2016-12-21

# anıtur # aydıncık

Gökçeada -3 Yenilikçi Tatil


Selamlar güzeller güzeli dostlarım;

Gökçeada'ya  bu son gidişim ,uzun bir aradan sonra belki kış mevsiminde kar yağarken veya 
adaki rumların ağustos ayında kutladıkları bayramda (Meryemana panayırı)'a giderim diye düşünüyorum. 
Karda film çekmek, etrafı fotoğraflamak, ağaçların güzelliğini ortaya çıkarma isteği var içimde,
 Tepeköy  Barba Yorgonun otelinde kalıp ,sıcak şöminesinde ısınıp, güzide şaraplarından içerim belkide...
Şimdilik sadece bir akşamtavernasında nefis yemeklerinden tadıp, rum şarkılara eşlik edip, güzel danslarla kendimizden geçmemiz bile inanın çok ama çok mutlu etti bile. 
Adaya her yolculuğumuzda, bu sevimli Edirne ,Keşan
yolu üzerindeki ayçiçeği tarlaları karşılar bizi, yola çıkmak yolculuk yapmak , yolda durup birşeyler atıştırmak, yeni
 heyecanlara dalmak, tatilin huzunu hissetmek, ve her zamanki sevdiğiniz, özlediğiniz, adanın size kollarını açacağından emin olmanız çok güzel.
  Bazen  yolculuk esnasında, ansızın yolda birşey görürsünüz kilometrelerce
 geriye gidersiniz , biraz zahmetli bir keşiftir ama bulduklarınız herşeye değer, bakış açınız değişir, siz değişir, 
ruhunuz bile değişir,insan olmanın garip huzuruyla beraber, emsalsiz erdemleri de keşfedersiniz bu yolculukta. 
Gökçeadaya her gittiğimde  mutlaka burada bir film, bir belgesel, röportaj yapma hayalim  hep oluyor.
Daha önceleri  bilinçsiz olarak gittiğim Gökçeadayı bu kez karış karış dolaşacak, boşaltılan köylerin hikayesini araştırmak istiyorum. 
 Eşimle birlikte ilk videomuzu vapuru sırasında  beklerken, ormanın içinde çektik. 
Eskiden buralarda  sıra bile olmazdı, şimdiyse bayramda gidenler upuzun kuyruklara maruz kalıyor.
 Gökçeada'nın böylesi değişmesi, gelişmesi, adının duyulması, insanların burayı sevmesi inanın içimde bir gurur kaynağı oluşmasına sebeb oluyor.  

 Ben her nekadar seyahat konularında yazsamda inanın edebiyat, müzik, sanat, otobiyografi, ünlü kişiler, mutfak sevgisi, kitaplar, moda (henüz bu hobimle ilgili bir şeyler yazamamış olsam da)
yazmayı çok seviyorum. İnsanların yitirdikleri değerler, eski tarihimiz, iletişim sorunlarımız, tutku ve heyecanlarımızı irdelemeyi
gözler önüne sermeyi çok seviyorum. 
Kimsenin düşünmediği ve yazmadığı, aklına gelmeyene konuları ordan burdan, sandık içinden çıkarmaya sanırım bayılıyorum. 
 Yaptığım işte, proje detaylarında,  farklı açıdan  görseller yakalamak,
 en iyisini bulma umudunu korumak ve asla vageçmemek en sevdiğim huylarımdan. 
Kesinlikle  sahne sanatları, görsel sanatlar, moda tasarımı üzerinde birşeyler
 yapabilmeyi çok isterdim.

İnsanın kendini burada anlatması, saf duygularını karşındakine, çıkarsız, amaçsız, zevkle ve isteyerek 
vermesi bazen çok zor gibi gözükse de hayat böyle bir şey işte, yine de dobralık, şeffaflık , samimiyet iyidir.
 Gökçeadayı 3 yayın boyunca anlatmış biri olarak, artık birşeyler yazmak, anlatmak değil, göstermek istiyorum. Güzel adamın sakin huzurunda benim adam diyorum, çünkü burayı çok seviyorum, ve kendimi burayla özleştirmiş durumdayım. 
 Sizi güzel fotoğraflarla başbaşa bırakıp, bende adanın keyfini çıkarmak istiyorum. 
Sevgiyle kalın, Belgrad, Sırbistan tatilimizi okumayı unutmayın. Hoşcakalın dostlar. 

Not:) Pek sağolsunlar, ekşisözlük'ten arkadaşlar yazımla ilgili link vermişler çok gururlandım, teşekkür ederim. 
Köyler hakkında daha detaylı bilgiler için Eylem Aktepe'nin linkini veriyorum.  http://www.gokceadarehberim.com/nm-K%C3%B6yler-cp-97


 Ayçiçaği tarlaları



Daha önce bu köfteyi Belgrad'da cevapcici olarak yemiştik. Aynısı yolda karşımıza yine çıktı. 




Meşhur kahvaltımızı yapmak için Mustafanın kayfesine doğru gidiyoruz. Şahane bir yer buyrun görselleri aşağıdahttp://www.gokceadarehberim.com/nm-Mustafa_n%C4%B1n_Kayfesi-cp-339




Mustafanın kayfesi











Sabun Atölyesi








Kilise bayağı bir değişmiş.





Yıldızkoy'da tüm gün yüzebilir, biraz dinlenmek için sahildeki cafelerde buz gibi biranızı yudumlayabilir, akşam açıkhavada yıldızların kayışını izleyebilirsiniz.  Cadır kamplarda kalıp gec ateş yakabilirsiniz. Burayı çok seveceksiniz..



Madame savon için gün gelip bende böyle bir dükkan açmak istiyorum. Buna benzer kadıköyde secdus var, belki böyle bir yer, belki bir takas dükkan:))
Kokina nın yeri
               
Gece dışarı çıkmak istediğinzde, kaleköyde açık barlar, elsanatları sergileri, tezgahları emrinize amade



Tepeköy Barba Yorgo tavernasına gidin, sirtaki yapın, o güzelim canlı rum müziklerini dinleyin, şahane mezelerin özellikle ahtapot salatasının tadına bakın:))inanın nefes aldığınızı ve geçmiş anılarınıza gittiğinizi göreceksiniz, varsa imkanınız hatta burada bir gece geçirip üzüm bahçelerini keşfedip, sabah uzun yürüyüşlere geçip tepeköyü keşfedebilirsiniz.



http://www.barbayorgo.com/tr/tavernamiz.html







Zeytinliköy
Zeytinliköye, madame gidiyoruz, kahve içmeye, tatlı yemeğe,anıları tazelemeye, eski albümleri karıştırmya, tarihe dokunmaya, hüzünlenmeye, güzel insanları görmeye:)


Cafe nostos'da dibek hahvesi molası, o kadar çok sevdikki burayı akşamda sütlaç yemee geldik, oturun burada gelen geçeni izleyin, içerideki eski albümlere bakın belki bir tanıdık çıkar sohbete dalar zamanın nasıl geçtiğini bile anlamazsınız, içerisi nezih güzel ve sizi zamanda yolculuğa çıkaran bir mekan.










Cafe Nostos






Aloo İstanbull ordamısın:)


Laz koyu, aydıncık koyu, çamur banyosu, sorf yarışııı ve şahane güneşşş

Aydıncık plajı







Ve gelelim adanın kanayan yarası boşaltılan dereköy, ve biraz ilerde yer alan açıkhava hapishaneleri, son geldiğimizde araştırıp bulduğumuz yer, aşağıda buranın boşaltılması ve halka yapılan zulüm ile ilgili bir alıntı anekdot paylaşıyorum:(

Kıbrıs meselesi ile artan gerilimlerle 1958 yılında rüzgâr adalara yeniden ters esmeye başlar. 1958 yılında iki ada güvenlik bölgesi ilan edilir.
27 Mayıs darbesi ise İmrozlulara da darbe olur. 1961 yılında “Adadaki Rumlar Yunanlıların desteğiyle Türklerin arazilerini satın alıyor, plebisit yoluyla Yunanistan’a katılacaklar” haberleri ayyuka çıkınca Rumların arazi alışı yasaklanır. Çocuğuna düşük not verdi diye bir Rum babanın iki Türk öğretmeni dövmesi Meclis’e kadar taşınır. Vekiller adaların güvenliği için Türklerin çoğunlukta olmasının altını çizerler. Kıbrıs’ta kanlı Noel’le birlikte gerilimler arttıkça Rumlara karşı dil de sertleşir.
27 Mart 1964 tarihli MGK’da kabul edilen Eritme Programı ile ise adaların Türkleştirme süreci başlar. İnönü hükümeti önce ünlü 64 yasasıyla Türkiye’de yaşayan Yunan uyruklu Rumları göçe zorlar. 1951’de iptal edilen Mahalli İdareler Kanunu’ndaki hüküm yeniden yürürlüğe konup, Rum okulları yeniden kapatılır. Daha da ileri gidilir Gökçeada’da yaşayan 30 Rum milli güvenliği ihlal eden davranışları sebebiyle vatandaşlıktan çıkarılır. 300 Rum ise “Türklere has sanat ve meslekleri terk etmeleri” için uyarılır.
Ve öldürücü darbe. Dereköy’ün hemen aşağısına devlet Yarı Açık Cezaevi kurar. Adaya önce mahkûmlar getirilir sonra da aileleri. Adada tarım işleriyle uğraşan mahkûmlar serbestçe dolaşmaktadır. Mahkûmlar Rumların hayatını karartır. Tecavüz, hırsızlık, darp hatta adadan göç eden Rumların iddiasına göre altı cinayet işlerler. Yetmez devlet birden bire adada TİGEM vasıtasıyla üretim çiftliği kurmaya karar verir. Rumların geçimlerini sağladıkları zeytinlikler kamulaştırılır. Adanın ekilebilir arazilerinin yüzde 90’ına devlet el koyar. Hem de yumurtanın tanesinin 25 kuruşa satıldığı yıllarda metrekaresine sekiz kuruş vererek.
Adadaki bu resmî mobbing Yunanistan’ın tepkisini çeker. Mütekabiliyet için Rodos’taki Türklerin gönderilmesi bile gündeme gelir. Artan uluslararası baskılar üzerine 1966’da Yunanistan Büyükelçisi’nin adaya gitmesine izin verilir. Büyükelçi feribottan inince etrafını saran Rumlar “Alın bizi buradan” diye bağırmaktadır. Çocuğunu ona vermek isteyenler bile çıkar.
Rumlar adayı hızla terk ederler. 1970’de son darbe vurulur ve antik Yunan’dan beri İmroz olan adanın adı Gökçeada’ya çevrilir. Ve Türkiye’nin her yerinden aileler zorunlu iskânla adaya yerleştirilir.
Hapishane



Şimdilerde burası ahır olarak kullanılıyor, devlet buraya el atsa tıpkı Sinop cezaevi gibi gezilse, kanayan yaralar bir nebze olsun sarılsa olmaz mı? Bu fotoğrafları çekip sizlerle paylaştığım için bu yarayı sizlere gösterebildiğim için bir tarafım buruk bir tarafım mutlu olarak ayrılıyorum buradan ben.




Hapishanenin biraz ilerisinde bir köy var eski mübadele döneminde büyük olasılıkla, hapishanede yaşayanların köyü olmuş gibi burası, evler yazlık evler havasında bir girip sokağı görmenizi isterim. Burada bir cami varmış güya mahkumların yaptığı yeşil cami diyorlar  içerde farklı şekiller olduğu söylentisi var, kapısına kadar gittik fakat anlamsız bir şekilde içeri girmekten çekindik, bakmanızı tavsiye ederim.
Yolun biraz ilerisinde oğlak çevirme ve güveçte et için Temek Babanın yeri var tavsiye ederim. İnsanlar buraya rezervasyonla toplu, gruplar geliyor, tur firmaları için ideal bir yer bence özellikle, anıtur,cafetur,ets tur kaçırmasın derim burayı.




https://tr.foursquare.com/v/temel-baba-restorant-kirbah%C3%A7esi-g%C3%B6k%C3%A7e-ada/54ee5206498e8773f44b588a
















Diğer yazımdan takip edenler bilir adalı dostlarımızdan bahsetmiştim. Adadaki can dostlarımız emekli öğretmen Kaya abimiz, ve ünlü usta dalgıçımız Stella hanımın  , muhteşem evi ve kendileri.


Stella hanımefendinin evi

Bahsettiğim yıkık dökük ev şimdilerde otel yapılıyor. 


Kaya abinin bizi tepede götürdüğü karadut, 









Kaya abimiz

Film çekme denemelerim, doğal plato ortamım:))




Eve dönüş, Van Gogh tablosu gibi


Ada dönüşü Gökçeada  dair bir  film izledim. Daha da duygusallaşıp sanırım adaya iyice bağlandım. İzlemek isteyenler için linki ve resimleri aşağıda, yavaş film sevmeyenlere tavsiye etmem, ağır, vakur, yumuşak sakin film severlere gelsin. 

Rüzgarlar filminden görüntüler






Yorum Gönder

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim