2016-12-28

Ayvacık-Babakale-Assos -Behramkale bir kuple:))

12/28/2016 09:35:00 ÖÖ 0 Comments
Merhabalar sizlere;
Asos'a gitmeden önce, burayı nasıl keşfettiğim ile alakalı minik bir anekdot geçmek istiyorum. Yıllar Önce Ayvacık, Gürpınar köyün'de sevdiğim dostlarla birlikte çok güzel bir tatil yapmıştık. Denize sıfır, sessizliğin ortasında, güneş şapkalarımız başımızda, havuz kenarı kendi yaptığımız şahane yiyeceklerle  olağanüstü  bir tatil olmuştu bizim için.  O tatil'de  çok güzel köşe yazıları, notlar ve şiirler yazdığımı hatırlıyorum. Hayattan çok mutlu, ve umutlu, yaşayacağım daha çok şeylerin olacağının bilincinde olarak,sabahları buz gibi denize girerek,  denizaltında  balıklarla, kaplumbalarla yüzerek,  derinlerde çok derinlerde korkusuzca, eşsiz maviliğe kendini bırakarak, güvenmek her şeye güvenmek, inancını hiç yitirmemek ve saf bir duyguyla asıl o günlerde  kalbinin  daha çok mutlu olduğunu bilerek. Ayvacık Gülpınar köyü, sakin bir tatil isteyenler için çok uygun, doğa size, siz doğaya hakim olarak şahane bir tatil serenomisi var burada:))
Şimdilerde bir dostum hemde çok sevdiğim bir dostumun burası. Eğer yolunuz düşerse, mutlaka bu köyü gezip, sahilinde denize girin derim. Biraz ilerde yer alan Babakaleye uğrayıp, nefis balıkların tadına bakın, bir zamanlar korsanlar'dan korunmak amacıyla yaptırdıkları kaleyi gezip, uzaktan güneşin size göz kırpışını seyredin. Dingin suların heybetliliğini ve mavinin her tonuna aşık olarak, dinlenerek, kalpten dinlenerek geri dönün.
Buralarda tatil yaptığınızda, mutlaka Asos Behramkale'yi ister istemez merak edip, mutlaka bir keşif turuna çıkacaksınız, ama öncesinde, köy meydanından biraz ileriye yürüdüğünüzde Apollon müzesini'de gezin görün derim mutlaka,   http://www.smintheion.com/alan Gürpınar köyüne kurulan pazardan her türlü sebze ve meyveyi almanız mümkün, hatta Ezine peyniri almadan dönmeyin derim. Bir de yol kenarlarında satılan zeytinyağı, zeytin, domates sosları, reçel çeşitleri  felan'da ilginizi çekecektir. Sadece alırken dikkat edin, uzun süreli kalmış ve bayatlamış olmasınlar.
 Mis gibi dağlar, uzun yollar, bol manzaralı, irili ufaklı köy evlerini ve şose yolları geçip Behramkale Asos'a varıyoruz. Kendi halinde şirnmi şirin bir köy, bir çok el sanatları atölyesi, emeği göz nuru güzellikdki dükkanları gez gez bitiremiyorsunuz. Asos kalıntılarını ve eşiz manzarayı göreceğiniz yere doğru, yokuş  yukarı çıktığınız yolun üzerinde  köy halkının kendilerinin yaptığı doğal ürünlerden satınalabilirsiniz. Hediyelik eşyalar, el emeği ürünler, kurutulmuş otlar, bitkiler, çaylar v.s Kutu içinde kurutulmuş incir aldığımızı ve çok sevdiğimizi hatırlıyorum. İnsan doğası gereği gördüğü herşey den  dayanamayıp bir parça almak istiyor. Tüketim toplumunun en sevdiği insan manzarası işte bu.
Yokuş yukarı çıktığınız yerde sizi Assos Antik Kenti'nin kalıntıları karşılıyor. Hem kitaplarından hem de yazdığı yazılarından, şahsına ve yaptığı işlere hayran olduğum Eylem Aktepe'nin linkiyle sizi daha çok tarihsel bilgilere ulaştırmak istiyorum. Eylem daha önce de Gökçeada için bir rehber hazırlamıştı. Gerçekten bu konuda çok başarılı bravo diyorum kendisine. http://www.assosrehberim.com/nm-Assos_Antik_Kenti-cp-100  ,http://www.gokceadarehberim.com/iletisim/Yukarıdaki manzaranın güzelliği,  kalıntıların devasallığı,  gökten inen ışık huzmesinin si yarattığı  başdönmesi, sizleri kendi ekseninde dönmeye davet eder gibi. 

2016-12-27

Trabzon'u Vakfıkebir'i keşfetmek.

12/27/2016 03:03:00 ÖS 0 Comments


Herkese merhabalar; Yeni blog yazıma hoş geldiniz, sevgilerim sizden yana:)

Trabzon - Vakfıkebir de geçirdiğim birkaç günlük mini tatilimden bahsetmeden önce, Vakfıkebirin tarihçesini ve neden bu adı aldığıyla ilgili derin tarih kıvamında bilgileri aktarmak isterim. 
  Doğu Karadeniz Bölgesinin tarih ve sosyo-kültürel açıdan en önemli merkezi olan Trabzon, kuruluş tarihi kesin olarak bilinmese de , yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. ilçelerinden biri olan 
Vakfıkebir  çok eski bir yerleşim yeridir. Tarihi boyunca Hitit, Pers, Roma, Bizans ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun hakimiyetinde kalan Vakfıkebir 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yıkması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir.
Trabzon’un fethinden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun değişik bölgelerinden gelen Türk boyları Vakfıkebir’e yerleşmişlerdir. Gelen boyların yeni yerleşim yerlerini benimsemeleri ve kültürlerini bölgeye taşımaları sonucunda Vakfıkebir çok kısa sürede bir Türk yurdu olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarına katılmasından sonra çeşitli idari kademelere ve isimlere maruz kalan Vakfıkebir 1864 tarihli Osmanlı Vilayet Kanunu çerçevesinde 1874 yılında Trabzon vilayetine bağlı bir ilçe olmuştur.
İlçemiz 20 Temmuz 1916 tarihinde Rus Çarlığının işgaline uğramış ve 14 Şubat 1918 tarihinde kahraman ordumuz tarafından düşman işgalinden kurtarılmıştır.
Vakfıkebir’in ikinci adı Büyükliman’dır. Vakfıkebir’in doğusunda yer alan Fener (Yeros) Burnu ile batısındaki Zeytin (Yobol) Burnu arasında kalan kısım karayele kısmen kapalı doğal bir limandır. Vakfıkebir bu doğal limanın merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle Vakfıkebir uzun yıllar Büyü kliman adıyla anılmıştır.

Vakfıkebir bugünkü adını, Yavuz Sultan Selim annesi Gülbahar Hatun’dan almıştır. O tarihte Trabzon Valisi olan oğlu Şehzade Selim’i görmek için İstanbul'dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat eden Gülbahar Hatun büyük bir fırtınaya yakalanmış, kurtulması 
halinde karaya ayak basacağı toprakları Allah'a vakfedeceğini adamıştır.
 O zamanki adıyla Büyük liman olan yerleşim merkezinde toprağa ayak basan Gülbahar Hatun bu toprakları vakfeder. Vakfedenin büyük (padişah eşi) olmasından dolayı bu tarihten sonra yörenin adı Vakfıkebir (Büyük Vakıf) olmuştur.
Vakfıkebir adının beş yüz yıllık geçmişi olmasına rağmen halk arasında Fol ve Büyük liman adları zaman zaman kullanılmaktadır.

İlçenin Karadağ yaylası en önemli yaylasıdır. Yaylacılık turizmi son yıllarda ilçede önem kazanmıştır. “Vakfıkebir Tereyağı” ve “Taş Fırın Ekmeği” ile ünlenmiş bulunmaktadır. Her yıl “Ekmek Festivali” yapılmaya başlanmış, Toplam 34 köyü vardır. Dağlar kızılağaç, gürgen, kayın ve ladin ağaçları ile kaplıdır.

Aslında her şehrin ilginç bir geçmişi ve anıları var diyerek ,tarihle sizleri fazla bayıltmadan,  Kız kardeşim Tülay'la  birlikte yaptığımız Trabzon tatilimizin detaylarını geliyorum. 

Yakın bir akrabamız sağ olsun, bizleri çok iyi ağırlayarak çok güzel günler geçirmemize vesile oldular. Sayelerinde bilmediğimiz  yaylaları keşfedip, köy evlerini ziyaret edip, küçük danacıkları sevip, tereyağında mis gibi ekmekler yedik. Karadenizin hırçın mı hırçın denizinde bile yüzme şansımız oldu.  Yaşlı insanlarla sohbet edip, yok olan yıkılan  köylerdeki okulları gezdik. Yerli halkın evlerindeki geçim kaynağı atölyelerinde zaman geçirip, Trabzonun tüm güzelliğine hayret edip, pazardaki çıtır çıtır taze sebzeciklerin resimlerini çekip, güzel tatlı teyzelerin hayret verici hikayelerini dinledik. 
Karadeniz başlı başına çok güzel bir yer tamamen yeşil çarpması dedikleri bu olsa gerek.  Benim çocukluğum da  böyle yerlerde geçti, Heidi misali, yaylalar, ormanlar, ağaçlar,  dedemin ahşap evi, yaylada geçirdiğim güzel günler, bir tas yayık ayranı, arka bahçede olgunlaşan kış armutları, su doldurmak  için gittiğim su pınarları, elimde bakraç, ve su testileriyle, rahmetli anneaneme nazlanmalarım, hepsi çocukluktan güzel anılar, evimizin önünde fındıkların posasını çıkarttıkları harman yeri, şimdi hepsi ne kadar da uzak bana sadece anılarımda güzel bir anı, güzel bir rüya gibi.
Bazen özlediğim, bazen çocukluğuma gitmek istediğim bazen anneane, bazen babaanne evine saklanmak istediğim, çok ama çok eskilerde kalmış toz zerreceğinden bile daha küçük, yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuş, belleğimde son  kırıntıları kalmış anılar.

Trabzona giderseniz, mutlaka ekmeğini, tereyağını, böreğini  mis gibi köy kahvaltılarını, tazecik bahçe sebzelerini yemeden dönmeyin. Merkez tepede yer alan Boztepe'de akşam çayınızı kalabalık aile eşliğinde yudumlayın. 


Karadeniz Turu

12/27/2016 12:17:00 ÖS 0 Comments


Haçan herkese selamlar Da:)) diyerek başlıyorum Karadeniz Turu gezi yazıma;
Anı Tur'la yaptığım o nefis Gap gezisinden sonra, Karadeniz Turu'da yapıp güzel ülkemizin eksik kalan yerlerini de gezmiş olayım dedim. Egeyi baştan başa gezdiğim için o kısmı parça parça yazıyorum sizlere zaten, sadece içimde ukte kalan Mavitur umarım bir gün onu da yapma şansım olur. Karadeniz hırçındır, nitekim insanı da öyle,  her ikisi de bir köpürdü mü dur durak tanımaz  İnsan nerede doğdum dememeli nerde doydum demeli hep, çocukluk, anılar, geçmişe bakınca çok karışık bir yaşam tarzımın  olduğunu görebilirsiniz.  Samsun Çarşamba da doğuyorum. Yazları ordu Çambaşı yaylasına dedemin yanına gidip geliyordum. Yedi yaşından sonra İstanbul da Ferah evler yaşamaya başlıyorum, daha sonrasında Sarıyer Vehbi Koçtan mezun olup Sarıyer'in tüm güzelliğini yaşıyorum.  Şimdilerde,  farklı bir yerde Çekmeköyde oturuyorum. Yakın bir zamana kadar da eşimle beraber Amerikaya gitme hayalleri içindeyim:))
Her nereye gidersem gideyim, ne yaparsam yapayım, doğa ve yeşillik sevgim anlıyorum ki çocukluktan kaynaklı bir şey, isterseniz kendi hayatınızdan örnekleyin, çocukluğunuz nerede geçmişse, ne kadar büyürseniz büyüyün, insan özüne dönüyor, ve asıl sevdiği şeylerin hayalini kurup içinde o duygunun esas yaşamını  yaratıyor. 

Yine karadeniz yolları bu kez daha farklı bir heyecan içindeyim. Yıllarca her yaz tatilimi geçirmiş olduğum bu yeşiller diyarı, hırçın dalgalı Karadeniz  bu kez daha profesyonel, daha anlamlı daha güzel gelecek eminim gezdikçe bana.
Karadeniz'de turizm olarak şahane bir yer, fakat birazcık daha pişmeleri lazım diyorum,yerli, yabancı turist nedir, nasıl ağırlanır gibilerinden, oteller bu konuda uzman,fakat yöresel yerlerde biraz sıkıntı var gibi, turizm dediğimiz, turizmcilik dediğimiz şey bambaşka bir şey, elimizde yemyeşil bir doğa, nefis yemekler, harika bir doğa var. Öyleyse bunu sonuna kadar kullanmak elimizde, fiyatlar ve diğer şeyler hakkaniyeti neyse o olmalı, Ayder bu konuda çok iyi, Amasya'yıda çok sevdim, zaten Amasya ve Sinop bonus oldu bu gezimde bana.
Kastamonu çok güzel, Karagöl süpriz, Ani harabeleri şahane, erzurum cağ kebabı nefis, çılbır gölü çok güzel, Sümela Manastırı üzücü, Rize'de çay toplamak inanılmaz bir rüya gibiydi. 
Ben Karadenizi gezerken çok sevdim, siz gezerken aşık olacaksınız.
 Farklı rota planlarıyla her şehir'i daha uzun süreli kalarak keyf alarak tadını daha çok  çıkaracaksınız. 

Karadeniz sahili boyu inci inci dizilen memleketimden insan ve doğa manzaralarıyla sizleri baş başa bırakıyorum.Keyif alın doğanın nezih tenhasında, yeşilin çarpmasında...

ANI TUR GEZİ PROĞRAMI


SAFRANBOLU – CİNCİ HOCA HAN VE HAMAMI - PAZAR YERİ – YEMENİCİLER ÇARŞISI – GÜNEŞ SAATİ – SAFRANBOLU LOKUMU - KURŞUNLU TERMAL KONAKLAMA - ÜCRETSİZ TERMAL HAVUZ - HAMAM - SAUNA

Anı Tur otobüs içi ikramları eşliğinde Klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan, tarihî evleri ile ünlü Safranbolu'ya ulaşıyoruz. Öğle yemeğimizin ardından Safranbolu'da sırasıyla Safranbolu Kalesi, Eski Rum ve Türk mahalleleri, Saat Kulesi, Ayastefanos Kilisesi, Cinci Hoca Hanı, Cinci Hoca Hamamı, Pazar Yeri, Yemeniciler Çarşısı, Köprülü Camii, Güneş Saati, İzzet Mehmet Paşa Camii, Akça Su Kanyonu, Manifaturacılar Çarşısı, Demirciler Çarşısı, Bakırcılar Çarşısını geziyoruz. Gezilerimizin ardından Safranbolu'nun meşhur lokumlarını tadıp alışveriş için serbest zaman veriyoruz.

KASTAMONU - HÜKÜMET KONAĞI - ŞERİFE BACI ANITI – SİNOP – HAMSİLOS FİYORDU – TARİHİ HAPİSHANE – AKLİMAN – SİNOP LİMANI – GERZE – YAKAKENT - ORDU
Kastamonu’ya hareket ediyoruz. Karaçomak Deresinin iki yakasına kurulmuş olan Kastamonu, Kurtuluş Savaşı’nda verdiği örnek mücadeleden sonra “Şehitler Diyarı” adıyla anılır olmuş. Hükümet Konağı, Saat Kulesi, Şerife Bacı Anıtı’nı görüp Nasrullah Camii ve Meydanı’nı gezdikten sonra İsmail Bey Külliyesi’ni Kale, Kral Kaya Mezarları (Panoramik) olarak görüp Sinop'a hareket ediyoruz. Ülkemizin en kuzeydeki ili Sinop’a ulaşıyoruz. Küçük ve şirin bir olan Sinop’ta ülkemizin tek fiyordu, yemyeşil ormanı, denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Hamsilos Koyu, Akliman, Maket Gemi Yapım Atölyeleri, liman, romanlara ve türkülere konu olmuş Tarihi Hapishaneyi gezip Sinop Aklimanda öğle yemeği için mola veriyoruz. Sinop’ta Boyabat ezmesi ve kendinize maket gemi atölyelerinden bir tane gemicik almayı unutmayın.

ORDU – BOZTEPE – GİRESUN - FINDIK ALIŞVERİŞİ – TRABZON – AYASOFYA CAMİİ VE KİLİSESİ - ALTINDERE MİLLİ PARKI – SÜMELA MANASTIRI – MAÇKA – ZİGANA YAYLASI
Ordu kentinin sembolü olan “Boztepe’ye Çıkmalı Şu Orduya Bakmalı“ sözünün mekânı olan Boztepe’ye çıkıyoruz. Bu muhteşem manzaradan fotoğraflarımızı aldıktan sonra yemyeşil fındık bahçelerinin arasından Trabzon’a doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Giresun’da vereceğimiz fındık alışverişi molasının ardından, Karadeniz’in en gelişmiş kenti olan Trabzon’a varıyoruz. 13.yy da I. Manuel Komnenos zamanında yapılmış, 1572 yılında camiye çevrilmiş, 1964 tarihinde müzeye çevrilmiş Pontus Devletinin önemli eserlerinden biri olan Ayasofya Müzesini geziyoruz. Trabzon merkezde küçük bir gezinti yapıyoruz bu gezintide Trabzon’a has olan Telkari Sanatının örneklerini görebileceğimiz ve satın alabileceğimiz Telkari Atölyesi ve Mağazası gezintisinin ardından, Altındere Milli Parkı’na hareket ediyoruz. Altındere Milli Parkı içine girdiğinizde adeta yeşilin 1001 tonunu göreceksiniz. Gözleri renkli olmayan konuklarımız üzülmesin, yeşili seyrederken gözleriniz yeşil tonunu alacak. Yeşilliklerin içinde bulunan Karadağ’ın eteklerine kaya oyularak inşa edilmiş olan Sümela Manastırı’nın mimari harikasını gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz. 1250 mt yükseklikte bulunan Sümela Manastırını gezerken rehberimizin anlatımlarından sonra bir kez daha büyüleneceksiniz. Ayazma, Kaya Kiliseleri, Su Kemerleri, Kaya Freskleri gezisi ardından yıllarca uzaklara geçit imkânı vermeyen ve adı türkülere konu olan Zigana Dağı’na çıkıyoruz. (Sümela Manastırı'nda yapılan restorasyon çalışmaları nedeniyle manastır, 22 Eylül 2015 tarihinden itibaren geçici süreyle ziyarete kapatılmıştır. Restorasyon süresi belli olmadığından, tur tarihinde manastırın kapalı olması durumunda Sümela Manastırı’nın Altındere Milli Parkı içerisinden panoramik fotoğrafı alınacaktır.) Zigana Geçiti’nden Gümüşhane sınırına geçtiğimizde Karadeniz ve Doğu Anadolu Bitki Örtüsü ve iklimi arasındaki keskin ayrıma da canlı şahitlik edeceksiniz. Zigana üzerinde bulunan Hamsiköy’de, köyün meşhur sütlacının tadına bakabilirsiniz.

TRABZON ŞEHİR TURU – SOĞUKSU MEVKİİ - ATATÜRK KÖŞKÜ – RİZE - FIRTINA VADİSİ – ÇAT VADİSİ – ÇAMLIHEMŞİN – FIRTINA DERESİNDE RAFTİNG – KALEGON - AYDER YAYLASI

 Trabzon’u gezmeye devam ediyoruz. İlk olarak Soğuksu Mevkiine doğru yola çıkıyoruz. Burada bizi bir 20.yy şaheseri olan Atatürk Köşkü karşılıyor. Ulu Önder bu köşkü 1924 ve 1930 yıllarında iki kez ziyaret etmiş, 1937 yılında burada kalarak vasiyetinin bir kısmını da bu köşkte yazmıştır. Köşk’ün mimarisi ve bahçesi sizleri büyüleyecek cinsten. Atatürk Köşkü gezisiyle birlikte Trabzon şehir merkezi gezilerimizi tamamlıyor ve ülkemizin en yeşil kenti olan kenti Rize’ye doğru yola çıkıyoruz. Rize’yi şimdilik panoramik olarak görerek, adını duyunca bile heyecanlandığımız Fırtına Vadisi’ne giriş yapıyoruz. Ve burada ilk olarak Fırtına Deresi’nin yanında öğle yemeği için mola veriyoruz. Öğle yemeğinde yöresel lezzetler olan Muhlama, Laz Böreği, Kara Lahana Sarması, Kırmızı Benekli Alabalığının tadına bakıyoruz. 

1.Seçenek: Çamlıhemşin’den bineceğimiz minibüslerle SEVDALUK dizisinin çekimlerinin de yapıldığı Şenyuva Köyü’nü görerek Fırtına Vadisi’nin vahşi doğasında yükselen Zilkale'ye gidiyoruz. Zilkale’nin Kartal Yuvasını andıran görüntüsüne hayran kalacaksınız. Zilkale’de geçireceğimiz zaman sonrası Şenyuva Köyü’ne dönerek sizlere çay molası veriyoruz. Harika manzaraya karşı çaylarınızı yudumladıktan sonra Karadeniz Bölgesi’nin en büyük taş köprülerinden biri olan Şenyuva Köprüsü’ne kısa bir yürüyüş ile geçiyoruz.

2.Seçenek: Fırtına Deresinde yaklaşık 1,5 saat süren hafif bir parkurda RAFTİNG. Ekstra Kişi Başı 60 TL
Seçenekli gezilerimizin ardından, Fırtına Deresi’ni takip ederek önce ülkemize Altın Ayı Ödülünü Kazandıran “Bal” filminin çekimlerinin yapıldığı Çamlıhemşin’e, ardından da yayların sultanı Ayder Yaylası’na ulaşacağız. Bu yolculuğumuz esnasında kestane, kızılağaç, doğu ladini gibi Doğu Karadeniz bitki örtüsünün en zengin örneklerini görerek, Hala Deresi’nin yanındaki tarihi Osmanlı Taş köprülerinden Mikron veya Kale Köprüsünde fotoğraf molası vereceğiz. Kaçkar Dağları’nın en güzel noktasından birisi olan Ayder Yaylası’nda keyifli bir yürüyüş yapıyoruz. Gelin Düveni Şelalesi ve diğer şelaleleri görüyoruz. Kalegon gezisi sonrasında bu enfes yaylada sizlere serbest zaman vereceğiz. Bu süre zarfında güzel bir yürüyüş yapıp, yöre insanlarıyla keyifli ve bol kahkahalı sohbetler yapabilirsiniz. Ayder Yaylası’nda kendinizi bambaşka bir dünyada hissedeceksiniz. Rehberimizin belirttiği saatte aracımızda buluşarak Ayder Yaylası’ndaki otelimize hareket ediyoruz. Akşam yemeği ve konaklama otelimizde. Akşam dileyen misafirlerimiz muhteşem tulum gösterilerinin yapıldığı mekânlara gidebilirler. Rehberimize danışabilirsiniz. ANITUR’da, Ayder Yaylası’nda Konaklama bir ihtimal değil, GARANTİDİR.

PAKET FİYATINA DÂHİL TAM GÜN BATUM TURU – GONİO (APSAROS) KALESİ - ÇORUH NEHRİ - BOTANİK BAHÇESİ - TİYATRO BİNASI - MEDEA HEYKELİ - BATUM LİMANI - MERYEM ANA KATEDRALİ - ORTA CAMİİ – ERMENİ KİLİSESİ - SARP SINIR KAPISI MENÇUNA ŞELALESİ – ASMA KÖPRÜ – KÜÇÜKKÖY – ÇİFTEKEMER KÖPRÜSÜ TURU

Batum'a hareket ediyoruz. Sarp Sınır Kapısında giriş işlemlerimizi tamamladıktan sonra Gürcistan / Acara bölgesine geçiyoruz. Hz. İsa’nın On İki Havarisinden biri olan St. Mathias`in mezarının da bulunduğu Roma döneminden kalan ve en son Osmanlılar döneminde kullanılan Gonio (Apsaros Kalesi'ni)  (Panoramik) görüyoruz. Batum şehir merkezine doğru devam ederken Bayburt'tan doğup Batum sınırlarına kadar kendine keskin çizgiler oluşturan Çoruh Nehri'ni ve üzerindeki eski Gonio Köprüsü'nü göreceğiz. Bir sonraki durağımız, eski bulvar yanındaki Küçük Botanik Bahçesi olacaktır. Karadeniz’e özgü çok sayıda ağaç ve bitki türünü gördükten sonra tekrar şehir merkezine dönerek kent merkezini gezmeye başlıyoruz. Burada; Tarihi Meryem Ana Katedral Kilisesi'ni, Tarihi Orta Camii, Tiyatro Binasını, Medea Heykeli'ni, Batum Limanı'nı ve yeni oluşturulan yüzüyle Avrupa Meydanı’nı göreceğiz. Batum Bulvarı'nda gezinti yaptıktan sonra alışveriş için serbest zaman vereceğiz. Ardından Sarp Sınır Kapısı'ndan çıkış işlemlerini yapıp, otelimize yerleşiyoruz.

NOT: Türkiye ile Gürcistan Devletleri arasında yapılan anlaşma gereği TC vatandaşları Batum'a üzerinde TC kimlik numarası bulunan nüfuz cüzdanı ile geçiş yapabilmektedir. Bunun dışındaki kimlik kartları ile (ehliyet, kurum kimlikleri vs.) geçiş yapılamamaktadır. Ailesi ile birlikte (Anne ve Babanın Aynı Anda) seyahat etmeyecek olan 18 yaş altı misafirlerimizin BATUM'A geçişleri için NOTER’den onaylı MUVAVFAKATNAME almaları gerekmektedir. Bebekler, Çocuklar dâhil kimliklerde fotoğraf olması zorunludur.Kimlikler yırtık ve yıpranmış olmaması gerekmektedir. Gürcü memurları zaman zaman 10 yıldan eski olan kimlikleri kabul etmemektedir.

ALTERNATİF PROGRAM: Batum’a geçemeyen ya da geçmek istemeyen misafirlerimiz, arzu ederlerse Ekstra Mençuna Şelalesi turumuza katılabilirler. Arhavi’den bineceğimiz minibüsümüz Çiftekemer Köprüsü’nden geçerek Küçükköy’e ulaşacaktır. Küçükköy’de minibüslerimizden inerek asma köprüden karşıya geçip çok keyifli bir yürüyüşe başlıyoruz. Yaklaşık 30 dakika sürecek yolculuğumuzda Botanik Parkı andıran ağaçların arasından geçeceğiz. Yine aynı rota üzerinde çay bahçelerinin arasından geçecek ve isterseniz çay kesimi etkinliğimize katılabilirsiniz. Lazca anlamı “Ulaşılamaz” olan Mençuna’ya vardığımızda göreceğimiz manzara ise tek kelimeyle harika olacak. Bu muhteşem turun ardından Arhavi’ye geri dönerek grubumuzla ve otobüsümüzle buluşuyoruz.

RİZE – RİZE KALESİ – RİZE BOTANİK PARKI – RİZE BEZİ - UZUNGÖL – KARASTER – LUSTRA – YAYLAÖNÜ YAYLALARI - TİREBOLU – GİRESUN – GİRESUN KALESİ – ORDU

Rize Şehir Merkezinde turumuzu panoramik olarak yapıyoruz. Ardından tarihin eski çağlarından beri Rize’de hanımların elleriyle dokuduğu, günümüzde ise modern üretime sahip Rize Bezi Atölyesi’ni ziyaret ediyoruz. Sonrasında Şirin Rize’yi Kuşbakışı seyredeceğimiz Rize Botanik Parkına veya Rize Kalesi’ne çıkıyoruz. Rize gezilerimizi tamamladıktan sonra Karadeniz’in simgesi haline gelen Uzungöl’e hareket ediyoruz. Uzungöl’de gezimize minibüslerimize binerek devam ediyoruz. (Ekstra 30 TL Yüksek Kaçkar Yaylaları programımız kapsamında, Karaster – Lustra – Yaylaönü Yaylalarını görmek üzere yola çıkıyoruz. Yol güzergâhımız üzerinde birçok yayla daha görme şansınız olacaktır. Karaster – Lustra- Yaylaönünde vereceğimiz molalarda fotoğraflar çekebilir birçok güzelliği aynı anda görebilirsiniz. Havanın sisli olması durumunda ise Demirkapı ve Haldizen Yayla gezileri gerçekleştirilecektir.  Yüksek yayla gezilerimiz sonrasında Uzungöl’e geri dönüyoruz. Uzungöl’ü doyasıya yaşamanız ve öğle yemeğinizi almanız için sizlere yeteri kadar bol serbest vakit veriyoruz. Serbest vakit sonrasında, Uzungöl’den keyifli bir şekilde ayrılıp, Sürmene’ de bulunan Çay Fabrikamıza gidiyoruz. Burada Çayın dalından koparılıp bardaklarımıza gelişine dek izlediği süreci yerinde öğreniyoruz. Gıda Mühendisinden alacağımız bilgiler sonrasında dileyenler Hediyelik Çay alışverişini bu noktada yapabilirler. Çay fabrikası ziyaretimiz sonrasında ise yine Sürmene denince ilk akla gelen unsurlardan olan Sürmene Bıçağı Atölyesi’ne gidiyoruz. Sürmene Bıçağı hakkında da bilgilendikten ve alışverişimizi yaptıktan sonra, Türk Sivil Mimarisinin bölgedeki önemli örneklerinden olan Memişağa Konağı’nı geziyoruz ve burada yöresel bal, peynir, tereyağı vb yöresel doğal ürünlerin alışverişi için serbest zaman veriyoruz.  Türk ve Rum mimarisinin bu ortak şaheserinde çekeceğimiz muhteşem fotoğrafların ardından Karadeniz’in bir ucundan diğer bir ucuna doğru harekete geçiyoruz. Kirazın anavatanı olan Giresun’a ulaştığımızda, yakın tarihimizin bir parçası, milli mücadelenin önemli isimlerinden Topal Osman’ın Mezarının da içinde bulunduğu Giresun Kalesi’ni geziyoruz. Giresun’dan ayrılırken sağ tarafımızda ise Karadeniz’in tek adası olan Giresun Adası’nı (Panoramik) görüyoruz. Güzel bir yolculuğun ardından, Ordu’daki otelimize ulaşıyoruz.

SAMSUN – ATATÜRK ANITI - BANDIRMA VAPURU - AMASYA - MUMYALAR MÜZESİ - YALIBOYU – FERHAT İLE ŞİRİN SU KANALLARI - HAZERANLAR KONAĞI – KRAL KAYA MEZARLARI – ÇORUM – HATTUŞA – DÖNÜŞ YOLCULUĞU
 19 Mayıs 1919 da Atamızın mili mücadeleyi başlatan ilk konuşmasını yaptığı Samsun'a gidiyoruz. Samsun'daki gezimize Heinrich Cripper tarafından yapılan ve dünyada denge bakımından 2. sırada yer alan Atatürk Anıtı (grup fotoğrafı çektirebilme imkânı), Bandırma Vapuru gezilerimizi tamamlayarak Samsun'dan ayrılıyor ve Amasya'ya hareket ediyoruz. Yeşil ırmağın taçlandırdığı kente girerken Ferhat'ın Şirin için açtığı su kanallarını görüyoruz. Mumyalar Müzesi, Arkeoloji Müzesi, II. Bayezid Külliyesi, Bimarhane, Yalı Boyu, Şehzadeler Parkı, Saat Kulesi, Hazeranlar Konağı, Kral Kaya Mezarlarının panoramik seyrinden sonra şehzadeler şehri Amasya'dan ayrılıyor ve leblebisiyle meşhur Çorum ilimize geliyoruz. Meşhur Çorum leblebisinden alıp Anadolu’nun en eski medeniyeti Hititler’in başkenti Hattuşa’ya gidiyoruz. Çok geniş bir alana yayılmış olan Hattuşaş Kentinde Aslanlı, Sfenksli, Kral Kapısı ile Büyük Tapınak ve Saray Binalarından sonra, bin tanrılı Hititlerin enönemlitapımmerkeziolan Yazılıkaya Açık Hava Mabedi’ni görüp İstanbul’a olan dönüş yolculuğumuza başlıyoruz. Sungurlu – Kırıkkale – Ankara - Bolu - Adapazarı - İzmit güzergâhı ile akşam saatlerinde İstanbul'a varıyor ve bir başka Anı Tur organizasyonunda buluşmak üzere Siz değerli misafirlerimizi aldığımız noktalara bırakarak bir sonraki gezimizde buluşmak üzere üzülerek vedalaşıyoruz. Hoşcakalın…

2016-12-24

Gap Turu'nda Kaç Şehir Gezdik.

12/24/2016 02:00:00 ÖS 0 Comments


Selam herkese güzeller güzeli dostlar;
Saçım kırmızı, yazım'da kırmızı olsun dedim:))  Sizleri, sevimli sıcak bölgelere,  efsunlu yerlere, efsunlu güzelliklere  Gap  Turu gezisine davet ediyorum.
Benim gezilerim hep böyle, bu şekilde başlıyor, merakla heyecanla, keşifle, dilimden yüreğimden size doğru usul usul yormadan keyifle ulaşmaya çalışarak. 
  Anı Tur ile tanışmama vesile olan  Gap Turu gezisinin detaylarını  tur proğramından, geniş kapsamlı olarak yazacağım sizlere.
Gap Turu'na gidecek olanlara tavsiyem çok sıcaklarda değil bahar mevsiminde gitmenizdir. Özellikle bir kere gidince müptelası olacak ve 2-3 defa daha gitmek isteyeceksiniz. Bu uzak memleketler nasıl anlatılır bilemem ki, doğası sıcak, insanı sıcak, yemekleri şahane, emin olun bu gezi dönüşünde bambaşka fikirlerle evinize dönmeniz ve yurdum insanı şehirlerde yaşayan yeni dostlar edinmeniz olasıdır. Urfa'da yapacağınız sıra gecesinde çok  eğlenip, Mardin'nin sokaklarını ilginç bulup, Halfetinin sular altındaki derin görüntüsünden etkilenip,, Hasankeyf'de üzülüp, Nemrut'un Büyük İmparatorlarına hayranlık besleyeceksiniz. 
Eminim Doğu'yu çok ama çok seveceksiniz. 
  Sevgiyle kalın, dostlukla kalın , sıkı takipte kalın:)


ADANA – SABANCI CAMİ - TAŞKÖPRÜ – ANTAKYA – ARKEOLOJİ MÜZESİ – HABİBİ NECCAR CAMİ – SAİNT PİERRE KİLİSESİ – HARBİYE ŞELALESİ

 Öncelikle, Seyhan Nehrinin bereketli sularıyla beslenen Adana’ya hareket ediyoruz. Adana’da gezimize Seyhan Nehri Üzerine kurulmuş olan Meşhur Taşköprü’de vereceğimiz moladan, sonra Sabancı Camii gezisini yapıyoruz. Can, Ezan, Hazan, Künefe, Asi Nehri, Şelaleleri farklı inanışlarda yaşam alanları ve son zamanlarda diziler ile ünlenen Antakya’ya hareket ediyoruz. Antakya’ya varıyoruz. Burada öncelikli olarak öğle yemeğimiz yemek üzere şehrin merkezinde birçok alternatifin bulunduğu bir noktada serbest zaman veriyoruz. Yemek molamızın ardından Dünya’nın en önemli mozaiklerinin sergilendiği Antakya Arkeoloji Müzesi önünde buluşarak müze gezimizi yapıyoruz sonrasında Antakya’nın dar sokaklarında gezimize başlıyoruz. Anadolu’da yapılan ilk camii olarak bilinen Habibi Neccar Camii, birbirleriyle neredeyse sırt sırta olan Katolik Kilisesi, Ortodoks Kilisesi, Protestan Kilisesi, ( Müsait olması halinde ) gezimisin sonrasında otobüsümüze binerek Hristiyan tarihinin en eski kiliselerinden biri olarak bilinen Saint Pierre Kilisesini geziyoruz. Antakya’nın bambaşka bir yüzü olan mitolojik dönemlerden günümüze sayfiye yeri olarak kullanılan Daphne ile Apollo’nun hikâyesine konu olan Harbiye’ye hareket ediyoruz.  Harbiye Şelalelerini geziyoruz. 

ADIYAMAN – NEMRUT DAĞI –KARAKUŞ TÜMÜLÜSÜ – CENDERE KÖPRÜSÜ – ARSEMİA TAPINAĞI - GÜN BATIMI

Adıyaman’a hareket ediyoruz. Öğle yemeğimizi Adıyaman’da alıyoruz. Minibüslerimize binerek Nemrut Dağı’na doğru yola çıkıyoruz. Yol güzergâhımızda Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü, Arsemia Tapınağı, sonrasında gün batımı için Nemrut Dağı’na çıkıyoruz. I. Antiochos, Zeus, Apollon, Herakles, Kommagene, Kartal ve Arslan Heykellerini görüyoruz. Dağın en önemli unsuru ise Kommagene Kralı Antiochos'a ait Tümülüs ve Kutsal alanlarıdır. 

MALATYA – KARAKAYA BARAJ GÖLÜ – KÖMÜRHAN KÖPRÜSÜ – ELAZIĞ - HARPUT – HARPUT KALESİ - BALAK PAŞA HEYKELİ – HAZAR GÖL'Ü – DİYARBAKIR – ULU CAMİİ – SURLAR
 Adıyaman’dan ayrılarak Malatya‘ya varış. Otobüs ile panoramik Malatya Şehir Gezisi sonrası “Kayısı Borsası”nda verilen kısa mola ardından halk türkülerine esin veren Karakaya Baraj Gölü üzerindeki Kömürhan Köprüsünü geçerek Elazığ’a varış. İlk olarak Harput’a hareket ilk olarak Harput Kalesi ( Süt Kalesi ) görüyoruz. Balak Paşa Heykeli altında bulunan kafeteryadan Elazığ’ı kuş bakışı seyrettikten sonra verilen kısa mola sonrası sit alanı olan Hazar Gölü’ne hareket. Batıda Kürk Suyu ağzında Kürk Deltası, doğuda ise Zıkkım Deresi ağzında Gezin Deltası bulunan gölün kıyısında fotoğraf molası ardından Diyarbakır’a hareket ediyoruz. Şuan restorasyonda olan Ulu Camii’nin avlusundan geçerek, Diyarbakır’ı ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı Evi’ne varıyoruz. Son olarak Diyarbakır Surlarını otobüsümüzden görerek Midyat’a ulaşıyoruz. 

MİDYAT – HASANAKEYF – MARDİN - DAYRUL ZAFERAN MANASTIRI VEYA MOR GABRIEL MANASTIRI - KASIMIYE MEDRESESİ – ESKİ PTT BİNASI - ULU CAMİİ - MARDİN KENT MÜZESİ
Batman üzerinden Hasankeyf’e hareket ediyoruz. Ilısu Barajı ile sular altında kalacak olan Hasankeyf’e varıyoruz. Gezimize Zeynel Bey Türbesi, İmam Abdullah Türbesi, El Rızk Camisi, Sultan Süleyman Camisi, Tarihi Hasankeyf Köprüsü, Tarihi Hasankeyf Kalesi ( Panaromik  ) , Artuklu Döneminde var olan Eski Darphane ve Mağara Evleri gördükten Hasankeyf gezimizi tamamlayarak Midyat’a hareket ediyoruz. Midyat’a varıyoruz. Gezimize Sıla Dizinin çekildiği ve birçok diziye ev sahipliği yapan Midyat Konuk Evini geziyoruz. Tarihi Midyat Evlerinin arasından gümüş ve telkari satın alınabilecek çarşıda serbest zaman veriyoruz. Sonra Mardin merkeze hareket ediyoruz. Yemek molamızı Mardin’de veriyoruz. Hz. İsa’dan sonra V.yüzyılda inşa edilen ve günümüzde Süryani Ortodoks Patriklerinin Evi olarak kullanılan günümüzde halen kullanılmakta olan Dayrul Zaferan Manastırı veya Mor Gabriel Manastırı  gezisinden sonra 15.yy Akkoyunlu Hükümdarı Sultan Kasım tarafından yaptırılan Kasimiye Medresesi’ni geziyoruz. Eski Mardin’i gezmeye başlıyoruz. Eski bir Ermeni Konağı olan Eski PTT Binası, Şehidiye Camii görerek, Tarihi Çarşılarını, sokaklar arasında kemerli geçişleri sağlayan Abbaraların içerisinde yürüyoruz. Şu anda restorasyonda olan 11.yy da yapıldığını tahmin edilen ermeni bir usta tarafından yapılan minaresi ile meşhur Ulu Camii görüyoruz. Buradan Latifiye Camisini geziyoruz. Sabancı Ailesi tarafından yaptırılan Mardin Kent Müzesi’ni ve Sonrasında Eski Mardin Konağında sizlere Süryani Şarabı ikram ediyoruz. 

ŞANLIURFA – GÖBEKLİ TEPE – HARRAN – BALIKLIGÖL – HZ.İBRAHİM MAĞARASI VE MAKAMI – GÜMRÜK HAN – SIRA GECESİ
Tarihi İpek Yolu, Kızıltepe - Viranşehir üzerinden Peygamberler Şehri olan, hepimizin hafızalarında Çiğ Köfte, Balıklı Göl, Harran denildiğinde aklımıza gelen şehir Şanlıurfa’ya hareket ediyoruz. Göbekli Tepe’ye hareket ediyoruz. Dünya arkeolojisinin göz bebeği olan ve arkeolojik çalışmaların halen devam ettiği, dünyada bilenen ilk tapınağı içinde barındıran Göbekli Tepe Kutsal Alanını geziyoruz. Şanlıurfa’nın en popüler ilçesi olan Harran ile gezimize başlıyoruz. Burada ilk olarak Harran Şehrinin ortasında 22 mt yükseklikte var olan Harran Höyüğü, Türkiye’de İslamiyet döneminde kurulmuş en eski cami olma özelliğini taşıyan Harran Ulu Camii, avlusunda yer alan Anadolu’da kurulan İlk İslam Medresesi ( Harran Üniversitesi ),İç Kale, Tarihi Surlar ve Konik Kubbeli Evlerinden birini ziyaret ediyoruz. Harran’dan ayrılarak. Öğle yemeği molamızı veriyoruz. Şanlıurfa varıyoruz. Ş.Urfa merkezde gezimize başlıyoruz. Halil Rahman Gölü, Balıklıgöl, Ayn Zeliha Gölü, Hz İbrahim makamından ötürü ismini alan Makam Camii, Rızvaniye Camii, Mevledi Halil Camii, Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı görüyoruz. Panaromik Urfa Kalesi, Tarihi Çarşılardan olan Sipahiler, Hüseyinciler, Bakırcılar Çarşısını geziyoruz. Ardından Eşkıya filminden anımsayabileceğiniz Gümrük Han’da çay molası veriyoruz.

ATATÜRK BARAJI - HALFETİ – HALFETİ TEKNE TURU – BİRECİK - KELAYNAK KUŞLARI – GAZİANTEP – GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİ - SEDEF ATÖLYESİ – GAZİANTEP KALESİ - TAHMİS KAHVESİ
 Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en önemli projelerinden bir tanesi olan, Fırat Nehri üzerine kurulan Atatürk Barajını seyir terasından izliyoruz. Baraj gezisinin ardından Birecik Barajı’nın yapımı sonrasında bir kısmı sular altında kalan Halfeti’ye doğru yola çıkıyoruz. Birecik Baraj Göl’ü üzerinde 1 saat süren Tekne Turuna çıkıyoruz. Tekne turunda Rum Kale, Tarihi Mağara Evleri, büyük bir kısmı sular altında kalan ve sular altındaki yapıları görebileceğiniz Savaşan Köyünü gördükten sonra tekrar Halfeti’ye varıyoruz. Halfeti’den ayrılarak. Birecik’e dünyada nesli tükenmekte olan sadece Fas ve Birecik’te bulunan kelaynak kuşlarını görüyoruz. Nizip üzerinden doğunun Paris’i olarak adlandırılan Gaziantep’e doğru yola çıkıyoruz. Gaziantep’e varış. Öğle yemeği molamızı rehberimizin önerileri eşliğinde alıyoruz. Zeugma’dan çıkartılan mozaiklerin ve bölgeye ait eserlerin sergilendiği Gaziantep Arkeoloji Müzesini geziyoruz. Müzeden ayrılarak sedef atölyesine hareket ediyoruz. Sedef Atölyesini geziyoruz. Tam olarak yapılış tarihi ve uygarlığı bilinmeyen Türkiye’de günümüze kadar ayakta kalan Gaziantep Kalesini ( Panaromik ) olarak görüyoruz. Tahmis Kahvesinde Menengiç Kahvesi molası sonrası,bölgenin en çarpıcı özelliğinden olan Çarşıları, İmam Çağdaş vb baklavacılar önünde vereceğimiz serbest zaman sonrasında geziyoruz.

KAHRAMANMARAŞ - TARSUS – YEDİ UYURLAR MAĞARASI - BİLALI HABEŞİ MESCİDİ – AZİZ PAUL KİLİSESİ – TARSUS EVLERİ – TARSUS ŞELALESİ

 1973 yılında Kahraman unvanını alan Maraş şehrimize gidiyoruz. Maraş’ı yukarıdan göreceğimiz Maraş Kalesinde fotoğraf molası sonrası Dünyaca ünlü Maraş dondurmalarını tada bileceğimiz Yaşar Pastanesine gidiyoruz. Sonrasında Maraş çarşılarında serbest zaman veriyoruz. Maraş gezimiz ardından Türkiye’de ismi 3500 yıldır değişmeyen şehir olan Tarsus’a hareket ediyoruz Tarsus’a varış ve öğle yemeği molamızın ardından Kuran - ı Kerimde Keyf Suresinde gecen Yedi Uyurların Mağarası olduğuna inanılan Ashabı Keyf Mağarasını geziyoruz. Sonrasında Hz. Peygamber Danyal Makamı, Ulu Cami, Peygamber Efendimizin ilk müezzini olan Bilali Habeşi Mescidi, Aziz Paul Kilisesi, Aziz Paul’un doğduğu ev ve avlusunda yer alan su kuyusu, daha önce beyaz çarşı olarak bilinen ve restorasyonu tamamlanan Kırk Kaşık Bedesteni, Eski Tarsus Evleri, Tarsus Şelalesi gezisinde verilen molanın ardından şehrin çıkışında bulunan, Nusret Mayın Gemisini ziyaret ettikten sonra dönüş yolculuğumuza Ulukışla – Aksaray – Ankara – Bolu üzerinden İstanbul’a hareket ediyoruz.  


Sıra Gecesine hazırlık

Üsküp Makedonya Bizden Biri:)) AVRUPA GEZİ 4

12/24/2016 11:44:00 ÖÖ 0 Comments

Zdravo yeniden; 
Belgrad, Saraybosna, Kotor gezimizin son durağı olan Üsküp şehrine gelmiş bulunmaktayız. Üsküp, bizim eski istanbul'un hali  gibi, burada ki yaşam da  Saraybosna'daki gibi 2'ye ayrılmış durumda. Şehri ikiye bölen Vardar Nehri üzerinde yapımı 1469 yılında tamamlanan Taş Köprü ya da bilinen diğer adıyla Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinden yeni Üsküp'e doğru geçtiğimizde,  Makedonların en büyük kahraman olarak kabul ettikleri İskender Bey Heykeli bizi Makedonya Meydanı'nda karşılıyor. İskender'in kendisinin ve  tüm ailesinin heykellerinin  dikildiği bu alana çok şaşıracaksınız. hayatımda gördüğüm en büyük heykelller bunlar olsa gerek.  

Makedonya'nın  başkenti Üsküp, Vardar Nehri’nin iki kıyısına kurulmuş. Makedon dilinde Skopje olarak adlandırılan şehir, tarihi ve kültürel özellikleri ile yabancılık hissetmediğimiz bir yer.
1392’de Osmanlı topraklarına katılan şehir, 500 yıldan fazla bir süre Osmanlı egemenliğinde kalmış. Şehrin bir yakasında Arnavutlar ve Müslümanlar yaşarken, diğer tarafta Ortodoks Hıristiyanlar yaşıyor. Bu nedenle şehrin Eski Türk Çarşısı bölümünde çok sayıda Osmanlı eserine rastlamak mümkün. Geçmiş Yugoslavya devletinin parçalanmasıyla ortaya çıkan Makedonya, geçtiğimiz yıllarda bağımsızlığının 20 kuruluş yıl dönümünü (2011) kutlamıştı. O günden bu yana başkent Üsküp tam bir değişim ve dönüşüm içerisinde. Bu sıralar şehir hummalı bir inşaat ve yeniden yapılanma havasında. Devletin yürüttüğü Skopje 2014 adlı proje ile, şehir turistik açıdan geliştiriliyor, diğer bir deyişle yeniden yaratılıyor. Şehrin dokusuyla örtüşüyormuş gibi görünen şaşalı köprüler, havuzlar ve bronz ve mermer heykeller şehre serpiştiriliyor.
Kentin simgesi olan 13 kemerli Taş Köprü ve köprünün bağlandığı Makedonya Meydanı şehrin kalbi. Avrupa  şehirlerinin bir çoğunun kalbinde meydanlar yer alıyor, ancak 18,500 metrekarelik Makedonya Meydanına dikilen çok sayıdaki yeni heykeller pek bir dikkat çekici. Makedonya’nın kuruluşunun 20 yılı anısına Floransa’da yapılmış ve Eylül 2011’de tamamlanmış Atlı Savaşçı Heykeli ise meydanın göbeğinde yükseliyor. Şehrin bu en geniş meydanında yükselen 22 metrelik sütünün başına kondurulmuş olan bu heykel aslında Büyük İskender’i temsil ediyor. Ancak Makedonya hükümeti resmi olarak bu heykele Atlı Savaşçı demek zorunda. Zira, Yunanistan’la arada süren Büyük İskender'i (Alexander the Great) sahiplenme problemi nedeniyle bu isimle adlandırmamaları yaptıkları masraf göz önüne alınınca tam bir ironi.


Makedonya Meydan çevresinde sayabildiğim kadarıyla yirmiden fazla heykel var. Bu nedenle Üsküp, Heykeller Şehri olarak da anılıyor bu sıralar. Milli Mücadele Müzesi (Museum of Macedonian Struggle) ve bir de zafer takı yükseliyor (Skopje Triumphal arch) burada. Bunun yanında yeni dışişleri bakanlığı binası, yeni anayasa mahkemesi, yeni bir arkeoloji müzesi, yeni ulusal tiyatro ve diğer yeni binalar bu meydan çevresinde yükseliyor. Her biri “yeni” kelimesiyle başlıyor. Proje kapsamında Vardar Nehri üzerine yeni köprüler de eklendi. Eye Bridge ve Art Bridge adındaki köprüler fazlasıyla  şatafatlı.

NE YENİR?

Kahvaltı denince aklınıza hamur işi, özellikle de  simit pogaça gelsin. İsmi görünce aklınıza gelen simit ya da poğaçayı unutun, çünkü bildiğiniz manada ne simit var ne poğaça. Üsküp’te simit dedikleri, bir çeşit, yumuşak sandviç ekmeği. Bu ekmeğin arasını açıp, içerisine tereyağlı Üsküp böreği konuyor. İlk duyduğumda ben de çok garipsemiştim, ekmek arası börek diye , Pek öyle düşünmeyin, tadına mutlaka bakın. Ağır gelebileceğini düşünüyorsanız, ve eğer yanınızda eş dost arkadaş sevgili varsa, bir tane alıp paylaşın, beğenirseniz devam edersiniz..
Bir diğer yaygın hamur işi ise, Bulgar kökleri olan Mekitsa. Mayalanmış hamurun, oklava bile kullanmadan elde, ufak boyutlarda açılıyor ve  kızgın yağda kızartılıyor. Sade yenebileceği gibi, üzerine reçel sürerek, yanına peynir koyarak kahvaltıda veya gün içinde tüketilebilir.
Börek, Balkan topraklarında olduğu gibi Üsküp’te de karşınıza değişik yorumlarının çıkacağı, çok tanıdık bir lezzet. Tek tek elde açılan, mis gibi buğday kokan yufkaların arasına konan peynir, kıyma, ıspanak, patates, pırasa, soğan ailenin damak tadı kadar mutfağın durumunu da gösterir aslında. Hangisinden yiyelim derseniz, soğanlı ve pırasalı çok lezzetlidir, üstelik alışık olduklarımızın da dışındadır. Mutlaka deneyin. Kararsızsanız ya da hepsini merak ediyorsanız, endişelenmeyin karışık da alabilirsiniz.
Çorba, tüketme alışkanlıkları var mı derseniz, özellikle de tavuk ya da et suyuna, mevsimde olan sebzelerin atılmasıyla yapılan, vegeta ile tatlandırılan, koyu, yoğun çorbalar tüketildiğini söyleyebilirim.
Cevapi ya da Cevabdzinica  koyun ya da dana kıymasından yapılan, baharatsız,ekmeksiz, ızgarada pişirilen bir köfte.  Küp küp doğranmış soğan, biber turşusu ve somun dedikleri yassı bir ekmekle birlikte geliyor masanıza. Porsiyonlar sayıyla. Eğer bir şey söylemezseniz 10 köftelik standart porsiyon geliyor. Karın doyurmak için yeterli. Size ısrarla önereceğim yer ise, Eski Çarşı içindeki Destan. 1913 yılından beri hizmet veriyor. Kalabalık oluşuna, garsonların sizi anlamıyor gibi görünmesine aldırış etmeyin. Üsküp’ün en iyilerinden biri, beklemeye değer. Garsonlar da unutmuyorlar, sadece bizdekinden daha yavaş ve sakin bir servis anlayışı var.
Üsküp’te yiyebileceğiniz bir diğer köfte ise Pleskavitsa. Oldukça yağlı satır kıymasından yapılan bu köfte, kocaman ve yuvarlak. Bazı yerlerde gramla sipariş verildiğini de görebilirsiniz, 150 gramlık, 250 gramlık diye, yani o kadar kocaman bir köfte.  Yoğurulup hazırlandıktan sonra elle açılıp ortasına soğan konuyor ve yine ızgarada pişirilerek servis ediliyor.Bir diğer Üsküp lezzeti ise Tavche Grace, yani güveçte, ağır ağır pişmiş nefis kuru fasulye, üzerinde de köftesiyle.. Yine Eski Çarşı içerisindeki esnaf lokantalarında yiye bilirsiniz.Kuru siyah erikle pişirilen Makedona Yahnisi, kuşbaşı etin çeşitli sebzelerle pişirilmesiyle  bir çeşit türlü olan Turli Tava, kuzu etinin yoğurlu sosla, ağır ağır pişirildiği Elbasan Tava Üsküp’te afiyetle yiyebileceklerinizin başında geliyor. Beyaz şarap sosuyla fırında ağır ağır pişirilen Slesko Meso, Hristiyan kesimin severek tükettiği, restoranlarda da çokça karşınıza çıkabilecek olan bir tür domuz yahnisi.Bizdeki pastırmaya benzeyen, ancak çemensiz, baharatsız, isle kurutulmuş Kuru Eti, soğan, domates, salatalıkla yapılan, çiğ ya da közlenmiş biber de eklenen Shopska Salatasını denenecek lezzetler listenize mutlaka ekleyin. İnce kıyılmış soğan, sarımsak, domates püresi ve salamdan oluşan harcın etli yeşil biberlere doldurulup, o biberlerin  çırpılmış yumurta ve ekmek kırıntısı bulanarak fırınlanmasıyla ortaya çıkan Polneti Piperki, Mısır ununun sıcak suya yavaş yavaş karıştırılarak bulamaç haline getirilen ve üzerine kızgın tereyağ gezdirilip çiğ krema ya da yoğurtla servis edilen Kachamak içi süzme yoğurt dolu biber turşuları denemenizi şiddetle önereceklerim arasında.Hem gittiğiniz yerlerde tüketebileceğiniz, hem de beğenirseniz yanınzda getirebileceğiniz iki lezzet daha var. Birincisi, közlenmiş kırmızı biber, soğan, sarımsak ve baharatla hazırlanan Ajvar. Kahvaltılarda da, meze olarak da tüketiliyor. Evlerde mevsiminde imece usulu yapıp yıl boyu tüketilen bu lezzet, marketlerde de hazır olarak satılıyor. Diğeri ise, Ajvarın patlıcanlı ve baharatlısı Pindzur.Yemeği tatlıya bağlama kısmına gelirsek size iki tavsiyem olacak  Trileçe ve Kaymaçina. Elbette yerel ve küçük lokantalarda baklava gibi bize yakın lezzetlerde bulmanız mümkün. Ama oralara kadar gitmişken yerinde yiyin derim.
Trileçe, Arnavutlar tarafından sahiplenilse ve sözcük kökeni açısından gerçekten Arnavutça’yı işaret etse de, Üsküp’te karşınıza en çok çıkacak iki tatlıdan birisi. İnek,keçi ve manda sütü karıştırılarak yapılan, adını da buradan (üç süt manasında) trileçe, üzerine karamel dökülerek tatlandırılıyor. Bugünlerde değişen damak tatlarına uysun diye başka soslarda kullanılıyor ama esası karamel. Minik bir not ekleyeyim, Üsküp trileçelerinin kekleri daha kabarık ve puf puf .Kaymaçina ise, daha çok krem karamele benzeyen, süt, yumurta ve şekerin fırında uzun uzun pişmesi ile elde edilen muhallebiye benzeyen çok lezzetli bir tatlı, o da üzerine karamel dökülerek yeniyor. Evet bildiniz karameli seviyorlar Yemek konusunda son bir not, Hristiyan ve Müslüman nüfus bir arada yaşadıkları için, yiyecekler konusunda bir hassasiyet var. Örneğin köftelere domuz eti karıştırılmıyor, herhangi bir ürünün içinde domut eti ya da yağı karışıksa mutlaka belirtiliyor.Kahvaltıdan başlayacak olursak, diğer Balkan ülkeleri gibi, çay içme alışkanlıkları pek yok, kahve içiliyor. Ancak, eğer çay tutkunuysanız, çay içmeyince gününüz iyi geçmiyorsa, o zaman size mutlu olacağınız bir tüyo vereyim. Eski Çarşı’ya girdiğinizde karşınıza gelen hafif yokuş yolu dümdüz çıkın, karşınıza bir kahve gelecek. Hem ekip, hem patron Türkçe biliyor, hem de mis gibi demleme çay bulmak mümkün, üstelik çay 10 Denar.
Şarap üretimi konusunda oldukça başarılılar. Verimli Makedonya bağlarında Vranec ve Smederevka yerli çeşitlerinin yanında, dünyaca meşhur Cabernet SauvignonPinot NoirMerlot gibi ırklar da iyi sonuçlar veriyor. Bu işin uzmanları Fransız ve İtalyanlarla yarışabilecek seviyede beyaz şarap üretildiğini söylüyorlar. TikveshPopovKamnik ve Chateau büyük ve ünlü üreticilerden.Şarabın yanında, rakija dedikleri Makedon Rakısı, ki erikten yapılıyor ve Mastika da çok tüketilen ve hediyelik olarak adı geçenlerden.
Üsküp'te Görülmesi Gereken yerler;

*Taş Köprü
*Üsküp Kalesi
*Makedonya Meydanı
*Mekadonya Takı
*Arkeoloji Müzesi

*Aziz Ohrid Kliment Katedrali

*Rahibe Teresa Evi
*Üsküp Saat Kulesi
*Mustafa Paşa Camisi
*Davut Paşa Hamamı









Bosna Hersek (Saraybosna)AVRUPA GEZİ 2

12/24/2016 11:14:00 ÖÖ 0 Comments

Saraybosna geldik gelmesine ama tren yolculuğumuz çok maceralı geçti, trenle seyahat edeceklere  tavsiye edeceklerim şunlar; mutlaka kalın birşeyler giyin gece çok soğuk oluyor, garlarda, bekleme yerlerinde, ve lavaboya giderken  dikkatli olun, yanınızda birisi olsun mutlaka, kalabalıklardan ayrılmamanızda fayda var.  olarak gitmenizde fayda var. Sonuç olarak tuhaf insanlarla karşılaşmanız mümkün:( kötü bir anım olması sebebiyle özellikle yazmak istedim.)  Gelelim Saraybosnaya geçişimize, yolculuk yaptığımız dağlar köyler sanki bizim karadenize benziyordu, dağların arasına kurulmuş burası ve ortadan 2 ye ayrılmış bir taraf müslümanların köyü kasabası, camisi ve yaşam şekilleri, diğer taraf ise tamamen sırplar, Rumlar ortaya karışık, Türk mahallesi ne kadar sakin zamanın gerisinden geliyor gibi olsa da, sonuçta bir acının bir dramın eserlerini taşıyor hala, savaşın yapılan zulmün izleri her nereye baksanız sizi takip ediyor, kurşun işlemiş metruk binalar, eski evler, yıkık dökük zulümden geriye kalmış eski saraybosna. 
Gündüz türk çarşılarını, türklerin yerleşim yerlerin gezip gördükten sonra, gece şehrin diğer tarafına doğru ilerlemeye başladık, eskiden tv'lerde gördüğümüz, izlediğimiz saraybosna ile alakası yok, burası geceleri bir cennet, insanlar şıkır şıkır, barlar sokaklar cıvıl cıvıl, şehrin diğer tarafı erkenden kapanırken burası yeniden doğuyor gibi, sabaha kadar eğlenmek, gezmek, cafelerde oturmak, şahane pizzalardan tatmak, saraybosna kendini toparlamış bir halde hayata sıkı sıkı tutunmuş olduğunu görmek, insana ülkesini daha da özletiyor, değerini daha iyi anlıyor, ekonomisini refahına bile bakışı değişiyor, istanbul a adım attığımızda ne kadar zengin bir ülke olduğumuz için daha da şükreder oldum, arada böyle uzaklara gitmek iyi oluyor, her şeyin farkında olmak, okunan ezanların kıymetini bilmek, en küçüğünden otobüslerimizin trenlerimizin bile teknoloji donanımlı olduğunu görmek bile şükretmemiz için büyük bir nimet:)
 Şehrin dışında  yıkık dökük trenlerle gittiğimiz yeşillikler içinde bir yer vardı adı aklıma gelmiyor bir türlü daha sonra mutlaka belirteceğim.. Bizim İstanbul daki bahçe köy e benziyor, faytonla gittiğiniz bu yerde piknik alanları, cafeler, nefis ağaçlar ve nefis bir doğa var, doğanın içinde öylece oturup zamanı burada dondurabilirsiniz. Tarkovsky görse inanın burada mutlaka bir film çekme gayretine girerdi diye düşünüyorum. Bence büyülü bir yerdi orası, aşağıdaki görüntüler oraya girişte çekmiş olduğu fotolar ( 3 numaralı tramvay sizi tıngır mıngır Türkler’in yerleşim bölgesi olan Ilıca’ya taşıyor. Ilıca’da ne yapacağız diye sorunca da 1. Alley’de faytona binin, 2. Vrelo Bosna’da yürüyüşe çıkın önerileri geliyor.) Vrelo bosna bayılacağınız bir yer mutlaka gidin derimm  bazıları Zlatna Ribica 'yı görün diyorlar, dedimya bu tur keşif turuydu mutlaka buralara yeniden gelmek, uzun uzun kalmak ve daha detaylı çevresini özellikle  Mostar köprüsünü, eco futura'yı  ziyaret etmek istiyorum. 

Montenegro Kotor AVRUPA GEZİ 3

12/24/2016 10:08:00 ÖÖ 0 Comments


Klişeleşmiş tatil rotalarından uzaklaşıp biraz da el değmemiş sularda yüzmek, daha önce tanık olunmamış tarihi görmek ve doyasıya eğlenmek istiyorsanız, ‘çok da param gitmesin', ‘e hadi bir de vizesiz gideyim' diyorsanız Karadağ sizin için biçilmiş kaftan.
5. yüzyılda kurulan şehir, o gün nasılsa hala aynı dokuyu koruyabilen nadir şehirlerden. Avrupalı turistlerin yavaş yavaş uğrak noktası olan tarihi tatil cennetinin dar sokaklarında kaybolmak unutulmaz bir deneyim.

Bir liman kenti olan Kotor, ‘Old Town' (Eski Şehir) ve modern şehir olarak ikiye ayrılmakta. Denizi, kollarıyla kaplar edasında olan dağlar büyüleyici heybetiyle sizi selamlayacak.

Her sokak başında gölgeli duvar diplerinde pinekleyen tembel kediler görmek mümkün, hatta şehirde bir adet de kedi müzesi bulunmakta…


Dağların arasından, yani zifiri karanlık karadağ yolundan Sabaha doğru Kotora vardık, bizim yurt dışı seyahatimiz biraz faklı oldu galiba, belki turla gitseydik,  bu kadar keyif almayabilir, belki her şeyi böylesine keşfedemeyebilirdik, Şimdi biliyorum ki yabancı bir şehre yeniden gitsek hiç korkmadan her yere gidebilir, metroyu rahatlıkla kullanabilir,  uzun tren yolculuklarına çıkabilir, hiç tanımadığımız yabancı insanlarla trende sohbetler edebilir çat pat ingilizcemizle uzun uzun  konuşmalara  dalabilir,  deli gibi araştırdığımız ve de merak ettiğimiz şehirlerde konaklayabiliriz. Kafamız aynı kafa yanii:)) Gün ağarmadan belgrad üzerinden otobüsle geldiğimiz kotora kale meydana gün ağarmadan valizlerimizle indik, nasıl yorgun nasıl bitiğiz o an karar verdim tatilde uzun rota çok yorucu en fazla 2 yer bakidir diye düşünüyorum tatil turunda, sabah erkenden vardığımız her yer kapalı tabi, birkaç artistik, sanatsal foto çekiminden sonra her yerin açılmasını beklemek, güneşin yavaş yavaş doğuşunu seyretmek, sanki karanlık şehirle güneşin ışıklarını yaydığı bu şehir aynı olmasa gerek. Kahvaltı işi her zaman zor oldu bizim için yine kahve yine omlet, ama güzel bir yere benziyor burası şehir sakin dingin tatil yeri havasında sanki italya gibi sanki cennetten bir köşe gibi, meydanda kahvaltı yaptığımız kalenin içi tamamen sanat atölyeleri, galeriler, kiliseler, ne ararsanız var. Daha sonrada  Kotor a gelip  daha uzun kalmak isterim . Bloglardan okuduğum kadarıyla insanlar buraya tatile gelip gün içinde denize girip tatilin tadını çıkarıyor, Kotor benim için çok bonus çok sürpriz bir yerdi gerçekten ama buraya mesai ayırıp tekrar gelmekte fayda var hatta bu kalenin içinde küçük butik oteller var burada bile kalabilirsiniz. Kotor ve çevresi  Budva, Novisad tatil için gerçekten ideal bir yer.
Aşağıdan çok da uzak görünmeyen kaleye çıkmak için Old Town içerisinden başlamanız gerek. Akşam 7'ye kadar merdiven başında bir görevli duruyor, kaleye tırmanış 3 euro. 7'den sonra ise görevli gidiyor ve kaleye ücretsiz çıkılıyor. Size bir tavsiye, sakın öğlen saatlerinde çıkmayın ve asla terlikle çıkmayı denemeyin. Bazı merdivenlerin bozukluğu, irili ufaklı milyonlarca taş ve oldukça eğimli yüksek basamaklı merdivenlerden çıkış için spor ayakkabı şart. Bunun haricinde yanınıza alabildiğiniz kadar su alın. Çünkü yukarıda aldığınız sular yetmeyebiliyor ve merdiven başlarında ticareti iyi bilen su satıcıları bulunuyor. Aşağıdan yakın görünen kaleye binlerce basamak sonrası ulaşılabiliyor. Çıkarken ne kadar yükseklikte olduğunu nefes nefese kalınca anlıyorsunuz. Yaklaşık 1,5 saate çıkılan kalenin en tepesine ulaştığınızda ise döktüğünüz ter, aldığınız derin derin nefesler… Hepsi unutuluyor. Manzara adeta sizi şehrin kralı gibi hissettiriyor. Eğer Kotor'a gelirseniz, mutlaka kaleye çıkın.
Akşam saatlerinde sahili boydan boya gezebilirsiniz. Muhteşem sahil manzarasına hayran hayran yürüyebilir ya da bisiklet kiralayarak bölgeyi karış karış gezebilirsiniz. Araba kiralamak da mümkün. Kotor'da hemen her köşe başında bir araç kiralama ofisleri bulabilirsiniz.


Gündüz saatlerinden akşam saatlerine kadar huzurlu ve sakin olan şehir, gece 12'den sonra özellikle barlar bölgesinde farklı bir çehre sunuyor. Old Town içerisinde bulunan barlarda renkli eğlenceler oluyor. Kotor'un en büyük gece kulübü ise Maximus. Görmeden gitmemelisiniz.
Genel olarak pizza ve balık ağırlıklı yemek kültürleri var. Pizzaların tadı ise şahane. Deniz kenarlarında bulunan restoranlarda ortalama ve uçuk olmayan fiyatlarla güzel akşamlar sunabiliyor. Ancak Kotor, yiyip içmekten ziyade manzarası ve havasıyla hareket etmeniz için sizi zorluyor. Yürüyün, bisiklet sürün, merdivenlerden tırmanın, yüzün, gece ise çılgınlar gibi eğlenin!
Küçük bir şehir olan Kotor için önerilen 3 gün. Biz ise sadece 2 gün kalabildik. kaldığımız  gün boyunca çok gezip çok eğlendik.  Bir hafta kalırsanız kenti avucunuzun içi gibi bilmeye başlıyorsunuz. Ancak başka duraklarınız da olacaksa 3 gün Kotor için yeterli. Elbette ‘Seneye yine geleceğim' demeden kendinizi alamıyorsunuz.

KOTOR'A NASIL GİDİLİR?
Otobüsle gitmeyenler için,  öncelikle uçakla Karadağ'ın başkenti Podgorica'ya gitmeniz gerekmekte. Podgorica havalimanından ise 10 dakikalık bir taksi yolculuğu ile otogara geleceksiniz. Otogar'dan da iki saatlik bir yolculuk sonrası Kotor'a varabiliyorsunuz.

Avrupa Birliği'nde değiller ancak para birimleri Euro

Her an Avrupa Birliği'ne girebilecek bir ülke olan Karadağ, uyum gereği Euro kullanıyor. Schengen olmadan, vizesiz Avrupa tatili için elinizi biraz çabuk tutsanız iyi olur. Yurt içinde yapacağınız tatilde bile belki daha fazla harcamanız olacakken, Avrupa'da vizesiz ve ucuz tatil yapmış oluyorsunuz. 
Veda zamanı dostlar, buradan yolculuğumuz Üsküp'e olacak, oradan tekrar Belgrad'a geçip, İstanbul'a döneceğiz. 
Üsküp maceralarımızda görüşmek üzere... Sevgiler.

Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim