12.12.2017

Yıldızlar Arasında (İnterstellar)

12/12/2017 01:01:00 ÖS 0 Comments


Az önce trailer'ını izleyip ağlamak ve ağlamamak arasında kaldığım filmdir kendisi. 

Özellikle'de  başrol oyuncumuzun ağladığı sahneler,  kızını bırakıp gittiği anda ki kendini kaybetmiş halleri,  kızının küskün olarak babasını yolcu etmesi ve arabadaki o üzgün hali  beni gerçekten mahfetmiş ve çok üzmüştür. 
Arkadaşlar film uzay filmi ama bende bir ağlamaklı haller, adamın acımsı acısı resmen ciğerime kazındı desem abartmamış olurum. 
Filmi anlatacak olursak, yada hissettiğim gözlemlediğim, izlediğim haliyle konu şu şekilde ilerliyor. 
Teknik bilgisi ve becerisi yüksek olan adamımız Cooper, geniş mısır tarlalarında çiftçilik yaparak geçinmektedir; amacı iki çocuğuna güvenli bir hayat sunmaktır. Dünyalar tatlısı, güzeller güzeli birde aklın ve duruşuna hayran olduğum çok cici bir kızı vardır. Onlarla yaşayan Büyükbaba Donald'ın torunlarıyla da  oğluyla da arası çok iyidir.    
 Geçmişte bıraktığı bilim insanı kariyerini özleyen baba Cooper'un karşısına bir gün beklenmedik bir teklif çıkar ve ailesinin, dahası insanlığın güvenliği için zorlu bir karar alması gerekir... 
Cooper her şeye rağmen dünyada yaşamın yok olması nedeniyle, insanlığı kurtarmak adına geride ailesini bırakarak uzaya doğru  ekiple birlikte yolculuğa çıkar,  kara delik , yıldızlar arası metafor geçişleri  muhabbetinden dolayı uzayda  zaman ve mekan kavramı çok farklı işlenmektedir. 
Ekibin her yaptığı yanlış hata ve  kara deliğin içinden geçerek   zamanı daha da  çok ilerleterek , dünyadaki  bir saatin orada 10 yıla tekabül etmesi ve zamanın hızlı geçmesine neden olmaktadırlar. 
Sonuç olarak, filmde devamlı bir esrarengiz hava hüküm sürerken,  Einsten'a ve onun izafiyet teorisine göndermeler ve belgesel niteliğinde araştırma konularının bol bol  keyifli bir şekilde işlendiğini uzayı ve uzaysal gelgitler, uzayda bükülmeler, eğrilmeler dehşetengiz  konular biribirinden farklı  şekillerde  örülerek,  kafamızda soru işaretleri bırakarak film ince ince  şeritler halinde hayal dünyamızdan hızlı bir şekilde gelip geçiyor.  
Benim görüşümse, her ne kadar bu konuları derinlemesine okumuş olsamda bir yanımın hala sığ kaldığına yanarak,   insanlık artık ışınlanmaya geçse diyorum. Ama bekleyeceğiz bir süre daha ışınlanma, uçan arabalar, zamanda yolculuk, insan,  hayvan klonlama, robotlaşma ve teknolojinin bizi sarıp sarmaladığı dönemler için evren artık yavaş yavaş göz kırpmaya ve enerjilerini göndermeye devam ediyor. Bakın yine bayan enerji olarak durumu kendime çeviriverdim:))
Solucan delikleri, zamanda bükülme ve diğer evrene dair her şey  en çok merak ettiğim en çok araştırmaya muktedir olduğum konular. 
Uzaylılar tarafından kaçırılacağım inancımın yerini  artık Amerika'dyaşama hayallerim olsa da, aklım hala uzayın derinliklerinde, uzaya ilginiz olsun veya olmasın evren'i  araştırıp filmi  daha derinsel anlamda, sakin ve dingin ve ipuçlarını yakalayarak   izleyin derim. Eminim film için kafanızda oluşan tüm soruları, şaşkınlıkları, film detayları nı bu konuların alt metinlerinde bulabilirsiniz. 
Daha derinlemesine analiz için aşağıdaki linkden okuyabilirsiniz. Arkadaşın önzilemleri de ayrıca okunmaya değer. 
Bol iş, bol görüşme, bol yoğunluğun ve bol telefon trafiğinin olduğu bu haftayı geride bırakmayı umarak, güzel çok güzel günlerin yakında hepimizin olacağı inancı içindeyim. 
Falcıdan hallice amatör yazım için kusura bakmayın, uykusuzluk  ve yorgunluk arasında bir yerlerdeyim, seviliyorsunuz, sevgiyle kalın:))












 






https://www.youtube.com/watch?v=I6PMFlL-0Ys

10.12.2017

Black Swan'daki Muhteşem Oyunculuk

12/10/2017 02:24:00 ÖS 0 Comments

İyi bir izleyici,  bütün izlemiş olduğu filmlerden ne bekler gerek yönetmenin bakış açısı, gerek oyuncuları, gerekse oynanan performansla ilgili olarak. 
Beğendiğimiz yönetmenler, göz dolduran oyunculuklar, muhteşem senaryo ve yan oyuncuların rol çalmalarıda gözümüzden kaçmıyorsa sanırım herşey cuk diye oturmuş oluyor filmimizde. Beklentiler karşılanmış oluyor ve film izleme seanslarımız başka bir keyfe dönüşüyor diye düşünüyorum. 
İşte şimdi anlatmak istediğim size altın tepsi içerisinde sunduğum bu filmde öyle birşey; her şey öylesine yerli yerine oturmuş, öylesine hayatımızın içindeki,   tümo gergin  kasıntı dolu anları bizzat bizlerde yaşayabiliyoruz.  İzlediğimiz  olayları sanki biz yaşamışcasına, o anın içinde, senaryonun dip kıyısında sanki, aynı dokunun altında, aynı çarpıntının iflah olmaz oflamalarında sanki bir parça bizimde suçumuz var gibi:)) 
Kesinlikle bundandır zaten en sevdiğimiz filmlerin bizde bıraktıkları güzel hisler, dokunaklı acılar, yaşantımızdan kaynaklı anıların birer fotokopi halleri,  herşeyin sebebi tümden gelip tüme gitmeli küçük bir bulmaca niteliğinde filmin giriş, gelişme ve sonucuyla ilintili...  
Natali Portman bu filmde bu işi çok iyi kotarmış. Gerçekten çok başarılı bir oyunculuk, bayıldım kendisine, film bittikten sonra bile düşündüm hakkında, etkilendiğim şey ne senaryo ne de başka bir şey, tek etkilendiğim şey oyuncunun kendini tamamen rolüne kitlenmiş olması ve rolünün hakkını tam anlamıyla delice vermesiydi.
Oyunculuk mükemmel, verdiği duygu ve his direk kalbinden, gözlerinden bizlere yani biz seyircilere doğru akıyor. 
Filmin her sahnesi, her bakışı her gölgeli yansıması, gerilimi, heyecanı, stres altında yaşayan bir balerinin hayatını tüm çıplaklığıyla bizlere yansıtmayı nasıl da başarmış.

Filmimizi biraz özetlemek gerekirse, New York Bale Topluluğu’nda balerin olan Nina’nın (Natalie Portman)'nın  tüm hayatı, diğer profesyonel balerinler gibi dansla örülmüştür. Nina, eski bir balerin olan annesi Erica (Barbara Hershey) ile yaşamakta ve  annesinin kendisi  üzerinde  kontrol ve baskı kuran, saplantılı bence hafiften de kafası sıyrık, delirmeye yakın bir kadın olmasına hem zihnen hemde psikolojikmen katlanamamaktadır.

Filmin sanat yönetmeni Thomas Leroy (Vincent Cassel) kendi yorumuyla sahneye koyacağı kuğu gölü balesi’nin daha fazla dikkat çekebilmesi için başbalerini Beth’i(Winona Ryder) değiştirmeye karar verdiğinde tercihini gözünü kestirdiği ve başarısından emin olduğu bizim güzeller güzelimiz Natali'den yana kullanır.  Ancak güzel Natali'nin  bir rakibi vardır, Lily(Mila Kunis). Nina, Kuğu Gölü için hem masumiyeti ve zerafeti temsil eden beyaz kuğuyu hem de kötülüğü ve tutkuyu temsil eden siyah kuğuyu oynayacaktır. Ne varki  güzel kızımız melekler gibi masum ve saf, hijyenik haliyle sadece beyaz kuğu rolüne mükemmel uyum sağlar ve şeytani ikiz siyah kuğu rolünde eksik kalmaktadır.Bu durumda şeytani, zilli kızımız   Lily ise mükemmel bir şekilde bu role daha yatkın görünmektedir. Böcek gözlü hanfendi yapıyor tabi burada yağacağını,çipil şeytan:))))
Böylece iki dansçı arasında gerilim dolu bir yakınlaşma ve çatışma başlayadursun, Natali için sadece rolün gereklerini yerine getirmek değil, rekabet ortamında ayakta kalmaya çalışmak, bir bale topluluğu içerisinde başrolü almak kızcağızı daha da yanlızlaştırır. Onun için herkes , yoluna çıkan herkes potansiyel bir düşmana dönmüştür artık. Bu yolda fazladan kendini zorladığı kendisi bile artık kendine yabancıdır. Kendini tanıyamamaktadır. Ve yeni benliğinden, yeni karakter yapsısında, çozutmuş halinden kendisi bile ürker hale gelmiştir.  

Gelelim filmin çekim ve hazırlık aşamasına dersek; Tüm bu gerçekliğin ekrana yansıması ve bizlere hissettirmesinde,  Portman’ın yoğun bir hazırlık dönemi yaşaması da pekala çok etkili olmuş. 4-13 yaşları arasında bile  bale eğitimi almış olan Portman, film başlamadan 1 yıl önce Mary Hahn Bowers ile bale çalışmaya başlamış. Filmin çekilmesi kesinleşmese de filmin çekileceğine inanarak 6 ay önceden hazırlıklara başlamış. Günde beş saat bale, yüzme ve tüm vücut kaslarını güçlendiren egzersizler yapmış. Fiziksel olarak bir balerin benzemek için de ayrıca 9 kilo vermesi gerekmiş. Filmdeki dans sahnelerinin yüzde 80’ini Natalie Portman’ın kendisi gerçekleştirmiş. Çok özel birkaç sahne dışında tüm dans sahnelerinde kendisi oynamış. Dolayısıyla özellikle prova sahnelerindeki yoğun stres duygusu perdeye mükemmel bir şekilde yansımış. Şimdi gelinde bizim türk filmlerinde yabanıl oyunculuğa  siz puan verin artık:) Sözüm kesinlikle rolünün hakkını iyi verenlere, ve ya sadece yüz mimikleriyle bile ortaya şahane işler çıkaran oyunculara değil, 


Her şey Thomas'ın prova sahnesinde söyledikleriyle paralel gerçekleşiyor:

''Hayallerin tadına vardın, onara dokundun geriye sadece onları yıkmak kaldı. Kalbin kırık, yaralı, ruhun perişan, kan ağlıyor. Siyah kuğu aşkını çaldı. Acını sona erdirmenin tek bir yolu var. Korkmuyorsun, her şeyi kabullenmişsin.'' 

Bu filmi kesinlikle izlemelisiniz. 
Psikolojik sanrıların, gel gitlerin, savaşmanın, kendiyle savaşmanın, içinizde yaşayan ikinci ben kişinizi alt etmenin, oto kontrolün, veya oto kontrolsüzlüğün, çaresizliğin, ama durmadan yolunuza devam etmenin üstelik her şeye rağmen, gözü kara bir şekilde, içinizde büyük bir tutku eşliğinde devam etmenin her ne pahasına olursa olsun diyerek mutlaka izleyin derim. 
Filmin alt metinleri ve psikolojik gerilimleri her açıdan masaya yatırılmaya ve incelenmeye değer diye düşünüyorum. 
Bence bir  tutkunuz olsun, ama sizi hayattan alıp koparacak kadar değil. 
Bu filmi çok sevdim, çok beğendim.  Portman'nın o devasa mükemmel, gerçekci, ve hüzünlü oyunculuğunu hiç bir şeyle değişmem arkadaşlar. 
Sevgiler,güzellikler dilerim herkese:)))
Yarın güzel bir gün olması dileğiyle.


ENTER the VOID

- Temel olarak, öldüğünde ruhun bedenini terk ediyor, başlangıçta tüm hayatın gözünün önünden geçiyor, sihirli bir aynada yansıması gi...

Günün Resmi

Günün Resmi
Amerika Hayalim