2017-11-21

Yeni yıl fotoğraflanırsa

11/21/2017 10:23:00 ÖÖ 0 Comments

Yılbaşı demek yeni yıl demek, heyecanlanmak  demek,  güzel başlangıçlar, yeni hedefler, yeni planlar demek  gidilecek  tatiller, kurulacak dostluklar  ve günbe gün emin adımlarla emek verdiğim    kariyerimde, doğru yolda olduğuma emin olmam demek. 
Eskiler bilir, yılbaşı akşamı kurulan sofralar, taze sıcak kuru yemişler, meyveler ve aile izlenen tek kanallı programlara bir zamanların en favorisiydi. 
Ben eskiden özel günleri, bayramları seyranları hiç sevmezdim. Meğer sevmemin altında bu özel günleri nasıl geçirmem gerektiğini bilmememmiş, veya beklentimin çok yükseklerde olmasıymış, sanki o günün hayatımın en önemli günüymüş ve ben çok farklı bir şeyler yaşamam gerekiyormuş gibi alık bir hallere girmem   bu anlarda  farklı olaylar cereyan etmediğinden olsa gerek,  içimin buruklaştığı, melodram komedi ne varsa başrollerini benim oynadığım korku dramalı komikli  filmlerin içinde buluyor olmam kendimi ve asıl ilginç yanıda bu hallerden bir türlü kurtulamıyor olmam:)) 
Arkadaş sen yapsana şöyle arkadaşlarınla delice bir program, 3-5 kafa dengi arkadaşınla mini bir tatil, emin olun kafadar kızlar grubuyla tatil daha nefis bir şeye dönüşüyor. Olmadı kur masayı akşamdan gir bir zahmet mutfağa mezeler, zeytinyağlılar, enginarlar, dolmalar döktür şöyle içindeki mutfak canavarını, konuş dertleş onunla bakalım onun canı ne istiyor gibisinden 
Yok illa ki marazlık çıkmalı bugünde, az atraction yetmedi bol atractiona geçmeli felan. 
Hadi bu da kurtarmadı seni at kendini kalabalığın içine, o mağaza senin bu mağaza benim hesabı, hem o kadar kıyafet giyip çıkarınca bütün kış ne yemişsin ne yememişsin görüyorsun tabi boy aynasında anya ve konya durumlarını.  Tabi bu da ayrı bir film macerası ayrı bir ön izlemdesem yeridir:))
Kısacası böyle güzel zamanlarda surat asıp evde oturursan yok anacım beni kimse aramıyor diye oflanıp puflanırsan evrende çelmeyi takar sana. Oldu mu sana gol:))
Biz bu evde oturalı yaklaşık 5 yıl gibi bir süreç geçmiş, ilk taşındığımızda yılbaşı partisi yapalım dedik. Hatta şöyle bir destur edindik yılın son ayında ilk günden başlayarak yılbaşına kadar köşemizde oluşturduğumuz dandik yılbaşı ağacının dibine her gün bir şeyler alacaktık. Aynen dediğimiz gibi de yaptık ne hikmetse, her güne bir hediye mantalitesinde en çok olayı ciddiye alıp , yaşamak değil yılbaşıdır aslolan aforizmamla her güne bir hediye alarak, hafiften kendimi de mutlu ederekten yeni yılın sarhoşluğuna vermiştim  kendimi. 
Ondan sonraki seneler yemezler canım keklenmek de bir yere kadar diyerek evdekilere vetoyu çekmiş, ve yeni yıldan beklentilerimi, iyi gün dileklerimi sadece kendime saklayarak en güzel yılbaşılarımı kendi küçük dünyamda kendimle kutlar olmuştum. 
Sonuca geldiğimizde ise, bu sene yani 2017'ye girdiğimiz de ise kendi ufak çaplı ivedi sanatçılığımdan doğma aşağıdaki resimler ortaya çıkmış bulundu. 
Benim kafa hep iş kafası olunca e haliyle de yılbaşılı işli güçlü yeni yıllı fındık kırmalı bir yıl beni bekliyor oldu. 
İşin şakası komiği bir yana, en sevdiğim dostum çocukluk arkadaşım Nazom aşağıda gördüğünüz pasta kurabiyeleri konusunda uzman olunca, bende de bu fotoğraf aşkı olunca ortaya böyle tatliş görüntüler çıktı tabikii. 
Ben bir ara bu kurabiye, hediye işlerine öyle dalmışım ki sanırsınız kırk yıllık ahçı,
Yine de aklımın bir köşesi hala bu işlerde yok kutular, yok süslemeler, yok kendim yapar kendim yer, kendim satar modundan kurtulamadım gitti. 
Allahtan iş kıyafetlerime döndüm de bu hobisel işlerim de böylelikle küçük bir macera niteliğinde bloğumda hepimizin gözünü okşayan 2017 yılbaşı anısı hatırası olarak kaldı. 
Yok illa isteriz bizde diyenler için hala sipariş alma durumları söz konusu, inanın severek özveriyle destekleyerek yardımcı olabilirim. Hatta bu  arkadaşım için Lavcook markası bile yaptık diyebilirim. 
Marka danışmanı, marka tasarımcısı, tedarik uzmanı ne derseniz deyin...
Seviyorum galiba ben bu işleri her ne kadar iş kıyafeti kkd grubu satsamda:))

 Yılbaşımıza dönecek olursak, kutlamaların genelinde  “tabiat ananın kısırlıktan üremeye dönüşünün, yeniden doğuşunun ve canlanmasının, ölümden sıyrılıp, yeniden dirilişinin simgelendiği” zamanları yaşamasıdır diyebiliriz aslında.

Yılbaşının simgesi noel ağacına gelince “Çam ağacının seçilmesinin önemli sebebi olarak yapraklarını dökmemesi ve birçok kültürde ölümsüz yaşamın simgesi olarak kullanılması düşünülebilir.”
Sonuç olarak “Noel tün insanlığın kutladığı bir döngüdür,  Bu nedenle gelin atalarımızın yaptığı gibi bu güzel dönemi, toprağın uyanışını gönlümüzce kutlayalım. Gelecek yılın bereketli geçmesi içinde yılbaşı akşamı kapımızın önünde bir narı parçalayarak, bolluğu ve bereketi ve pozitif enerjiyi yuvamıza çağıralım.
2018 yılı benim için gerçekten çok önemli, yeniden doğuş adını verdiğim bu yıl'da tüm sevdikleriniz yanınızda olsun. Eskilerle çok oyalanmayın çünkü gerçekten yeni zamanların,modern zamanların, uzay ve  evrensel zamanların büyük hediyeleri olacaktır hepiniz için. 

Eski yıla notum; En kötü barış, en iyi savaştan daha iyidir. 

Sevgiler herkese...

2017-11-18

Benim güzel gözlü Pıtırım.

11/18/2017 05:11:00 ÖÖ 0 Comments


Ölen bir kedi için ne yazılır veya tuttuğunuz yas'ın acısı nasıl  anlatılır  bilemedim, ağıt mı?, özlem mi?, özlemek mi? senin için acı çekiyorum veya seni çok seviyor ve özlüyorum mu ? hiç bilemiyorum. Her şey senle başladı senle bitti çok ama çok klasik, içimi öldürdün yedin bitirdin beni fazla insani gibi mi? Galiba sen  ölünce resmen ayakta gezen ölü bir ruh gibi oldum diye başlayan yazı daha doğru olur.
Gerçekten benim kedim ölünce yaşayan ruha döndüm ve ben onun için  çok acı çektim.
Öncelikle bu hikayenin geçmişi nereden, nasıl başladı ve beni bu döngünün içine sürükledi önce burdan başlayarak anlatmalıyım hikayemi sanırım.
Herkes bu veya şu şekilde çocukluğunda bir  hayvan sevmiş ve beslemiştir, kiminin balığı, kiminin kuşu, kiminin köpeği kimininse atı olmuştur mutlaka.

Benimse hep kedim oldu kedigil familyasını çok sevdim her zaman.

Ben dünyaya geldiğim ve kendimi hatırladığım andan itibaren  yani bu 7 yaşıma tekabül ediyor. kedileri çok sevdiğimi hatırlıyorum. Bahçeli  evimizde bir sürü kedi olduğunu anımsıyorum.
Kedi manyağı kedi aşığı bir şeydim bende. Eskilerden çok yakın çocukluk arkadaşlarım bile beni görünce, Kedi Tülin derler, her macera içinde farklı anılar barındırıyor, isimler ünvanlar değişiyor, bir bakmışşsınız Tülinko, Tüliniçe, Tüliş abla, Tüline, olmuşsunuz, adınız zor gelenler hafiften ismimi Tülaya bile kaydırmış oluyor bazen, sıkıntı yok  biz 3 kardeşiz zaten , Tülin, Tülay ,Gülay:))
Annem ismimi eskilerden Tülin Yakarçelik adlı şarkıcıyı radyodan dinlerken çok sevmiş ve bu ismi bana koymuş, severim ismimi, fazla olmaması hoşuma gider, aslından her isim kişinin adını yansıtırmış asabi veya merhametli olmasını, duygusal veya naif veya fazla hırçın dikkat edin isimlerin içinde geçen harfler, mutlaka bu dediklerimi yansıtıyor benim ismimin anlamı Ayna (mirror)yani bana ne verirseniz yansımada onu alıyorsunuz. Tülinin sonsuz sevgisini, sonsuz soğukluğunu, nalet huysuz sabah kalmışsa 1 saat konuşmama hakkını, çok mutlu ve enerjisini dört dörtlük yaymışsa bol bol gülümsemesini insancıl merhametli yanını diye liste uzar gider böyle,
Fazla konuyu dağıtmadan devam ederek, çocukken sarı bir kedim vardı, onu sevip sarmalıcam, koruyup kollayacağım diye göbeğim çatlardı. Elimde, kolumda omuzumda her nereye gidersem yanımda gider, peşindende beni sürüklerdi. Ona ne olduğunu hatırlamıyorum, ama bugün hala gözümün önünde olan bu kedi, çocukluğumaki hayvan sevgime dair küçük bir işaretti belki.  Sonra evimizin en şahanesi annemin iş yerinden getirdiği Şiva kedimiz tabi onunda yavrusu oldu ve biz ona yıllarca baktık. Adı boncuk'tu çok akıllı zeki bir kediydi. Resmen attığınız her objeyi size geri getirirdi. Benim odamı benimle paylaşıp, yatağımda yıllarca yattı, şişman tombul tüyleriyle fıkır fıkır nefes alışverişiyle göbeğimin, göğsümün, yüzümün üstünde uyumaya bayılırdı hergele.
Tabi bir gün oda, öleceğini hissederek ,kendini bizden uzak tutarak kaybolup gitti yavrucak.
 Kediler öleceği zaman mutlaka evden gidermiş kesin oda aynısını yaptı bize. Ailemizin üyesi sevgili kedimiz kaybolunca evde herkesin çok üzüldüğünü hatırlıyorum. En çok benimle uyurken benden ayrılmaması ayak ucumda yatması, uyandığımda başımın üstüne çöreklenmiş halini hiç unutamam, kendini seviyor ve sevdirtiyordu  bize.
Alışkanlık olmuştu onunla yaşamak, evde bir kedinin olması, onu olağan şekilde sevip okşamak.

Kedim Pıtır ile tanışmamın  ise çok ilginç bir hikayesi var.
Geçen yaz arabanın ön motorundan gelen bir sesle korkarak kaputu açtığımızda onun oraya sıkıştığını gördük . Normalde bu tür haberleri çok duyuyordum, ama olacak ya işte benimde başıma gelmişti. Korkarak, üzülerek birazda ağlayarak motordan çıkaramadığımız kedi yavrusunu ancak tamirciye giderek çıkarabildik.

Motordan çıkarıldıktan sonra, onu ilk gördüğüm anı hatırlıyorum, yeni doğan bir bebek gibi tamircinin onu kucağıma vermesi ve onun  hırçın vari hareketlerle kaçmak isterkenki halleri unutulmazdı.
Yavruyu elimdeki  hırkanın içine sıkıştırdım, artık hiçbir yere kaçamazdı benimdi bana ait olmalıydı, bana gelmişti ve ben onu en iyi şekilde üstüme düşen şekilde bakmalıydım hayatın armağanı hediyesiydi  bana. Küçük bir kuzuydu elimde, minicikti, ürkekti, çekimser ve de korkak.

Hırkayı az biraz araladığımda onun o güzel yeşil gözlerini , yemyeşil gözlerini gördüm.
Öylesine hırçındıki beni neden aldın der gibi bakıyordu bana.
Elimde sardım, sıktım kaçmasın diye, onu o anda sevdim, gördüğüm anda sevdim, gördüğüm anda onunla bir bağ kurdum. Onu sevdiğimi anladım, benimle yaşamasını istediğimi hissettim.
SOnu tavlamak için , evimize geldiği andan itibaren peşinde pervane oldum, yatak altı, baza altı, kanepe altı süründüm peşinde, güvenini kazanmak, evimizi sevmesini sağlamak, beni sevmesini ve güvenmesini sağlamak için elimden ne gelirse yaptım.
Belki de o anda birisinin güvenini kazanmak, belki de o gün sevmek daha çok sevmek sevilmek ihtiyacım vardı. Belki  benim için bir geçiş kapısıydı.
Belkide güvenini kazanırsam her şeyi yapabilecek bir güç kazanacaktım.
Belki de o yüzden bu kadar ona bağımlı oldum, bağımlısı oldum delisi oldum.
Ben onu böyle severken üstüne böyle titrerken, oda artık yavaş yavaş bize alışmış ve ailemizin yeni üyesi olmuştu.
Küçücük bir çocuk yerine koydum onu , kucağımda uyuttum kimi zaman, dışarıdayken, işteyken koşa koşa eve geldim acıkmıştır diye, onu göreceğimin aşkıyla, heyecanıyla, kapıyı açtığım anda, merdivenden pıt pıt inişiyle kucağıma atlaması ve sevgisini içimde hissetmek dünyanın en güzel şeyiydi. Saf sevgi az bulunur bir şey, şimdilerde hiç olmayan bir şeydi.

Sanki bir altın madeni bulmuştum. Sanki benim en güzel hazinem oydu.
Güzeller güzeli, güzel gözlü Pıtırım'dı. İnanın şu an yazarken bile gözlerim dolu dolu oluyor.
Sokağa çıkıp bağıra bağıra ağlamak istiyorum.
Yumuşacık tüylerinden, kulaklarının üstünden usulca yumuşakça, severek sevdirerek, kolunun altından kendini uzatıp bana aldırarak, uzun tüylerini sevdirerek beni kendine  aşık ettiren dünyanın en güzel kedisiydi.
Aşk illaki sevgili demek değil, insan bazen bir kediye, bir canlıya, çocuğuna, eşine, hiç tanımadığı ama yaşam tarzına, fikirlerinden ilham aldığı bir kişiye de aşık olabilir.
Aşk saflıktır, sadeliktir, bağlılıktır, önemsemektir.
Tıpkı benim Pıtırımı  önemsemem gibi.
Ben onu bir  kedi gibi görmedim hiç ,bendeki bir emanet , değerli bir şey gibi gördüm.
Bu yüzden adını PITIR koydum, adını seslendiğimde, naif duruşu ve güzel gözleriyle yeni doğmuş bir bebek gibi pıtır pıtır bana yürüsün diye.
İsmiyle özleşsin diye, ismiyle yaşasın diye, isminin hatırına daha da çok severek bağlanarak.
Ben işe gittiğim için evde yanlız kalmasına gönlüm razı gelmediği için,  ara sıra sepetine koyup iş yerime götürdüğüm zamanlarda olmuştu, sağ olsun değerli iş arkadaşlarım bana bu konuda çok destek verdiler.
Zaten uslu bir kedi olduğu için tüm gün ben bilgisayarımda çalışırken kucağımda yatardı. Bazen koltuğumun arkasında sırtını bana dayar, bazen de masamda ki ahşap kutunun içine girip bana oradan tatlı tatlı bakardı.
Her zaman bana yakın olmak, olduğum odada olmak indiğim merdivenlerden arkamdan peşimden koşmak hep onun işiydi.
Bana yakın olma derdine, laptopumun üzerine yatıp benim çalışmama bile izin vermeyecek derecede bana düşkündü.
Elini elime uzatır, elini yanağıma koyardı. Belki bunlar çok hayvani içgüdüsel bir şey ama zannedersem beni annesi sanıyordu. Akşam ben yatağıma uzandığımda illa başucuma çıkacak, illa yatağımın içine girecek, illa ki tırmanıp göğsümde uyuyacaktı.
Beni sevdiğini ve ben evde olmadığım zamanlar beni çok özlediğini hafiften de olsa küstüğünü anlıyordum.
Kedilerin küsme, alınma, darılma, gücenme, ve kalplerinin kırıldığını çok ama çok sonradan öğrendim. Daha detaylı araştırınca, tüm hayvanların içgüdüsel olarak çok farklı olduklarını ve sezgilerini, zekalarını içgüdülerini insan gibi algılayarak yaşadıklarını hayretle fark ettim.

Günlerden bir gün anneme bıraktığım bir gün, ki o günü hiç hatırlamak bile istemiyorum.
Hatta takvimlerden sildiğim bir yaz ve bir yıldır benim için. Bu yaşıma kadar en kötü anılarımın en acı kayıplarımı yaşadığım yıl olarak adleddiğim geçen yaz döneminde hayatımın en kötü gününü yaşayacağımı nereden bilecektim.
Kadıköy'de annemin beni telefonla arayarak  kedimin öldüğünü haber vermesiyle, olduğum yere yığılmışım. Elimdeki telefon bir yere ben başka yere, haykırarak ağladığımı bağırdığımı hatırlıyorum.
Bayılmışım...
O gün orada yaşadığım şey, her ne ise her psikolojide adı ne diye geçiyorsa, beni çok üzen mutsuz eden, ve bütün yaşayan nefes alan bütün hücrelerimi yakıp yıkan bir şeydi.

Hayat bazen hiç adil değil, hiç hemde, bazı şeyler, denenmeniz, test edilmeniz veya başka şeylerle ilintili olarak size geliyor.
Her zaman deneniyorsunuz, başınıza gelen felaketler, ölümler, hastalıklar,yediğiniz kazıklar, yanlızlaştığınız özel durumlar ve daha fazlasında siz hep deneniyorsunuz.
Hayat hiç kolay değil, kolayına alıp hafifcesine yaşayanlar için değil bu sözlerim.
Hayat da tıpkı trafik  gibi hafifsenemez, hayat şakaya gelmez, hayatınıza ciddi anlamda yatırımlar ciddi anlamda emek vermediğinizde çok kötü bir hayat kalitenizin olacağı  garanti.
Küçük bir detay, gözden kaçan bir şey, ihmal ettiğiniz ne varsa dönüp şöyle bir düşünün, derine inin, derinlerine girin, eminim ayırdığınız bu küçük bir zaman dilimi veya görmezden gelmeyip en ufak sorunun üstüne  gitmeniz ve sorunu kaynağında çözmeniz belki bir iş anlaşmasını, belki evliliğinizi belki iş hayatınızı kariyerinizi paranızı veya dostluğunuzu kaybetmemeniz için en iyi sonuç veren çabanız olacaktır.
Benim güzel gözlü kedim, annemin açık kalan camından dışarı çıkıp 6. kattan teras'dan  aşağıdaki arabanın üzerine düşüp ölmüş. Hemde hemen oracıkta, daha küçücükken, ben onu daha gezmelere götürecekken, kışın ona kazak şapka  örecekken, ona insanları anlatacakken, ona tüm sevgimi sonsuz bir şekilde verecekken. Ben onun yanında değilken onu koruyamadığım kollyamadığım bir zamanda.
Ben daha ona dokunmaya kıyamazken, akşam benimle televizyon izlerken dikilen kulaklarını aşkla sevgiyle hayranlıkla izlerken, bana koşup benimle oynamalarına doyamazken, o beni güzel güneşli bir günde son vedasını bile yapamadan öğleden sonra saat 2 civarında  meleklerin diyarına gitti.
Ondan sonraki süreç öyle kötüydü ki  anlatamam sizlere, hayatımdan giden her şeye bir ağıt bir yastı belkide.
Sorularım ve onu rüyalarımda görme isteğim hiç bitmedi. Geçenlerde koltukta uyuyakalmışım, artık halüsinasyonmu hayal mi bilemiyorum, kolumun içinde uyuduğunu gördüm, mırlayarak bana doğru sokularak, öylece uyanmışım hayal ve rüya karışımı içinde.
Kediler nereye gider?
Hep kafamın içinde bu soru, belkide ölmedi, belkide yaşıyor, belki annem onu başkasına verdi.
Ve daha neler neler neler neler?
Sokaktaki hiç bir kediyi sevmek istemiyorum.
Kedim beni görür kıskanır diye korkuyorum üzülüyor diye içleniyorum.
Uzun bir zaman böyle geçti. Kedim yüzümden hayat kalitem tamamen diplere düştü.
Ben ben değildim artık, üzgün mutsuz ve de kederli, acı ve yas içinde.

Acaba doktora gitsem mi?  diye düşündüm.
Biraz okuyup araştırınca benim gibi başka insanlarında acı çektiğini gördüm.
Aşk acısı, ölüm acısı gerçekten çok büyük bir keder, büyük bir hastalık.

Pıtır'ı uzun zaman aklımdan çıkaramadım.
Evdeki merdivende koşusu benimle beraber koltukta oturup kıyımdan köşemden ayrılamayışı.
Eve geldiğimde ki kapıda beni karşılayan halleri.
Bana düşkünlüğü ve daha neler.

Taki geçen güne kadar, resimlerini tesadüf görünce, gözlerine uzun uzun bakınca, acımın yavaş yavaş geçtiğini anladım.
Ve bu yazıyı paylaşmak ve Pıtır'ın adını yaşatmak istediğime karar verdim. Hatta balkonda  onun için küçük bir çam bile diktim.
Ortaya böyle bir yazı çıktı, sonuç olarak, bir canlıyı almak bakmak, hayvansever statüsünde olmak ve onu koruyup kollamakla mükellefiz.
Bir işe başlarken de böyle gerçekci olmak en iyisi mantığı ön planda tutmak, hayatın gerçekleri karşısında temkinli davranmak esas.
Bakımını üstlendiğimiz hayvanında duyguları var, oda bir canlı sizi anlıyor hissediyor ve sonuçta sizi oda çok seviyor, sorumluğun bilincinde olmak ve çabucak gececek bir sevdayla hayvanı üzmemek gerekiyor.
Benim başımdan böyle bir macera geçti, yok aşısı yok bakımı, sevgisi, ilgisi, yok maması kumu derken bayağı bir alışmıştım ona, ve gerçekten hala onu özlüyorum. Anısı ve sevgisi kalbimden hiç bir zaman silinmeyecek kesinlikle.

Anekdot: Kediler, sezgileri çok güçlü, çok duyarlı, içgüdüleriyle hareket edip, sahibini benimseyip kıskanıp, çok hassas ve duygu hayvandırlar. Evinize bir kedi aldığınızda sebep sonuçlarını, bakımını ve onun ruh dünyasını çok iyi tahlil edip bakım kararına öyle devam etmelisiniz. Yoksa hayvan içinde sizin içinde sonu çok kötü olabiliyor maalesef.

Tüm kediler mutlaka tuvalet eğitimini biliyor, evi kokluyor ve kendini o evin merkezine yerleştiriyor.
Sahibini çok seviyor, onu izliyor, taklit ediyor, takip ediyor, sizle birlikte tv izliyor, yanlızlığa hiç gelemiyor, eve gelen misafiri istemiyor.

Keyfi ve dünyası bozulsun hiç istemiyor.

Siyah beyaz  kediler uğurlu gelebiliyor, evinizde bol bereketin geldiğini hissediyorsunuz ayrıca bu kedi cinsleri çok zeki olabiliyor. Ünlüler bu kedileri sahipleniyor.

Geçenlerde bir kedi resmen benden yemek istedi. Çok sevemesemde, her nerde görürsem göreyim markete girip mutlaka bir süt veya başka bir şey almaya çalışıyorum.

Kapımızın önünde de yavrular var, mutlaka bir parça yemekten sonra sokağa inip önlerine bir şeyler bırakıyorum.

Vermekten, yedirmekten, beslemekten, fazla olanı ihtiyacı olanlara vermekten zarar gelmez.

Akşam omzumda hırka,elimde bir yemek kap  sokakta kedi arıyorum  besleyecek, ve tüm ekmeklerim gökyüzünün kanatlı krallarının yani  kuşların.

İnsan her daim her şeyi tecrübe etmeli, yaşamalı görmeli geçirmeli, yoksa tecrübe dediğimiz  o pahalı şeye nasıl sahip olabiliriz.

Eliniz kire pasa, yanlışa doğruya, kargaşaya, karmaya değmeden, biraz gözyaşınız akmadan, hayatı öyle süt liman yaşayamazsınız. Tecrübe sağlam iyidir. Ve sizi gitmek istediğiniz  yöne götürür.
Sevgili Pıtır'ın Anısına ...İSTANBUL 2017

Kedilerle ilgili daha fazla bilgi öğrenmek isterseniz  ilgili linki şuraya https://www.youtube.com/watch?v=Pg4srT6yAJQ

 http://www.beyazperde.com/filmler/film-244948/fragman-19540792/ bırakıyorum.


Rüzgarlar ve Işıklar Şehri Bakü… Yoldayız-1.GÜN BAKÜ

Selam, aybalam dostlar ; Azerbaycan tatilimizi ve gezi izlenimlerimizi yazdığım bu yayınımıza hoşgeldiniz:) Paldır küldür karar ver...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim