlatan yanı varsa ve her gördüğünde  o kişiye beni hatırlatacaksa  ne güzel şeydir o öyle,
Kimi zaman vakit bulduğum zamanda çerçeve içine, işleme kalpler yapmaya bayılıyorum. olmadı keçe bir yastık en güzeli'de keçe'den  sevdiğim hayvan figürlerinde yaka iğnesi, ve son nokta atışım şimdilerde üzerinde uğraştığım yeni t-shırt tasarımlarım için kullanacağım keçe desenler, keçe kolajlar, keçe yaka iğneleri
Bir şeylerle uğraşmak iyi geliyor her şekilde bana hem kendimi mutlu ediyorum, hem karşımdakini sevindiriyorum, hemde kafamı biraz olsun boşaltmış oluyorum.

Sizde böyle her şeyleri  yapmayı seviyorsanız bir konuda odaklanın derim, yoksa benim gibi ayran gönüllü takılıp, hiç birine yetişememe durumunda kalabilirsiniz:)

 Güzel bir sonbahar olsun sizin için, hem ruhunuzu, hem hayatınızı hem kararlarınızı, hem de sizi neyin mutlu edeceğini keşfetmiş olarak.
Hoşça kalın, seviliyorsunuz, zaten bunu çok iyi biliyorsunuz:))

2017-10-25

Evren'den Torpilim Var:)

10/25/2017 07:37:00 ÖÖ 0 Comments

Selamlar herkese, 
Şu anda yeni okuduğum ve inanılmaz bir şekilde etkilenip,  noktasından virgülüne okuyarak hayatıma geçirdiğim, sonuçlarını sürpriz bir şekilde  almaya başladığım  bir  kitabın önerilerinden bahsedeceğim siz sevgili dostlarıma;

Adı 'Evrenden torpilim var'' Yazarı Aykut Oğut;
Öncelikle herkese bu kitabı alıp, alıp, alıp mutlaka okusun derim. 
Bazı kitaplar vardır, okur geçersiniz, yazdığı methiyeler kurallar kişisel gelişim martavalları bir kulağınızdan girer diğer kulağınızdan geçip gider. 
Heh işte bu kitap öyle bir şey değil, kitabı okuyup anlama ve hayata geçirme başarınızın sırrı, satırlar aralarını dikkatli okuyup, hayata geçirme, istenilen alanlardaki egzersizleri düzenli olarak yapmanız , hayat  heyecanınızı ayakta ve canlı tutmanız,   gerçekten yaşamda neyi istiyor olduğunuzu bilmenizde, ve bunu gerçekten yapacağınızı inanma gücünüzdedir. 
Konuya daha detaylı girmek gerekirse; eskiler bilir bir dönem Secret diye bir kitap çıkmıştı, bayağı favori bir şeydi, işte evrene olumlu düşünceler göndermek, olumlu düşünmek, olumlu düşüncenin sonucunda zengin olmak  bla bla bla  bu böyle acayip bir furyaydı o zamanlar. Fakat kitap bize taa  o zamandan bu net gerçeği fısıldamış fakat biz görememişiz.  Tabi şimdilerde artık  herkes bu olumlu düşüncenin gücünü, evrene gönderilen olumlu-olumsuz   enerjileri, ağzımızdan çıkanların bir gün mutlaka dönüp dolaşıp bizi bulacağı yönündeki algıyı tamamen anlamış durumda. 
Ben genelde bu evrene mesaj gönderme olayını anlamış fakat kenarından kıyısından yaptığım veya yanlış şekilde yaptığım için tam anlamıyla istediğim noktaya gelememiştim. Tıpkı gitarın tellerini ayarlamak gibi, benimde bu düşüncemde kitabı okuyunca anladım ki bazı ayarlamalar yapmam gerekiyormuş.  Evrene  mesaj gönderiyorum ama içinde olumsuz bir cümle kurduysam o iş yine yaş, kurduğunuz cümleye çok dikkat etmeniz gerekiyor, tamamı olumlamalarla geçmeli.
Evren şu şekilde oyunu başlatıyor, öncelik tabi ki çocukluğumuz da aldığımız kararlar, yaşadıklarımız, etkilendiğimiz, örnek gördüğümüz modeller bizi yaşamımız boyunca etkileyecek roller etkili oluyor, öncelik yaşadığını her ise olumlu veya olumsuz bilinçaltınızda, egonuzda, veya kim olduğunuzda gerçek özbenliğinizde oyunun şartları çerçevelenmiş oluyor. Siz olumlu mu ? olumsuz biri misiniz? çevrenizde görmüşsünüzdür, ağzından çıkan her olumsuz cümle gelip o kişiyi bulmamış mıdır? mıknatıs gibi çekmemiş midir olayları işte bu da öyle bir şey , evren emrinize amade ağzınızdan her ne çıkıyorsa,, evinize gelecek postanın içinde de bu olaylar size ikram edilecektir. 

Evren, enerji, ego meselesini incelerken, öncelikle şu yaşadığımız hayattan keyif almasını öğrenmemiz şart, kendimizle barışık olmamız şart, şartlar ne olursa olsun, kalbimiz ve  anın getirdiklerinden keyif almasını , keyifle yaşamasını öğrenmek zorundayız. 
Evrenle iletişim kurmak istiyorsak elimizdeki enerjiyi olumlu olarak evrene geri göndermek durumundayız. Her şey zaten büyük bir enerjidir evrende, bizlerde enerjiden oluşuyoruz. Güzel bir müzik dinlediğinizde , ürperen teninizde, içinizden hıçkırarak  ağlama isteği geldiğinde hayatınızda başınıza  gelebilecek en kötü olaylar karşısında  ezik duruşunuzda, veya kendinizi en güçlü, en harika, en yıkılmaz gördüğünüz anda vücudunuzun kan akışının nasıl değiştiğini, kalbinizin nasıl çarptığını, adrenalin salgıladığınızı ve  çok heyecanlandığınızı siz  bizzat biliyorsunuz.  Çünkü bunların hepsi vücudunuzdan yayılan enerjinin gücü.Ve siz enerjinizin otokontrolünü isterseniz  ele geçirebilirsiniz. Vücudunuzda değişen enerji akımını şu testle'de yapma şansınız var. Ben denedim, gerçekten vücudunuzda gel git dalgalanmalar, farklı frekanslar yaşanıyor. Bir anda üzgünken bir anda güçlü olma haline geçiyorsunuz.  test burada ilgili link


Örneğin en basiti bir iş görüşmesine gidiyorsunuz, omuzlarınız çökük, boynunuz bükük, umudunuz bitik enerji frekansınız yüz üzerinden %35'de olursa, görüştüğünüz insan da nasıl bir intiba bırakırsınız bir düşünün, siz kendinizi sevmezken, beğenmezken, bu işe layık görmezken işveren sizi nasıl işe alır ,alamaz! canlar:)
Bir de şöyle düşünün, öyle bir güç ve enerjiyle  gidiyorsunuz o iş görüşmesine, frekansınız %80, bundan sonra yaşayacağınız olaylarda bu frekansta, karşılaşacağınız insanlar, konuştuğunuz, kişiler, karşılaştığınız  tüm insanların frekansı %80'dir. Yani artık voltranı oluşturmuş oluyorsunuz. Tam özgüvenli halinizle istediğiniz maaşı, şartları oluşturabilirsiniz.  Ben başarabilirim, kendime güveniyorum, bu iş için seçilmişim mesajını da karşı tarafa verdiğiniz anda da hakkettiğiniz saygı ve sevgiyi görüyor. Tüm gözlerin üzerinizde olduğunu hissediyorsunuz.  Olmaz öyle  bir şey demeyin, 2 gün önce bizzat ben kendim yaşadım dostlar:)) 
Ben bu şekilde örnek verdim, siz hayatınızda ne yaşıyorsanız  o yönde yapın  hayatınızda bu verdiğim örneği, hatta benimle paylaşma şansınız olursa çok sevinirim. Evrenden torpilli olumlu blog grubumuz bu şekilde daha da genişler:)) Nede olsa tüm grup artık evrenden torpilliyiz:))) Olumlu düşünmenin ilk adımlarını ilk tohumlarını buradan atmak lazım. 
Ben kitabı okumaya başladığım anda, olumsuz düşüncelerimi değiştirdim yerine olumlu, pozitif, gelişimci, girişimci, sevecen, sevgili, ilgili düşüncelerimi koydum. 
Çocukken düşündüğüm olumsuz düşüncelerimi olumlu olarak liste yaptım. 
Düşüncemi netleştirdim. Yapabilirim, yapacağım, bunun için varım olumlu düşünce durumuna geçtim, benim için olumsuz düşünceleri içimde savaştığım negatif egoyu alıp yerden yere çarptım, içimde sinsice dolaşıp, alttan alta bana fikir veren egom'a  resmen savaş açtım. Sen böyle düşünebilirsin ama ben bundan böyle böyle olacağım, böyle yapacağım, her şey bu şekilde olacak diyerek yoluma devam ettim, Halada kitabı okuyorum devam edeceğim. Çünkü sonuçlarını aldım hayatım gerçekten mükemmel:)))
Eminim bu  kitabı alıp okuyunca,  kuraları hayatınıza geçirince, yolunda gitmeyen, sizi tökezleten, bıktıran şeylerin nasıl değiştiğine sizler bile şaşıracaksınız , aslında şaşırmış bile olmayacaksınız zaten kendinizi bu duruma alıştırmış olacaksınız. Ve inanın yıllardır yaşadığınız bu saçma sapan döngülerden kurtulup, mutlu bir ilişki, kalıcı dostluklar, zenginlik ve kariyer yani evrenden her ne istiyorsanız ne hakediyorsanız bizzat karşılığını bulacaksınız. 
İstediğiniz şeyleri daha olmadan yaşıyor gibi olmanız  o heyecanı içinizde hissetmeniz evrenin sizin bu konuda ne kadar kararlı olduğunuzu  görmesine yetecek de artacak bile.   
Bu arada istediğiniz şeylere de dikkat etmelisiniz, bu istediğiniz şeyleri alacak yeriniz var mı? bu enerjiye bu güzelliklere hazır mısınız? cevabınız evet ise doğru yoldasınız:)
Sizler olumlu enerji yaydıkça, enerjinize uygun kişileri, olayları, para durumunu, sevgiliyi, kısaca etrafınızdaki her şeyi  kendinize çekmeye başlayacaksınız.  Bu olumlu düşüncelerde negatif hiç bir şeyi aklınızdan geçirmeyin.
 Olumlu görünüp, olumsuz isteklerle bezenmiş düşüncelerinizi  evren yine tekrar size gönderecektir, sizi es geçmeyecektir, çünkü evren siz ne isterseniz onu verecektir. Fakat sonucunda  belki de hiç istekleriniz  istemediğiniz formda gerçekleşecek,  bu sebepten mutlaka olumlu düşünce kalıplarını özenerek, kurduğunuz cümleler üzerinde biraz düşünerek, cümleleri dikkatli kullanarak egzersizlerinize hiç bıkmadan usanmadan  devam edin derim.
  Hayatınızdaki ilk oluşumları, evren size minik minik göz kırpmaya, olayları vesile etmeye başladığında anlayacaksınız. Yani bu mudur? bu kadar mı demeyin, istemeye evrenden istemeye devam edin. 
Gizli benliğinizde, içinizde gizli , olumsuz bir düşünce barındırmadan, isteyerek severek öz güvenle yapabileceğinize inanarak istemeye devam edin. 
Bu egzersizleri yaparken olumlu cümleler kurmak çok önemli, geçmişte ve gelecekte yaşamayın, yaparım, başarırım, benim için hep güzel ,olumlu, mutlu olmuştur cümleleri kullanın. 
Evrenden öyle güzel şeyler öyle olumlu frekanslarda olaylar isteyin ki; Evren sizin sesinizi duyduğunda, heyecandan tüyleri diken diken olsun, gözlerinden yaş gelsin, enerjinizle dağları oynatabileceğinizi bilsin. Siz yeter ki İSTEYİN!
Yaparken de mutlaka aşağıda belirttiğim başlıklarda ki istediğiniz hangi yöndeyse, o yönde egzersiz yapmaya devam edin. Bu yapılan egzersizler, size istediklerinizi elde ettirmek için değil, sizin belli düşünce kalıplarından çıkmanız ve size istediğinizi elde etmenizi sağlayacak düşünce kalıplarına geçebilmeniz için yapılan uygulamalardır. 
Yoksa bol keseden düşündüm olmadı , yaptım olmadı derken bulursunuz kendinizi. 
Kitabı okumaya devam ettiğim için geri kalan bölümler hakkında detay veremiyorum. Umarım en yakın zamanda okumanız  v ve etkin bir şekilde hayatınıza geçirme şansınız olur. Aşağıda verdiğim örnekler, farazi, yüzeysel örneklerdir, sizler bu örnekleri çopaltıp, yeni başlıklar ve alt segmentler oluştarabilirsiniz. Kitabı bir an önce alıranız sizin faydanıza, ayrıca Aykut Oğut ve eşi Esra hanımın seanslarına katılabilir, youtube videolarını da takip edebilirsiniz. İlgilenenler için ilgili link paylaştım. https://www.facebook.com/ikeaykutogut/posts/1644097162321445
Unutmayın hayatınızın ipi sizin elinizde, güç sizde, ve evren emrinize amade, 
Hepinizi çok seviyorum, sevgiyle dostlarım. Umarım bir faydam dokunmuştur  sizlere:) Aman ha bu egzersizleri bir defa söyleyip geçmeyin hiç bir hükmü kalmaz.
 Her gün tekrarlayacağınız, dilinizden düşmeyen yeni ve modası hiç geçmeyen  number one şarkılarınız olsun bunlar:)


Bu egzersizleri yapmadan önce mutlaka hedefinize odaklanın, tabi ki sonuç beklediğinizi biliyorum fakat; önceliğiniz sonuca giden yollarda hefefinize  küçük adımlarla ilerlemek. Bunu yanlış anlamamnız için şöyle örnek vermek gerekirse; A noktasından B noktasını geriye çekmekle, adımları küçültmekle, hayalinizden vazgeçmek arasında büyük fark vardır. Siz  bu planları yaparken, ufak adımların sizi geriye çektiğini, hayalinizden uzaklaştırdığını düşünebilirsiniz. Fakat bu ufak hayaller, sizi asıl sonuca götürecek tek gerçektir. Kişisel gelişim kilo vermek gibi bir şeydir. Spor salonuna gidip, iyi bir antreman yapıp, taze sıkılmış bir portakal suyu içmek, elbette son derece faydalı, ama o kadarla kalmıyor. İstediğiniz kiloya ulaşana kadar, her gün tekrar etmeniz lazım egzersizlerinizi:)



İLİŞKİ EGZERSİZİ
*Son derece huzurlu ve keyfili bir ilişki içindeyim.
*İlişkide  özgürce kendim olabiliyorum. 
*Birlikte saatlerce vakit geçirebiliyoruz. Ayrıyken de birlikteyken de günlerim son derece keyifli geçiyor. 
*İlişkimde çok sevilir ve saygı görürüm.
*Her zaman mükemmel insanlar beni buluyor.
*Karşıma sorumluluk sahibi insanlar çıkıyor.
İlişkim, hayatımın diğer alanlarını da pozitif bir şekilde etlikiyor. 


İŞ HAYATI EGZERSİZİ

*Her zaman başarılı olurum
*Her zaman saygı ve sevgi görürüm.
*Her  iş yerimde uzun yıllar çalışırım
*Her zaman maaşım ve imkanlarım iyidir
*Her zaman iş arkadaşlarımla çok iyi anlaşırım
*Mesleğimde son derece başarılı bir noktaya geldim.
*Benim de iyi olduğum noktalar var, şu  şu ve şu alanlarda kendime güveniyorum. 
*Bugün yapılacaklar listemdeki her işi, son derece büyük bir keyifle kolayca yapıyorum.

DOSTLUK EGZERSİZİ
*Dostlarım beni çok sever ve değer verir
*Dostlarım aramda kuvvetli bir bağ vardır.
*Dostlarım çok güvenilir insanlardır
*Dostlarım hayatıma değer katar
*Evde arkadaşlarımızı ağırlarken  çok güzel vakit geçirebiliyoruz. 

PARA EGZERSİZİ
*Benim cüzdanım her zaman parayla dolu olur
*Her zaman fazla kazanırım
*Bolluk, zenginlik ve refah içinde yaşarım
*Bana ummadığım yerlerden ek paralar gelir
*İstediğim herşeyi alma gücüne sahibim. 
*şu an çalışıyorum bugünüm ve yarınım daha güzel olsun diye.
*Para biriktiriyorum.
*Her gün beni rahat ettirecek kadar paraya sahibim.
*Çalıştığım şirket, her seferinde tam vaktinde ödeme yapıyor.

ŞÜKÜR EGZERSİZİ

*Huzur dolu bir evim olduğu için şükrediyorum.
*Son derece keyifli bir ilişkim, evliliğim olduğu için şükrediyorum.
*Maddi kaynaklarım için, sadece sevdiğim işleri yaparak para kazanabildiğim için şükrediyorum.
*Etrafımda sevecen, pozitif dostlarım olduğu için şükrediyorum.
*Hayatımdaki tüm güzellikler için şükrediyorum.

OLMAMIŞ FAKAT OLMUŞ GİBİ YAPTIĞIMIZ EGZERSİZLER

*Yeni ve güzel  bir ev oaldığım için şükrediyorum.
*İdeal kilomda olduğum için şükrediyorum.
*Şahane dostluklarım  ve yeni iş ve özel arkadaşlarım olduğu için şükrediyorum.
*Her güne sağlıklı uyandığım için şükrediyorum.
*Elimdekilerin kıymetini bildiğim için şükrediyorum. 
*Hayatımdaki bolluk ve bereket için şükrediyorum. 
*Eşimle birlikte gittiğimiz tüm tatiller ve mutluluğumuz için şükrediyorum. 
*Harika bir işim ve çok keyifli bir çalışma ortamım olduğu için şükrediyorum.
*Hayal ettiğimi her şey için şükrediyorum. 
*Karşıma yeni iş imkanları çıktığışükrediyorum. 
*Gelirimi %10 oranında arttırdığım için şükrediyorum.
*Parayı kolayca hayatıma çekebildiğim için şükrediyorum. 

 (HAYALLERİNİZE ULAŞMA  VE PANO HAZIRLANMASI)
Sizde bir yaratım panosu hazırladığınızda yada panonuza olmaka istediğiniz, yapmak istediğiniz, sahip olacağınız ve hayallerinize dair resimler, görseller, grafikler kesip asabilirsiniz böylelikle beyninize yepyeni bir gerçeklik sanki; hali hazırda olmuş gibi yutturabilirsiniz. Beyin bir kere inandığında, ego da bundan etkilenecek, böylece sizin yaratımıznız çok daha kullanışlı hale gelecektir.
*Yeni arabamın resmi
*Yeni telefonumun resmi,
*Zayıflayınca ben
*Yeni bilgisayarım
*Yeni evim
*Yeni iş ortamım
*Yeni yatırımlarım
*Yeni ş anlaşmalarım
*Yeni ev dekorum
*Yeni arkadaşlarım diyerek liste uzar gider, 

2017-10-17

Baküde Son Gün, Gence, Şeki ve Quba Hakkında 6.GÜN BAKÜ

10/17/2017 05:49:00 ÖÖ 0 Comments
Hüzündür Veda; Güzel bir sabah Türkiye'den yola çıktığımız Bakü tatilimiz'in son yazılarını paylaşmaktan dolayı  içim biraz buruk da olsa, son bir gayretle rüzgarlar şehri, geceleri ışıl ışıl parlayan bu şehirde arkamda kalbimi ve özlemi bırakarak ayrıldığımı söylemek isterim. Yukarıda,  özellikle Bakü'nün detaylı  haritasını paylaştım. Gezi yolculuğunuzda  çok faydalı  olacağına inanıyorum. Elinizin altından daima bulunsun derim:)) Eğer dediğim gibi  buralara yolunuz düşerse benden küçük bir tavsiye, önce Bakü- Tiflis, Gence, Şeki, Quba, Gebele, Lahic turu yaparak, en son kısımda Bakü'yü keşfetmenizi öneriyorum. Bu şekilde tatilinizin daha renkli, daha etnik, daha tarihsel ve sanatsal anlamda değerlenmesine olanak sağlamış olursunuz. Bakü zaten küçük bir şehir, bir araç kiralayarak istediğiniz her yeri bir anda görme şansınız var. Ama çevre illerini özellikle  günübirlik yapılan turlarla katılmanızı öneririm. Bu turlar daha eğlenceli ve keyifli geçiyor, böylelikle azeri halkını da yakından tanıma ve kaynaşma durumunuz olabilir.
Aşağıda, Bakü Zabitler parkı buz meydanında, buz pateni maceramız'ı göreceksiniz. Ardından Şahane nefis The House Cafe'de yaptığımız şahane kahvaltı ve hemen sonrasında Bakü Port içindeki Starbucks Cafe'de eğlenceli, dinlenmeli kahve keyfimizi, ayrıca diğer gezilecek yerlerinde özellikle linklerini paylaşıyorum. Buraları görmeden dönmeniz yazık olur gerçekten, işinize yarayacak her türlü bilgi ve anekdotları aşağıda satır aralarına sıkıştırdım. Baküyü gezmekle kalmayacak, benim gibi  artık Bakü'yü bakülülerden çok daha iyi tanıyan biri olup çıkacaksınız.:))) Buraları gezmişken, hele de muhteşem sahillerde fink atmışken,mutlaka sahilde bisiklet kiralayıp sahil boyu binin derim, sahiller ve bisiklet yolları çok geniş, atlayın bisiklete, gidebildiğiniz kadar gidin, rahatlayın, ferahlayın, içinizde rüzgara karşı hiç bir şey kalmasın, keyfe keder, rota yapın, çocukluğunuza dönün hatta bisiklet ile yapacağınız bir kaç küçük numara ve akrobasi hareketleri eminim tüm insancıl ve çocuksu duygularınızı harekete geçirecektir. 
Bakü'de geçirdiğimiz son gecemiz ve son dakikalarımızın tadını sonuna kadar çıkarabilmek için,  bir parça English müzik dinlemek, ve india rock müzik keyfi yapmak amacıyla, Finish Finnegans Pub'a gittik. Çalan müzikler ve gece öyle güzeldi ki anlatamam, sanki canlı konserde hissettim kendimi, nasıl eğlenmişim, nasıl keyifli bir gece geçirmişim anlatamam, müzik güzel, ortam güzel, tatow'la olduğumuz yerde danseder hale geldik. Yeniden gitsem Bakü'ye mutlaka yine kaçarım herhalde buralara. İnsan bazen başıboş olmak istiyor, hayata akmak, iplerini koparmak, kendinden geçmek istiyor. Rahatlamanın ve stres atmanın bir farklı yönü de bu olsa gerek. Dans etmek, biraz müzik dinlemek ve hayata şu an baktığınız yerden daha farklı gözlerle bakmak işte tüm mesele budur dostlar.  Bazen susmak gerekir, bazen hiç konuşmamak, bazen uzaklara bakmak, bazende uzaktan yakına gelmek, bazen sebepsiz sevmek, bazen de sebepsiz gitmek:))
Herşey insanoğlu için, yaşamda evrilerek, törpülenerek, sevilerek, bazende nefret edip, şeffaflaşıp bulanıklaşan dünyanızı daha net  görebilmeniz dileğiyle, insan'a haz tüm güzelliklerle, Baku'dan Tülin geçerek yazıyor:))

2017-10-12

Azərbaycan Xalça Muzesi - Azerbaijan Carpet Museum & Türk Şehitliği 5.GÜN BAKÜ

10/12/2017 11:17:00 ÖÖ 0 Comments

Bu yazının başlığı bence dünyanın en güzel halıları Bakü'de olmalıydı  fakat aramalarda daha rahat bulabileceğinizi umarak yukarıdaki başlıkla giriştim yayına:) Azərbaycan Xalça Müzesi 1967 yılında halıcı ressam Letif Kerimov'un rehberliği ile kurulmuş ve Dünya'nın ilk ve en büyük halı müzesidir, ve onun anısına adını taşımaktadır. Müzede 6.000'in üstünde halı bulunmaktadır ve Orta Çağ'dan günümüze tüm Azerbaycan'ı kapsayan çeşitlilikte değişik bölgelere özgü Azerbaycan halıları sergilenmektedir.

Müze koleksiyonunda, 14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Karabağ halıları, Kasımuşağı halıları gibi kendi yörelerine özgü desenler ile Azerbaycan'ın çeşitli dokuma merkezlerinde dokunan halılar yer almıştır.  Nakış nakış ilmek ilmek her detayında büyülenerek gezeceğiniz müzede, birbirinden nefis tasarım, deha, emek ve kafa patlatmanın verdiği yaratıcılıkla karşınızda duran bu sanat eserleriyle   müthiş bir bağ kuracağınız, içinde  gezerken yaşadığınız bu rüyanın hiç ama hiç bitmesini istemeyeceğiniz bir müze sanat evi burası. Şimdi benimle birlikte  Azərbaycan Xalça Muzesini görmeye özellikle görmeye diyorum zaten paylaştığım fotoğraflardan eminim sizlerde benimle gezmiş kadar oluyorsunuz:)) davet ediyorum sevgili dostlarım hepinizi.
Daha önce Kayseri yazımı okuyanlar bilir, bu derece bu kadar özel ve güzel halıları Kayseri- Yahyalı'da halı mağazalarında  görmüştüm,  merak edenler için 1, merak edenler için 2 Hatta bir zamanların en önemli değer ve ticaret'e katkısı bulunan bu emeğin yok olduğunu gördüğüm için çok üzüldüğümü belirtmiştim. Tabi şimdilerde yeni bir duyum aldığıma göre Yahyalı Belediyesi bu işe yeniden el atarak, halı dokumayı bilen kızları kurulacak butik atölyelere davet edip, sönmekte olan ateşi yeniden canlandıracağını bizzat bildirmiş, bence bu çok güzel  bir haber, unutulmaya yüz tutmuş eski mesleklerin canlanması, örf adetlerimizi unutmamamız, çocuklarımıza geçmişten bir küçük parça da olsa anlatmaya değer bir şeylerin kalacağını bilmek çok umut verici olsa gerek. Eskilere dönüp baktığımızda, el işçiliği ile geçinen insanlar,  demirciler, bakırcılar, hattat sanatını icra edenler, ateşten dehasını gösterip camcılıkta hüner edenler, ince ince işleyip, alın terini bıraktıkları, emeklerinin karşılığını hem maddi hemde manevi gören bu yurdum insanımız ne güzelmiş o zamanlar.  En çok Urfa, Antep'te, Safranbolu, Eski Mardin sokaklar aralarında  göreceğiniz  bir zamanların en önemli geçim kaynağı el sanatı, el işçiliğimizin detaylı gezi resimlerini   burada bulacağınız, hepsi günümüzde artık  unutulmaya yüz tutmuş, simdiler de belki İsmek gibi özel kurslarda bu canlandırılmaya çalışılsa da bence biraz daha emek verilerek, Azerbaycan'nın  kendi sanatlarına, tarihi mirasına olan düşkünlüğünden, koruma gücünden  ilham almakta fayda var. Her bulduğumuz eseri müzelere saklamaktan ziyade, halkıda bu işin içine sokmayı, müzeleri canlandırmayı, etkinliklere daha fazla zaman ayırmayı, daha fazla bilgilendirmeyi,doğru ve etkili  reklam yapmayı öğrenmeyi  ve ülkemizin güzelliklerini daha fazla tanıtmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum.  En basit örnek Kıbrıs gibi bir güzellik var hemen yanı başımızda,  ama kaçımız kapalı maraş olayını biliyor.  Kıbrıs diyorsunuz hemen yaftalama başlıyor '' hiç bir şey yok gitmeye değmez diyorlar '' S
ırf bunun için bile gidip, her köşesini inceleyip sizlere burada anlatmayı çok isterim. Hatta şimdiden gidilecek, gezilecek yerlerimi belirledim bile:)
İnsanların ön yargılarından, yaftalamalarından, olumsuz düşüncelerinden sıyrıldığımızda inanın hayat bize daha güzel sürprizler sunuyor, yeterki siz inadınızdan hayat felsefenizden, araştırma ve gezgin ruhunuzdan vazgeçmeyin.
Neye baktığınız değil, baktığınız şeyde ne gördüğünüzdür önemli olan. 
Yukarıda da bahsettiğim gibi Halı müzesini gezerken bitmemesini istemediğiniz rüyanın 3 katlı müze olduğunu anlayınca kardeşimle sevincimiz 2'ye katlanarak, keyfimiz şekerli ve bol  katmerli olarak devam ettik güzeller güzeli halıların arasında gezmeye, bazı halıları çok sevdim, çok emek harcandığını, renklere ve desenlere çok önem verildiğini hissettiğim bu halılara resmen hayran oldum, aşık oldum. Ama aralarında bir kaçtanesi vardı ki aman allahım böyle bir halıyı, kim işler? kim dokur? dokurken ne hisseder?, ne aklım ne dimağım, ne de şu küçük dünyam algıladı desem yalan olur:)) Okul vaktini anlatan halı tasviri, veya sahilde koşan aileyi betimleyen, nefis el dokumaları, nefis  parçaların hepsini  al evine as tablo diye hiç de garip kaçmaz bence..
Buraya gitmek isteyenler yol tasvirim şu şekilde olacaktır. Şehrin merkezinden deniz kenarına, Mikayıl Hüseynov Caddesine yürüdüğünüzde müzeyi karşınızda göreceksiniz. Arka tarafınıza dönme dolabı aldığınızda da yine sahil yolu sizleri buraya getirecektir. Buraya gelip, müzeyi gezdiyseniz, sahil'deki gondola binip finikülerle de yukarı şehitliğe çıkıp, ölmüşlerin ruhuna bir fatihanızı esirgemeyip, Azerbaycan'nın ışıl ışıl renkli manzarasını ve london eyes'dan yani dönme dolaptan çıkan ışıkların başdöndürücü güzelliğini izleyip hayatın tadını hemen oracıkta çıkarın derim.

Kardeşim yaklaşık 5 yıldır Azerbaycan'da yaşıyor. Bir yaz mevsiminde büyük bir hüzünle bizleri bırakıp,  Türkiyeden Bakü'ye taşındı. Yazları hep geldi. Ama hiçbir şey aynı olmuyor nedense, gözden ırak gönülden ırak gibi, buradayken en yakın dostum kardeşimdi ama artık bana çok uzaklarda. Bu nedenle de bir araya geldiğimizde konuşacak, anlatacak çok şey birikiyor, ilk defa yorgunlukmu yoksa ayrı zamanlarda faklılaşan yaşamlarımızdan mı olsa gerek tam bilemedim. Bu kez çok fazla konuşamadık. Gezdiğimiz  yerlerde, ayaküstü ne anlatabildiysek birbirimize işte o kadar, yeniden gittiğimde baküye işte  o  zaman oturup, uzun uzun Türkiyeyi ve sorunlarını yeni bir heyecanla sevinçle beklediğimiz bebek Pelini ki ben adını orada koydum kız olursa diye:))) Annemi,, değişen hayatlarımızı, en son yaptığımız hayaller listesini şöyle bir gözden geçirmeyi, belki Amerika'da yaşama hayallerimi, bazen çok yorulduğumu, bazı doatlarımı özellikle kazık yediğim dostlarımı hayatımdan tamamen sonsuza dek çıkardığımı, bu dost işlerinden bellki ki hiç anlamadığımı, Türkiye'de pazarlama alanında iş hayatından umudumu kestiğimi, tasarımlar ve kolajlarımı hayata geçirme isteğimi, veya bunların tümünü unutup, uzun zamandır dinleyemediğim kendisinin hayatının nasıl gittiğini hem kendim hemde sizin için daha detaylı  sorarım dostlarım. Aşağıda en alt sıradaki kadraj kardeşimden bir hediyedir bana, uzun zaman hafızamda, anılarımın içine belleğimin en dip köşesine hapsederek saklayacağım bir hatıra.

Yeni yazımda Bakü'nün birbirinden renkli gece hayatını english publarını, şahane nefis ingiliz müziklerini, tadından yemeyip yanında yatacağınız indie rock müzklerinin çaldığı mekanları keşfedelim derim. Gerisi yazarken de gelir zaten sevgiyle hoşçakalın dostlarım.

2017-10-10

Haydar Aliyev Center Müzesini keşfedip, Sanata ve Güzelliklere Dalmak 4.GÜN BAKÜ

10/10/2017 06:14:00 ÖÖ 0 Comments

Canım arkadaşlarım hepinize bol öpücük bol sevgi selamlarımı iletiyorum. Şu naçizane yazı dizimde beni yanlız bırakmayıp güzel yorumlarınızdan beni mahrum etmediğiniz için hepinize minnettarım. 
Yeni bir ülkeye gitmek, yeni bir kültür şokuyla karşılaşmak, şehrin tüm yaşam haritasını sıfır hata profiliyle sorumlu olduğum insanlara, çevreme ve arkadaşlarıma karşı yansıtabilmek bazen çok zor olsa da, inanın yaşadığım  güzelliklerin sayısı bundan daha fazladır:) Farklı bir ülkeyi gezmek ve tanıtmak gerçekten çok ama çok keyifli. Fakat gezi esnasında  şöyle bir durum da var ki gözden kaçırmamak lazım; çektiğiniz videolar, resimler ve anlatımlar bazen sizleri yalnızlaştırabiliyor, evet koca bir dünyaya ve sosyal hesaplarınıza karşı  sorumlu hissetmek çok normal ama asıl süreç o anda yanınızda olan kişilerle de  bu dengeyi sağlamanızdan geçiyor.  Şahane ve bol eğlenceli  bir tatili yaşarken  insan ne kendini nede yanındaki arkadaş ve partnerini de yanlızlaştırmamalı diye düşünüyorum. :))
Tatil anlayışlarım da bir nebzeye kadar deniz güneş kum olmalı fakat o ülkenin tarihini anlatan müzelere gidilmedikten  , etkinliklere katılmadıktan, gizli kalmış köşelerini keşfetmedikten sonra böyle bir tatilin ne amacı olabilir ki benim için, sadece Bakü'de gezdiğim halı müzesi bile şehrin tüm geçmiş tarihini gözler önüne serip büyülenmeme sebep oluyor, gerisini siz düşünün artık. 
Elimdeki listelere yetişme telaşı, yöresel yemekleri kilo alacağım endişem olsa bile  tadma merakım, müzelerin içinde neler olduğunu keşfetme telaşım  sebebiyle cebimde olan son kuruşları da belki dönüş yolunda  Duty free'lerden alacağım parfümden olma  çabasına  harcama isteğim , en uzak yerlerdeki bilinmezleri keşfetme uğruna  sarf ettiğim taksin paralarım, sanırım benim en büyük evliya çelebi ruhuna erişme , gezi ve kültürel elçi namına erme, ve gezi nirvanasında sonsuzluğu yakalama isteğimden daha ağır basıyor.  
Ne yapılan gezilere , ne kitaplara, ne de iyi parça kıyafete verilen paralara acımam ben. İş ki değsin, iş ki amacını görsün, iş ki aradığım şeyi bana tüm güzelliğiyle sunsun. 
Umarım tüm dünyayı gezer ve sizlere anlatma şansım olur. Bunu her şeyden çok istiyorum. Evrensel dünyanın dilini çözmek, evrendeki yaşamları incelemek, genel kültürlerini, dünya mutfağını, yaşam tarzlarını kendi ülkeme daha iyisini içinden çekip alarak taşıma isteğim içimde, ve kendimde hiç  bitmesin. 
Bundan böyle Evrensel gezi elçisiyim dostlarım, gezi elçisinin tüm görevlerinin bilincinde olarak:))

Şimdi sizleri Bakü'nün en güzel, en mimari dehası, şehrin imzasını taşıyan Haydar Aliyev Center Müze içindeki kendisine  armağan edilmiş eşyaların olduğu el yapımı yöresel işlere, müzik aletlerinin olduğu bölüme,  kendi içinde kolajen oluşturmuş katmanlara ayrılmış müzeye ve Haydar Aliyev'in  özel araba koleksiyonunun  sergilendiği kata davet ediyorum. 
2013’te hizmete giren Kültür Merkezinin içerisinde, konferans salonu, kütüphane, müze, medya merkezi ve galeriler bulunuyor. Binanın mimarisi, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden, Irak asıllı, ünlü mimar Zaha Hadid'in imzasını taşıyor. Binanın şekli, bir söylentiye göre Haydar Aliyev'in imzası şeklinde yapılmış, diğer bir söylentiye göre ise Azerbaycan mitolojisinde yer alan Hazar denizinin yükselişini yansıtacak şekilde tasarlanmış.
Veda Zamanı geldiğini düşünerek, yeni yazımda birbirinden güzel el dokumalarının, dünyanın hiç bir yerinde göremeyeceğiniz halılarının sergilendiği Bakü Halı Müzesinin keşfini birlikte yapıp, ülkemiz için önem arz eden Türk şehitliğinde güzel dualarımızı ve kalbimizi bırakıp, ateş kulelerini hayretle inceleyip, Bakünün gece tüm heybetiyle, haşmetli ve rengarenk manzarasıyla düşlere, hayallere, kalbimizde o an ne varsa ona akıp, onunla bütünleşmeye doğru gidelim .
Sevgiler : Azerbaycan da Gezen Bir Türk:))

2017-10-08

Azeri Gecesi Şirvanşah Müze Ve Ateşgah Maceramız 3.GÜN BAKÜ

10/08/2017 12:55:00 ÖS 0 Comments
Bakü'nün en eski sokaklarından birinde bulunan Şirvanşah Müze restorandayız.
XIX. Yüzyılın ikinci yarısına ait olan müze, bizim gibi bu mekana gelen her konuğun 
 farklı bölgelerdeki  zengin ve lezzetli yemekleri tadabileceği şahane bir restoran müze ortamı.
Baküye gittiğimiz ilk günden itibaren hane halkını azeri gecesi diye bayıltma sekanslarından sonra burası hepimize ilaç gibi geldi, ve gerçekten herkes burayı çok beğendi, Türkiye'den gidecek dostlarıma burayı mutlaka önereceğim. Akşam yemeğine katıldığımız mekanda ilginç ve farklı yemek çeşitleri vardı. Hingel mantıyı tadıp, içinde safran, zerdeçal, kızarmış üzüm ve kayısılı pilavınızı yemenizi , ve o şahane etli çorbayı içmenizi öneririm. Bu şahane nefis, yöresel yemekleri tadıp, canlı azeri müziklerini dinlediğimiz mekan'ın 2 katlı bir müze olduğunu daha sonradan anlayarak, müze müdüründen rica edip içeriyi gezip bir kaç fotoğraf çekme şansımız oldu. Ayrıca girişteki kafkas şapkalarıyla da fotoğraf çektirip güzel kadrajlar yakalamanız an meselesi. Bizi gezdiren çocuğun anlattıkları kadarıyla aklımda kalanlardan ilki, lobi bölümündeki kapının 200 yıllık olması ve nicedir burada saklanıp korunmasıydı. Zaten ağaç türü her şeyi çok seven ben, bu bilgiyle nedense mekana daha çok ısındım. Masamızda yer alan kont drakula havasındaki mumluklar, Leonardo Da Vinci'nin son akşam yemeği tarzındaki masalar ve bazı bölümlerin Tunus havasında renkli tül ve ipeklerle süslenmeleri şahaneydi. Güzel yemekler yiyip, şahane azeri türküler dinledikten sonra, müzenin gizemli labirent havasındaki odaları birer birer ailece gezmeye başladık.  Buralara gelip içeriyi gezen her konuk  100 yıl önce Azerbaycan'ın yaşam biçimi, kültürü ve sanatı hakkında yeterli
 bilgiyi  edinme şansına sahip olacaktır mutlaka.
Akşam yemeğine geleceklere önerim. Burada 2 türlü eğlence yapılıyor üst kat Rusların eğlencesi, alt kat ise Türklerin eğlencesi yapılıyor. Yani anlayacağınız her katta farklı proğram yapılıyor. Azeri ve Rus gecesi eğlencesi gibi, ona göre rezervasyonunuzu yapıp bilgi almanız lazım. Hakkaten azerilerin müzikleri, sanatları ve gelenek görenekleriyle zevkleri bambaşka arkadaşlar:))
Şirvanşah müze restoranı çok ama cok beğendim. İçerdeki Konsept ,müzikler, yemekler ve müzenin kendisi muhteşemdi. Her kösede şaşıracağınız baska bir detay var. Müzedeki her obje ayrı ayrı toplanıp, hazırlanmış ve sergiye sunulmuş.
Eminim ki buraya geldiğinizde, müze restoranı  "Shirvanshah"ı  çok seveceksiniz. Dinlenmek, ve güzel bir akşam geçirmek için  en sevdiğiniz ve tavsiye  edeceğiniz  bir  yer olacaktır mutlaka.
4. Gün Bakü yazımızda, Bak'nün en büyük mimarlık eseri olarak adlandırılan   Haydar Aliyev Müzesini, Haydar Aliyev'in   özel araba  koleksiyonlarının  yer aldığı özel   müzesini, Fransız yemeklerini tadacağımız o nefis Paul ve ortamını , Bakünün ilginç  sokaklarını , yorgun argın  olarak kendimizi attığımız Starbuck cafede nasıl dinlediğimizi anlatacağım yeni  yayınımda görüşmek üzere iyi bakın kendinize dostlarım:)) 

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim